X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Şöhret benim için bir misafir
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Şöhret benim için bir misafir

  • Giriş Tarihi: 30.5.2016
Şöhret benim için bir misafir
Şöhret benim için bir misafir

Çocuk yaşında müzik dünyasına giren ve geçirdiği değişimlerle her dönemin yıldızı olan , kariyerinin 31. yılında konuğumuz oldu. Sürekli kendini geliştirmeye çalıştırdığını söyleyen Emrah’ın en büyük sırrı ise şöhrete kendini kaptırmaması...

Tarih 22 Nisan 1985... SABAH gazetesinin okuyucularıyla buluştuğu ilk gün... O günden beri Türkiye'nin en büyük ve en önemli gazetelerinden biri olmayı başaran SABAH; yaptığı haberlerle gündem oluşturmaya, ülkenin nabzını tutmaya devam ediyor.

1985'te hayatımıza giren bir başka isim Erdoğan... Yaptığı albümlerle ve oynadığı filmlerle milyonların gönlünde taht kuran Emrah'ın kariyerinde, SABAH'ın kardeş yayın kuruluşu atv 'nin çok önemli bir yeri var. atv'de yayınlanan dizilerde aldığı rollerle milyonlarca eve giren Emrah önümüzdeki sezon yine aynı ekranlarda olacak. Onunla başarı hikayesini, yarattığı marka değerini ve yeni dizi projesini konuştuk...

- 35 yıldır süren bir yolculuk ve çıtanın her an yukarıda olduğu bir istikrar... 'Emrah' gerçeğini birkaç cümleye sığdırmanızı istesem neler söylemek istersiniz?
- Sizinle bir araya gelmekten dolayı çok mutluyum. Uzun yıllardır bu mesleğin içerisinde yer alan biri olarak, bir noktaya gelmiş olmak değil de o konumda uzun süre aynı istikrarda kalabilmeyi başarmış olmak bence en önemlisi... Nasıl ki SABAH gazetesinin çok büyük bir başarısı, marka olarak bir istikrarı ve duruşu var ise; benim mesleki yolculuğumda da benzer durumu gözlemleyebiliriz. Yaptığım işe, mesleğime hep profesyonelce baktım ve ciddiye aldım. İşime hiçbir kısa süreli bakmadım. Hep gelecek ve uzun süreli projeler üstüne çalıştım ve işimi severek yaptım. En önemlisi de kariyer planlaması benim için hep ilk sıradaydı. İstikrar ve kaliteden ödün vermeden yoluma devam ettim. SABAH gazetesi 1985 yılında yayın hayatına başlıyor, ben de o yıl ilk albümümle meşhur oluyorum ve yıllar sonra SABAH gazetesinin 31. yaşında bu söyleşiyi gerçekleştiriyoruz. Bu benim için çok büyük bir mutluluk ve gurur.

- SABAH gazetesi ile nasıl tanıştınız?
- SABAH ile serüvenimiz aynı yıllarda başlıyor. Kendimi bildim bileli bu gazete var. SABAH gazetesinde yer almak hep önemliydi, hâlâ da önemli... Gündem belirleyen bir gazete. Sabah'ın sayfalarında olmak, gazetede sizinle ilgili bir yazının yazılmış olmasının farkı tartışılmaz... SABAH gazetesi, Türkiye'nin en çok okunan gazeteleri arasında ve bir duruşu var. Markasını hep korudu. Mesela 30 yıl önce bu işe ilk başladığımda çocuk denecek yaştaydım. Çocuk yaşta birinin bu mesleğe atılmış olması ve geçen yıllara birçok albüm, dizi, konser, film, proje sığdırmış olmam ve mesleğimde hala aynı seviyede devam ediyor olmam hiçbir şekilde tesadüf değil. Evet, yeteneğim vardı ve elbette ki Allah 'Yürü ya kulum' dedi ama onun dışında ben de çok mücadele ettim. Aynı şekilde yıllar içinde SABAH gazetesinin de aynı mücadeleyi verdiğini düşünüyorum.

- Bu denli göz önünde olup dışarıda kalabilmeyi başarmak da kolay değil. Siz bunu başarıyorsunuz; hatta yeni işleriniz için promosyon yapma gereği bile duymuyorsunuz... Kendine güven mi, deli cesareti mi, yoksa başka bir şey mi bu?
- Önce kendinize güveniniz olacak. Öz güven olduğu zaman ego problemi de olmaz ve panik yapmazsınız. Kendimden çok eminim ve özgüven sıkıntım yok. Ne olduğumu, nerede olduğumu bildiğim gibi nerede olmadığımı ve ne olmadığımı da biliyorum. Bu, sizi çok rahatlatan, duruşunuzu ve öz güveninizi pekiştiren bir duygu. Yaptığınız işten emin olduğunuzsa zaten duruşunuzdan bellidir. Şunu hiçbir zaman unutmadım; kendi değerimi önce benim korumam gerektiğini biliyorum. Bunun yanında 30 yıl boyunca yaptığım işlerin başarı oranlarına bakıyorum; başarısız olan işlerim de var ama başarı oranı genelde çok yüksek. Sebebi ise hiçbir zaman bir projede bulunmuş olmak için bulunmamam.

- Tuvaleti olmayan, morgun yanında ve sadece 8 metrekarelik bir evden gelerek bugün dünyanın en büyük firmaları arasında olan McDonald's'ın reklam yüzü olmayı başarmış birisiniz. Bu size ne hissettiriyor?
- Rabbim benim hep yanımdaydı. Beni bütün sevgisiyle kucaklayan anam vardı. Çocukluğumun geçtiği yer ve şu an bulunduğum yer arasında çok ciddi bir fark var. Her zaman Allah'ıma şükrettim. Evet, bugüne kadar birçok reklam teklifi geldi ama dediğim gibi sadece reklamlarda oynamış olmak için kabul etmemem lazımdı. Beklemek, sabretmek ve panik yapmamak... Panik insana hata yaptırabilir. Sonrasında dünyanın en değerli ve büyük markalarından biri ile bir kampanya ve projede yer aldım. Çok da mutlu oldum ama hiçbir zaman bunun şımarıklığına kapılmadım. İşte küçük yaşta başlamış olmamın avantajı burada... Hiçbir şeyin havasına kapılmamayı öğrendim. Şükreden birisi olarak Rabbim benim her zaman yanımda oldu. Nasip ve kısmet... Her şey yeri ve zamanı geldiğinde oldu. Çocukluğum tek başıma geçti, beni büyüttü, çalıştı.

- Çocukluğunuz zor mu geçti?
- Çocukluk dönemimden hatırladığım, hep zor şartlar içerisinde olduğumuz ama annem sağ olsun, beni en iyi şekilde büyütmeye çalıştı. Oralardan buralara... Hiçbir zaman hiçbir şeyi duygu sömürüsü olsun diye konuşmadım. Beni tanımayanlar, dışarıdan görenler çok soğuk zannedebilir ama çocuk yaşta bu işe başlamış olduğumu unuturlar. Bilmezler kaç yaşında başlamışım, nasıl sosyolojik ve psikolojik evrelerden geçmişim; bilmezler. Ne zor dönemler atlattığımı, sesimin değiştiğini ama sonrasında yine bu çizgiyi yakaladığımı bilmezler.
Az önce SABAH gazetesinin yıllardır süren başarısını konuşurken uzun yıllardır ne mücadeleler verdiğini konuşmuştuk ya; kolay değil geldiğiniz noktada kalmış olmanız. Düşünsenize, 31 yıl... Ben kendime hep dışarıdan bakarım, dışarıdan baktığımda yıllar önce çocuk yaşta ünlü olmuş Emrah'ın işinin çok zor olduğunu görürüm. Kendinden yaşça büyük insanlar ile muhatap oluyor, yaşaması gereken bir çocukluk dönemi blok olarak yok, çünkü hep çalışıyor. Ünlü olmuş ama onun da ne olduğunu bilmiyor. O çocuğun ne zor dönemler atlattığını çok iyi biliyorum.

- Gerçekten zor bir süreç...
- Benimle ilgili "Bu Emrah kendini ne zannediyor!" diye düşünenler de var. Ben kendimi bir şey zannetmiyorum. Sadece kendi değerimin ve eserlerimin farkındayım. Tekrar söylüyorum, kimse merak etmesin, ben kendimi bir şey zannetmiyorum çünkü zannetmekle emin olmak arasında çok ciddi fark vardır. Kısacası bulunduğum noktayı, nerede olduğumu ve de nerede olmadığımı çok iyi biliyorum.

- Küçük yaşlarda gelen şöhretiniz döneminde Boğaz Köprüsü'nü görme hayaliniz olduğunu duymuştum. Bunu nasıl gerçekleştirdiniz, bu hikayeyi sizden dinlemek isterim...
- 80'li yıllar ve İstanbul'a geliyorum. Duyduğum ve merak ettiğim Boğaziçi Köprüsü'nün üzerinden geçmek istiyorum. Nasıl bir duyguydu acaba... Çocuk kafamla düşünüp yalvarıyordum, "Biz ne zaman geçeceğiz köprüden?" diye. Albüm yapılıyor, filmler çekiliyor, şöhret olmuşum, herkes beni tanımaya başlamış... Ama ben sadece tek bir şey soruyorum: "Beni Boğaz Köprüsü'nden ne zaman geçireceksiniz?" O zaman ünün ve ünlü olmanın ne olduğunu bilmiyorum.

- Ani gelen bir şöhretiniz olmuş...
- Aynen. Diyarbakır'da çıkan amatör bir kasetimden dolayı aniden meşhur oluyorum. Sonra albüm teklifi geliyor ve İstanbul'a geliyorum. Çıkardığım bir kasetle meşhur oluyorum. Çok farkında değilim, o yaşta bildiğim bir konu da değil. Herhangi bir müzik eğitimi de almamıştım. Kimse bana 'Şöhret olmak istiyor musun?' diye sormadı. Ben bir anda şöhret oldum. Allah'ımın bana verdiği bir yetenek var. Size o çocuğun duygularını, psikolojisini anlatıyorum. O yaşta şöhret olmuş ama ne olduğunu anlamamış bir çocuğu anlatıyorum. Kolay bir şey değil...

- Toplumun her kesiminden milyonlarca insana dokunan bir insanın bu kadar mütevazı olması sizce de zor değil mi? Dışarıdan kendinize baksanız bu durumu nasıl anlatırsınız?
- İnsanlar tarafından sevilmek, tanınmış olmak çok güzel bir şey. Hangi alanda olursanız olun, başarılı biri olunca ünleniyor, tanınıyorsunuz. Sevilmek, tanınmak, bunlar tarifi zor duygular... İnsanların hep içindeyim. Onlarla birlikte yaşamı paylaşmayı severim, toplum içinde hareket ederim, yolda rahat rahat yürürüm... Bunları yaptığınız zaman aslında hayatınızı çok da zorlaştırmamış oluyorsunuz. Elbette herkes gibi her zaman dışarı çıkamıyor, her yere gidemiyorum. Kimin benimle ilgili ne düşündüğünün hiçbir önemi yok. Şöhret ve ben... Şöhret beni idare ederse farklı, ben şöhreti idare edersem durum farklı olur. Ben şöhretin bende nerede olduğunu biliyorum. Şöhret sizin üzerinizde bir üstünlük kuruyorsa, o zaman işiniz zor. Şöhret benim için çok sevimli bir misafir.

- Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Hanımefendi Emine Erdoğan sizin sanatçı kimliğinizi takdir ediyor. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?
- Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Ailesi çok değerli insanlar. Çok iyi, sanata ve sanatçıya değer veren bir aile... Kendilerine çok teşekkür ediyorum. Sayın Hanımefendi Emine Erdoğan, yönetmenliğini yaptığım Gelmeyen Bahar filminin galasına teşrif ederek beni onurlandırmıştı. Kendilerine bir kez daha çok teşekkür ediyorum.

- Duruşunuzla birçok gence örnek oluyorsunuz. Spor yapıyor, sigara-alkol kullanmıyorsunuz... Gençlere tavsiyeleriniz var mı?
- Ne güzel, insanlara doğru örnek olabiliyorsam ne mutlu bana... Çalışmayı çocuk yaşta öğrenmiş biri olarak çalışan insanlara, çalışarak başarıya, hedefine ulaşmış gençlere hayranım. Mesleklerini, işlerini yaparken "Ben artık oldum, tamam" gibi cümleler kurmalarını istemem. "Benden daha iyisi yok" demek en büyük yanılgı! Mesela ben hâlâ öğrenmeye devam ediyorum.

- Yardımsever sanatçılardan birisiniz. Diyarbakır'da engelliler için okul yaptırdınız, Yalova depreminde evinizi depremzedelere verdiniz, lösemili çocuklar için çalışmalar yaptınız...
- Bu konularda konuşmayı tercih etmiyorum. Bunlara, sadece siz sorduğunuz için cevap veriyorum. Diyarbakır'da yaptırdığım okulda yüzlerce engelli çocuğun eğitim alıyor olması benim için dünyadaki en büyük mutluluk. Bundan daha büyük bir mutluluk yok. Doğduğum topraklara, annemle babamın adına okul yaptırmış olmak çok güzel bir duygu. Kafamı yastığa koyduğum zaman vicdanım rahat. Yaptığım yardımları da insanlar bilsin diye değil, içimden ve yüreğimden geldiği için yaptığımın bilinmesini isterim. Önemli olan Allah'ımın biliyor olması...

EVİME, ATV'YE DÖNÜYORUM

- Yıllardır tüm dizi projelerini reddediyorsunuz ve şimdi yeniden dönüyorsunuz...
- Evet, öyle oluyor. Sürprizi ilk size açıklayayım. Çok değerli bir insan, aynı zamanda yapımcım sevgili Mehmet Yiğit Alp'in şirketi NTC Medya ile anlaştım. Ve yıllar sonra yeni sezonda yepyeni bir proje ile atv ekranlarında olacağım. Aslında evime dönüyorum diyebilirim. Çünkü atv kurulduğundaki ilk transferlerden biriyim. 20 küsur yıl sonra tekrar aynı kanalda olmak benim için büyük bir onur ve başarımın tasdikidir. Bence eve dönmemin zamanı gelmişti diyebiliriz.

ANNEM YOLDAŞIM KADER ARKADAŞIM

- Annenizin üzerinizde çok büyük etkisi var. Ona sevginizi herkes biliyor. Nasıl bir anne anlatır mısınız?
- Doğduğum evin yan tarafı hastaneydi altında da bir morg vardı. Öyle bir kar yağardı ki, yollar kapanırdı. Annem beni evde bırakıp gidiyordu. Kimse yok, tek başına kalıyordum. Okula giderken çantam olmadığı için naylon torbanın içine defterleri koyardım. Yemek zamanında da annemin çalıştığı iş yerine giderdim. Biliyordum orada yemek vardı ve annem tabldotunu benim için ayırırdı. Annem benim için arkadaş, yoldaş, kader arkadaşı... Allah ondan razı olsun, ömrü uzun olsun, sağ olsun. Annemle ilgili duygularımı geçen gün doğum gününde kendisine ilettim. Kendisi için çıkartılan tabldot yemeği benim için ayıran bir kadın benim annem... Tek başıma yaşadığım bir çocukluk var. O bana her şey oldu. Bizim aramızdaki anneoğul sevgisi çok farklı... O benim için, ben onun için çok değerliyim.

BABAMIN DİKİŞ MAKİNASI BENDE

- Son çıkardığınız Terzinin Oğlu adlı albümünüzde kendi isminiz hiç geçmiyor. Albümü rahmetli babanız Elyesa Erdoğan'a mı adadınız?
- Evet. Sadece albümün kapağında fotoğrafım var ve hiçbir yerinde ismim yazmıyor. Sadece Terzinin Oğlu... Benim rahmetli babam bir terziydi, ben de onun oğluyum. Evet, ünlü biri olabilirim ama özünde bir terzinin oğluyum. Rahmetli babam çok onurlu bir esnaftı. Kendisini hiç görmememe rağmen onun terzilik döneminde kullandığı ütüyü, ütü tahtasını ve dikiş makinasını saklıyorum. Onların bendeki değeri hiçbir şey ile ölçülemez. Babamın bu değerli eşyalarını en güzel yerde saklıyorum.

MİCHAEL JACKSON CEKETİM VARDI

- Müzik tarihimizde ilk biletli stat konserine imza atan, kasetleri milyonlar satan, şarkıları hala paylaşılamayan, çoğu müzik yazarı tarafından Michael Jackson'a benzetilen birisiniz. Bunlar için neler diyeceksiniz?
- Bir çocuk meşhur oluyor, büyüyor, ergenlik çağına giriyor, sesi değişiyor ama her dönemde kendini kabul ettirmeyi başarıyor. Bu kolay bir şey değil. Michael Jackson benzetmesi o dönem çok konuşulmuştu. Hatta bir dönem bana deri Michael Jackson kıyafeti bile yaptırılmıştı! (Gülüyor)

ARABESK HİÇBİR ZAMAN BİTMEZ

- Bugüne kadar müzik dünyasının en büyük isimleri olarak gösterilen, günümüzde adlarına onur albümleri çıkartılan çoğu isimle aynı sahneyi paylaştınız. Günümüzde yeniden bir arabesk furyası başladı; bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Zeki Müren ile aynı sahneyi paylaşmak bir onur; tartışılmaz. Çok önemli kişilerle sahneye çıkmak bana nasip oldu ve buradan da çok ciddi tecrübeler elde ettim. Her dönem 'Arabesk furyası tekrar başladı' gibi şeyler söylenir; oysa ben arabesk diye adlandırılan tarzın müzikseverlerin kalbinden hiçbir zaman çıkmadığını düşünüyorum. 90'lı yıllardan sonra arabesk diye adlandırdığımız müziğe çok farklı bir bakış açısı kazandırdım. Altyapısı farklı, üstünde arabesk nağmeleri olan bir Emrah, insanlara ilk başta garip gelmişti. Haydi Şimdi Gel benim en çok satan albümlerimden biri oldu. Ben bunu arabesk diye adlandırmadım; içimden nasıl geldiyse öyle şarkılar yaptım ve o şarkılara kendimce bir tarz ve biçim oluşturdum. Zaten benim şarkılarım farklıdır. Hatta sektörde 'Emrah tavrı' diye bir şeyin müzisyenler arasında konuşulduğunu biliyorum. Emrah şarkılarını illa kategorize etmek isterseniz, serbest çalışmalar diyebilirsiniz. Ayrıca şunu da belirtmek isterim; bir kendi şarkılarını üretip yorumlayanlar var, bir de sadece başkalarının şarkılarını okuyanlar... Benim kariyerimde, başarımda; kendi ürettiğim şarkılarımı söylememin çok ciddi bir payı var.