X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Aşkı meta haline getirmek istiyorlar
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Aşkı meta haline getirmek istiyorlar

  • Giriş Tarihi: 27.1.2013

Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Do ç. Dr . Fey za Ak Akyol

- Kadınlar için evlenmek neden bu kadar önemli?
- Türkiye gibi toplumlarda aile kavramı hâlâ çok önemli. Bireysellik kültürü bizde yaygınlaşmış değil. Anadolu'da zaten ailenin dışında bir birliktelik düşünemeyiz. Modern kentli Türkiye'de ise kadınlar erkeklere göre daha dezavantajlı durumda. Görünürde bazı toplumsal değişimler olmuş olsa da, toplumsal değerlerin aktarımı da söz konusu. Yani kadın çok iyi para kazansa da, sokakta artık daha rahat hareket etse de, kendi kendine yetse de, evlilik her kentli kadın için önemli bir koruyucu kalkan.
- Neyi sürdürüyor?
- Herkesin ihtiyacı olan o statüyü sürdürüyor. Eğer çocuklu bir kadınsanız, çocuğunuzu aile içinde yetiştirmeniz gerekiyor, çünkü çocuğu yalnız büyütmek Türkiye'de kabul görmüş bir durum değil henüz. Ekonomik bir yanı da var. Pahalılaşan hayat insanları zorluyor. Çünkü yetinmeyen bir toplumuz, çok kazandıkça, daha fazlasını isteriz. En lüks arabayı kullanmak, en iyi yerde oturmak istiyoruz. Kadın kendini birey olarak hissetse, iki oda bir salon bir evde oturup, basit bir arabayla mutlu olabilir. Ama o her şeyin en iyisini isteyince, ekonomik imkanları olan bir eşle istediği hayata ulaşmak kolay geliyor.
- Kadınların bir erkekle beraber olma gerekçeleri bunlar mı?
- Son geleceğim nokta, çocuğun soyunun, ekonomik hayatın devamı. Ama açık açık dile getirilmese de biliyoruz ki evli kadın namus açısından dokunulmayacak kadındır. Aslında kadınlar için evlilik, bir tür koruma kalkanı... Bunu, birçok ünlü vakada da gördük; aldatılsalar bile eşlerini bırakmadılar. Çünkü bir erkekle birlikte olmak, onlara bir başkasının bakmayacağını garanti ediyor.
- Güvende hissediyorlar yani.
- Maalesef kadınlar ne kadar modernleşseler de, kültürel olarak daha yüksek bir seviyede olsalar da, hâlâ aşılmamış bir mesele var. Üstelik bu durumu eğitimsiz kadınlarda değil, eğitimli kadınlarda daha sık görüyoruz. Toplum içinde kendilerine güvenleri yok ve açıkçası bu anlaşılır bir durum. Çünkü bizim toplumumuzda birey olan kadının karşısına birçok sorun çıkar. Ev tutarken, çalışırken... Ailesinden de, arkadaşından da baskı gelir. Bir de bir erkekle birlikte olmak, çift olmak duygusu da önemlidir.
- Evlenememekten korkuyorlar mı?
- Korku değil. Yaptığımız çalışmalarda gördük ki, gençler de anneleri gibi evlenmek istiyor. Hatta bunu erken yaşlarda yapmak istiyorlar. Aynı zamanda çalışmak, kariyer yapmak, okumak da. Herkeste üniversiteyi bitirdiği anda evlenme düşüncesi var. Şimdiki gençler evlenirken her şeyi birden istiyor. Bir yanıyla evliliği gerçek hayata başlama noktası gibi görüyorlar. Bu bir yaşam modeli onlar için. Bizde bireyselleşmek biraz evlilik üzerinden oluyor. Çelişkili bir durum.

GENÇLER AŞK EVLİLİĞİ YAPMIYOR
- Aşk evliliği mi bunlar?
- Genellikle öyle değil. Aşkın arkasından gelen evlilikler değil bunlar. Ama kafada bir yerde muhakkak evlenme arzusu var. Kimi aşkı, kimi ekonomik rahatlığı, kimi de statü arıyor.
- Hayatlarını kurmuş, farklı erkeklerle tanışmış, ama kendilerine uygun olmayan erkeklerle evlenmek isteyen kadınlar var.
- Toplumsal değerlerin baskısı var. Bunlar hepimizin zihninde var. Egemen kültürün izleri bunlar. Çünkü biz bu kültürün içinde büyüdük. Ama maalesef esas sorun, ne kadınların ne erkeklerin birey olamaması. Yani bu erkekler için de söz konusu, onlar da evlenerek birey olmaya çalışıyor.
- 30'lu yaşlarda kadınlarda panik başlıyor, 'Çocuk sahibi olamayacağım,' diye.
- Aslında eğitimli ve kentli kadınlar Avrupa'da artan ve yükselen yalnızlığın farkındalar. Kent hayatı, iş dünyası bizi yalnızlaştırıyor. Yalnızlık korkusu da, en kolay kaçış olan evliliğe itekliyor insanları. Çocuk sahibi olmak önemli birçok kadın için. Bu da bir neden. Evlenmeden çocuk doğurabilirsiniz, ama hayat çok zor olur.
- Aralarında çok ciddi kültürel farklar olsa bile kadınlar bir erkeği kabul edebiliyor.
- Evlilik kurumunun her şeyden bağımsız kendine ait bir statüsü var. Evlilik, özellikle kadına yeni bir statü getiriyor. 'Şunun eşi, bunun karısı,' olarak anılmak onlar için gerçekten bir statü. Dokunulmazlık söz konusu. Ama kültürel farklılıkları olan çiftler de pekala olabilir. Ama sorunlu olur bu.
- Nasıl sorunlar?
- Hem kariyer hem ekonomik olarak güçlü kadınlar erkeği rahatsız edebilir. Sonuçta egemen kültüre göre çok kazanan, güçlü olan erkek olmalı. Güçlü bir kadın, o erkekte bir şeyi beğenebilir, kendisinden daha az kazanan, daha az eğitimli bir adamı tercih edebilir. Şunu unutmamak lazım, erkek olmak başlı başına bir cazibe unsuru zaten...
- Erkekler ne hissediyor?
- Şimdiki gençlere baktığımızda, yaptığımız araştırmada da gördük ki; kızlar da erkekler de kendi ekonomik statülerine yakın kişilerle birlikte olmayı tercih ediyor. Eski Türk filmleri yok artık, aşk tanımı değişti. Evet, bir aşktan bahsediyorlar, ama bu ihtiraslı bir aşk değil. Her şey hesaplanıyor. Evlilik de öyle. 30 sene sonrası gözlerinin önlerine geliyor sanki. Âşık olacakları kişiye bu hesaplar sonucu bakıyorlar.
- 'Bu bana uygun, buna âşık olabilirim,' diye mi bakılıyor?
- Evet, ama bu öyle içselleştirilmiş bir şey ki, zaten âşık olurken duyguları bu mantıkla ilerliyor. Eskiden âşık olduğunuz kişi sizin için zaten en iyisiydi. İyiye âşık olmazdınız, sizin aşkınızdı onu iyi yapan, ona duyduğunuz tutkuydu. Şimdiyse seçtiğiniz iyi kişiye âşık oluyorsunuz. Toplumsal bir dönüşüm yaşıyoruz. Bizim gibi ülkelerde bu çok daha net yaşanıyor. Bu durum bir basamak olarak kullanıldığı için hâlâ aşk evlilikle birlikte düşünülüyor. Halbuki âşık olursunuz, o aşkı yaşarsınız, bu evlilikle biter ya da bitmez.
- Aşk ve evlilik kariyerin bir parçası gibi...
- Bir ara bu böyleydi. Dört-beş yıldır inanılmaz bir âşık olma hareketi başladı. Herkes âşık olma arzusunda ya da âşık olduğunu söylüyor. O kadar çok söylendi ki, ben bile kendime yabancılaştım. Benim incelediğim, âşık olma haliyle, gençlerin yaşadığı aşk arasında benzerlik var mı diye. 'Gerçekten böyleyse, toplum yeniden mi dönüşüyor?' diye sordum kendime. Duygusal olandan mantıksal olana doğru bir gidiş var. Ama bir yandan da aşk söylemiyle çok daha fazla karşılaşıyoruz. İnsanların aşk kelimesini daha sık telaffuz ediyor olması, aşkın özgürleştiği anlamına gelmiyor. Aksine, bu sözü elinde bulunduran güç odaklarının, kapitalist dünyanın aşkı metalaştırması söz konusu. Çünkü bunun üzerinden ciddi bir kâr elde ediliyor. Sevgililer Günü çok önemli bir gün onlar için. Kapitalist iktidar aşkı araç olarak kullanıyor. Aşkı tahakküm altına alıyorlar. Âşık olduğunuz kişinin size alacağı hediye bile, sizin o kişiye olan aşkınızın devam edip etmeyeceği konusunda belirleyici olabiliyor. Aşkın tanımı, içeriği değişmiş. Aşkı standartlaştırırsanız, kontrol altına almış olursunuz. Aşk bizim için hâlâ özgür bir alan. Aşka sahip çıkmalıyız, çünkü o da giderse hiçbir şeyimiz kalmamış demektir.

ANNA KARENINA ARTIK SAYGI DUYULAN BİR KADIN
- Siz kadınlara ne öneriyorsunuz?
- Âşık olduğunu söylemek kişiyi güçsüz kılmaz. Anna Karenina tekrar tekrar filme çekiliyor. Anna Karenina artık acınacak bir kadın değil. O artık saygı duyulacak bir kadın. Çünkü aşkının peşinde giden biri; dönemin tüm zorluklarına rağmen. Bugün böyle bir durumda belki de bırakıp gitmeyi göze alacaksınız. Bazen bırakıp gitmek de bir cesarettir. Maden o evlilik yürümüyor, başkasına âşık oluyorsunuz, bırakıp gitme cesaretini göstermek gerek. Evliliği aşk getirsin; hesaplar değil.
- Aşkın ömrü hesaplanır mı?
- Âşık olduğunuz kişi gözünüzde değerini korumaya devam ederse aşk da sürer. Aşkı üç yıl, beş yıl sürer diye hesaplara inanmıyorum. Aşkın hesabı olmaz. O aşka sahip çıkalım. En azından herkesin aşkı kendisi için çok özelidir, yanındakinin ya da ötekinin gözünden bakmamak lazım. Gerekirse yalnızlığı tercih etmek gerek... Kişi huzurlu ve mutlu olmak ister. Bu mutluluk bazen aşkla, bazen evlikle, bazen de yalnızlıkla gelir.