X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bir ayrılık hediyesi olarak PR
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bir ayrılık hediyesi olarak PR

  • Giriş Tarihi: 27.1.2013

Eskinin ünlü magazin televizyoncusu, şimdinin magazin figürü Can Tanrıyar, karısı Petek Dinçöz'den ayrıldıktan sonra ilişkileri hakkında sürekli konuşmaya başladı. Tanrıyar'ınki, 'aşk acısı' mı, 'ayrılık PR'ı mı okuyup karar verin

Her şeyin iz bırakmaz bir gösteriye dönüştüğü çağımızın iki medya kahramanı, televizyonlardan naklen yayınlanan bir nikah töreniyle milyonların önünde 'hastalıkta sağlıkta birliktelik' sözü veriyor. Gösterilmeyenin adeta yok sayıldığı günümüzde aşkları ve birliktelikleriyle var olduklarını ispatlamaya çalışıyor gibiler. Ünlü showman Beyazıt Öztürk'ün canlı yayında sunumunu yaptığı törende erkek tarafının nikah şahitliğini geçtiğimiz günlerde terk-i dünya eyleyen meslek büyüğümüz Mehmet Ali Birand yapıyor. Birand, çift sonradan boşanacağı için damadın sitemlerine maruz kalacağından bihaber, görevini layıkıyla yerine getiriyor. Kız tarafının şahidi ise dönemin Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) başkanı Zahit Akman. Akman'ın şahitliğiyle RTÜK, hayırlı bir işi sansürlemek şöyle dursun, tüzel kişiliğiyle teşvik etmiş oluyor bir yerde. Nikahı da 'medyatik' Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal kıyıyor. Gelinin adı Petek Dinçöz, damadınsa Can Tanrıyar...

BİR DARGIN BİR BARIŞIK
Bundan tam beş yıl önce, 11 Ocak 2008'de gerçekleşen bu düğünden iki yıl sonra Dinçöz ve Tanrıyar, Fatih 2. Aile Mahkemesi'nde görülen dava sonucunda resmen boşandılar. Ardından şanslarını tekrar denemek istediler ve bu kez nikahsız bir araya geldiler. Ancak ilişkileri yine yürümedi, Eylül 2012'de de tamamen ayrıldılar. Bir gazeteci/televizyoncu olarak yola çıkıp, çok izlenen magazin programlarının yaratıcısı olduktan sonra kendisi bir 'celebrity'ye dönüşen Can Tanrıyar, ayrılığın üstüne ilişkisi hakkında sürekli konuşmaya başladı. Sanki evlenirken hiç estetiği yokmuş gibi "Ben o burnu kemerli, şişman ve saf Petek'e aşıktım. Estetiklerden sonra eskisi gibi olması mümkün değil," türünden tutarsız cümleler sarf etti. Istırap çeken aşıklara özgü bir öfkeyle "O artık öldü," kabilinden açıklamalar yaptı. Eski karısının önceki adına gönderme yaparak "Bu kız artık Petek değil, ben onu Diydem olarak kabul ediyorum ve bu yeni kız beni hiç ilgilendirmiyor," diyerek kirli değilse de eski çamaşırları ortaya serdi. Tanrıyar'ın kayınvalidesi ile eşinden önce tanışma hikayeleri bile nahoş biçimde tartışma konusu oldu. Sonra Tanrıyar, gereksiz bir biçimde Dinçöz'ün evde kullandığı pofuduk terlikleri diline doladı. Böyle davranarak bir gazetecinin başına gelebilecek en kötü şeylerden birini yaşadı, haberin yaratıcılığından 'haberin nesnesi'ne dönüştü.

YÖNETTİĞİ FİLMİN FİG ÜRANI DA OLDU
Canlı yayına sarhoş çıktı, zafiyet içinde bir insan görüntüsü verdi. Magazin âleminde ne kadar saygın olunabilirse o kadar saygındı ama bu davranışlarından ötürü o saygınlığını da yitirdi. Bununla da yetinmedi, başarıyı -tabii onunkine de ne kadar başarı denirse- büyük oranda kendisi sayesinde yakalamış bir insanın karşısında örneğine az rastlanır bir acziyet sergileme pahasına, "Bu filmin yönetmeni Petek. Ben sadece figüranım," dedi. Şöyle bir cümle bile kurdu: "Yastığımdan, yatağımdan nefret ettiysem sebebi sensin! Keşke, keşke kokunu da alıp gitseydin." Derken 'sanatı' -ulvi bir maksat içinaşk acısını unutup verimli olma gayesiyle kullanma evresine girdi ve müzikle iştigal etmeye başladı. Adorno'nun yaptığı tasnifi referans kabul edersek 'sanat' diyoruz, zira bu tasnife göre Kültür Endüstrisi 'yüksek' ve 'düşük sanat'ı zoraki bir araya getirir. Tanrıyar'ınki de 'düşük' de olsa sanattı. Tweetlerinden anladığımız kadarıyla Tanrıyar gayesinin fevkalade bilincindeydi: "Allah'a şükür beste yaptım, söz yazdım. Albüm çıkardım ve artık şarkılarımı kendim söylüyorum. Bunlar sayesinde başka bir dünyaya kaçabiliyorum. Müzik bu nankör dünyada benim kurtarıcım oldu." Bu arada Petek Dinçöz mahkemeden, Can Tanrıyar'a karşı koruma kararı çıkarttı. Bu karara göre Tanrıyar, altı ay Dinçöz'ün yanına yaklaşamayacaktı.

'PETEK AR TIK YENG ENİ Z OLUR'
Can Tanrıyar 1960 senesinde İstanbul'da doğdu. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi'nden mezun oldu. Gazeteciliğe çok erken yaşlarda başladı. Petek Dinçöz'le tanıştıktan bir süre sonra bir gün çalıştığı dergide mesai arkadaşlarına "Petek artık yengeniz olur," dedi ve böylelikle ilişkileri başladı. İlişkileri sürerken Tanrıyar'ın alkol alıp Dinçöz'ü dövdüğü yönünde iddialar var. Çift ayrıldı ama ilişkileri kamuoyu önünde tartışılarak devam ediyor. Önümüzdeki Sevgililer Günü'nde albümlerinin çıkacağı düşünüldüğünde PR olasılığının hiç de uzak olmadığı daha iyi görülür. Tanrıyar, Petek Dinçöz'ü Petek Dinçöz yapan adam. 18 yaşında tanıdığı Dinçöz'ün elinden tuttu, onu şarkıcı yaptı. Eskiden ayrılıktan sonra kadınlar konuşur, sırları ifşa eder, hem kendilerini hem de ayrıldıkları kişiyi küçük düşürürdü. Artık tersi oluyor; kadınlar ayrılıktan sonra daha 'dirayetli' davranıyor. Mümkün mertebe konuşmuyor. Hayatın başka alanlarında da 'güçlü erkek out', 'güçlü kadın in' prensibi işlemeye başladı ki bu, toplumun genetiği açısından hiç sağlıklı bir şey değil. Can Tanrıyar, belli ki fazlasıyla alıngan biri, fazla yüklenmeyelim diyeceğim ama ayrılıktan sonra kurduğu cümleleri görünce insan, milyonların önünde böyle davranan biri ya kişiliğinden ödün verecek kadar sevmiştir ya da ayrılık üzerinden PR yapıyordur diye düşünmeden edemiyor.

ALEVİ BİR DEDENİN TORUNU
Can Tanrıyar, Dersim Pülümürlü bir Alevi dedenin torunu. Dedesinin Eyüp Defterdar'da bir değirmeni vardı. Babaannesi de Malatya'nın Pötürge ilçesinden ve kuvvetle muhtemel Kürt. Tanrıyar "Alevi kökenli bir ailenin çocuğuyum. Fakat 15 yaşımda oruç tutup, namaz kılmaya karar verdim. Hanefi usulüne göre..." dedi. Tanrıyar, İstanbul'un Eyüp ilçesinde büyümüş. Eyüp Belediye Başkanı Ahmet Genç'le yakınlarmış. Genç, Can Tanrıyar'ın okul yıllarında cebinde takke ile dolaştığını söylüyor. Tanrıyar'ın şu açıklamaları çocukluğunda büyüklerinin tembihi ile mezhebini sakladığını gösteriyor: "Okula giderken, 'Dersimli, Tuncelili olduğunu söyleme' derlerdi. Biz de ilkokulu bitirene kadar hiç söylemedik, büyük sözü dinledik. Sonra Aleviliği algıladık. Dedem bir Alevi dedesiydi. Ramazan'da oruç tutmazdı ama babaannem oruç tutar, her zaman namaz da kılardı.