X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Eğitim yetmiyor, evlilik şart!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Eğitim yetmiyor, evlilik şart!

  • Giriş Tarihi: 27.1.2013

Hayat değişiyor, kadınlar da. İyi eğitimli, para kazanan, ayakları üzerinde duran çok kadın var. Kadınlar güçlendi ama yalnız olmak istemiyorlar, hâlâ çoğuna göre statü için 'erkek' şart. İşler öyle bir hale geldi ki, sözümüz meclisten dışarı: Evde kalmamak, bir erkeğin kadını olmak için her yol mubah

'Kız kurusu', 'Evde kalmış', 'Kocan olsun, çamurdan olsun'... Bu ifadelerin hepsi çok tanıdık, dolayısıyla tercümesi elbette kolay ama can yakıcı. Hatta o kadar can yakıcı ki, bir kadın ister yıllarca okuyarak doktor olsun, ister erkek işi diye tabir edilen işleri erkeklerden daha iyi yapsın, ağzıyla kuş tutsun, astronot olup uzaya çıksın, hiç kimseye ama hiç kimseye ihtiyacı olmasın, fark etmiyor. Belki de bu sözleri duymamak için gencinden yaşlısına bekar kadınların çoğu bir erkeğin getireceği statünün, evliliğin ya da en azından bir ilişkinin peşinde. Kim onları suçlayabilir? Yalnızsan zayıfsın, saldırılara açıksın; en iyi ihtimalle, herhangi bir erkeğin tercih etmediği bir kaybedensin... Bu öyle bir baskı ki, kadınların çoğu 'Sinek kadar olsun, başımda kocam bulunsun' durumuna gelmiş, erkeklerden beklentilerini en aza indirmişler, bu onları mutsuz etse de... Erkek cephesi ise memnun durumdan. Elbette beş parmağın beşi bir değil, ama başarısız, zayıf, çirkin bile olsalar sırf erkek olmaktan kaynaklanan güçlü bir avantajları var onların; erkekler kaçan, kadınlar kovalayan pozisyonunda. Kadınlar normal koşullarda dönüp bakmayacakları erkekleri bebek gibipohpohluyor, ne paralarını esirgiyorlar onlardan, ne de enerjilerini. Aşkı soruyorsanız, aşk evlilikleri çoktan filmlere, romanlara hapsolmuş. Bunu biz değil, Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi, Türkiye'nin 'aşk sosyolojisi' konusunda çalışan tek akademisyeni Yrd. Doç. Dr. Feyza Ak Akyol yaptığı araştırmalara dayanarak söylüyor: "Gençler arasında yaptığımız çalışmalarda gördük ki, aşkın tanımı değişmiş. Gençler evlenmek istiyor. Aşk derken ihtiraslı bir durumu değil, hesaplanmış bir ilişkiyi kast ediyorlar." Evlilik danışmanı İnci Yeşilyurt ise yapılan kötü seçimlerde toplum kadar kadınların da dahli olduğunu belirtiyor: "Kadınlar garantiyi sever. Azla yetiniyorlar, daha iyisini bulsalar onunla evlenirler." Yrd. Doç. Dr. Feyza Ak Akyol başka bir tehlikeden de bahsediyor: "Kapitalist sistem aşkı bir meta haline getirmek ve onu kontrol etmek istiyor. Aşk, bize kalan, özgür hareket ettiğimiz tek alan, onu da kaybetmemeliyiz."

ŞIMARIK PRENSESİN, DAHA ŞIMARIK SEVGİLİSİ
E.D. (35) - Avukat: "Hariçten gazel okumak kolay elbette. Ne de olsa bu hikayenin 'kahramanı' değil, sadece 'esas kızın' arkadaşıyım. Esas kız, ismi lazım değil, İstanbullu bir memur ailenin biricik, hafiften şımarık, 30'larını süren çıt kırıldım kızı. Anadolu lisesi, üniversite, yurtdışında mastır derken reklamcı çıktı. Birkaç yıl ülke ülke gezdi, pek çok sevgilisi oldu ama uzun süreli tek bir ilişki yaşadı. Sonunda döndü İstanbul'a, satın aldığı daireyi dayadı döşedi (iyi para kazandığını söylemem gerek). Spor salonuyla partiler arasında mekik dokurken; sayısını bilmediğim, farklı adamlarla denemeler yaptı, eş dost çevresinin, annesinin münasip gördüğü 'damat namzetleri'yle buluştu; ne var ki hiçbiri 'tutmadı'. İŞ

ARAMAYA TENEZZÜL BİLE ETMİYOR
Derken esas oğlan (kızın çocukluk arkadaşı) çıktı sahneye. O da memur bir ailenin evladı, o da 30'larını sürüyor. Mühendis. Uzun yıllar yurtdışında kalmış, iyi para kazanmış. Arkadaşım 'Evlenmiş boşanmış, bir çocuğu var,' dediğinde, sesindeki bastırmaya çalıştığı endişeyi duymuş, muhafazakarlığını yadırgamıştım. Devamı geldi. Birlikteliklerini ilan ettikten iki hafta sonra adam kızın dairesine taşındı. Bir yerleşti, pir yerleşti: Faturaydı, alışverişti evin hiçbir masrafına katılmıyor. Sürekli o bar senin bu kulüp benim, o şehir senin bu ülke benim geziyorlar; tüm masraflar kız tarafına ait. Adam çalışmıyor. 'Burada alacağım para beni kesmez, ancak yurtdışında çalışırım,' diyerek iş aramaya tenezzül dahi etmiyor. Bununla beraber kızın yaptığı harcamalara müdahale ediyor. Bütün gün evde oturuyor, kızın işten gelip yemek yapmasını bekliyor. Bitmedi. Ara ara kız arkadaşını, herkesin ortasında aşağılıyor, ayrılmakla tehdit ediyor. İlişkisi yüzünden kızın ailesiyle arası bozuldu. Ve psikolojisi de; düzenli aralıklarla psikiyatra taşınıyor. Bu durum iki yıldır devam ediyor. Peki benim arkadaşım ne yapıyor? Adama 'Evlenelim,' diye baskı yapıyor! Bu kadarla kalsa iyi. Parmağında şeytan tırnağı çıkma ihtimali olsa yataklara serilen kızcağız, erkek arkadaşı için saçını süpürge ediyor, maddi ve manevi olarak kendini tüketiyor. Pek çok şeyi burada anlatmam mümkün değil, birçok şeyi de bu ilişkiyi onaylamadığımı bildiğinden arkadaşım benden gizliyor. 'Âşık mı?' derseniz, bence değil. 'Ailesi mi baskı yapıyor?' diye sorarsanız, cevabım 'Hayır'. Ama hedefleri var. Kafasında oluşturduğu/oluşturulan bir ideal var, ne pahasına olursa olsun, onu yaşamaya çalışıyor... Tam vaziyeti kabullenmiştim ki, geçenlerde umutlarımın yeniden yeşermesine neden olay yaşandı. Arkadaşım sevgilisini terk etti! Bir gece ansızın tası tarağı topladı. Bütün arkadaşlar başına toplandık, bir dakika yalnız bırakmadık, tesellinin dibine vurduk. Dört gün sonra duydum ki, adam barışmak istemiş, konuşmak üzere buluşmuşlar. O günden beri haber alamıyorum arkadaşımdan; ben de arayıp sormak istemiyorum, rahatsız etmekten korkuyorum..."

ÖNEMLİ OLAN PARMAĞIMDAKİ YÜZÜKTÜ
M.K. (42) - Mühendis: "Hayat standartlarım, eğitimim ve toplumdaki duruşumla hiç ama hiç örtüşmeyen tarzda biriyle evlendim ben. Üstüne üstlük dünya görüşümüz de farklıydı. Bu evliliğin tek sebebi aşk diyemem, aşka haksızlık olur. Benimki biraz bencillikti aslında. Fotoğraf albümlerindeki benle aynalardaki ben arasında ciddi bir fark olduğunu görüp paniğe kapıldığım bir dönemdeydim. Yalnız yaşlanmak istemiyordum. Toplum içerisinde evli olarak konumlanmanın da çok önemli olduğunu inanıyordum. Sevgisini, ilgisini, hayranlığını belli eden bir adayım da vardı. Gözü kapalı daldım evliliğe. Çevre ve yetiştirilme tarzındaki farklılıkların da eğitim farkının da kapatılabileceğine inandım. Aslında böyle olmadığını biliyordum, ama tek istediğim toplumda yine evli bir kadın olarak anılmaktı. Geçmişteki kötü tecrübemin benim için hiç önemi yoktu. Biraz yenilen pehlivan güreşe doymaz misali... Her türlü uyumsuzluğa rağmen evliliği sürdürebileceğime inandım. Sonuçta önemli olan toplum içinde evli bir kadın olarak yeniden konumlanmamdı. Güven duygumu arkama alıp evliliğimi mantık çerçevesinde sürdürür pozisyonumu belli bir noktada sabitleyebilirdim. İtiraf ediyorum, ben buna inandım.

GÖRMEZ DEN GELDİM
Tek olmaktansa çift olmayı önemli buluyorum. Önemli olan kiminle evli olduğum değil, parmağımda taşıdığım yüzük. Açıkçası sosyokültürel farkları görmezden gelmek değil, tam tersine, bu farklara rağmen karşımdaki insanı evirip çevirebileceğime, istediğim yere taşıyabileceğime inandım. Evli olmak adına bana ilgi duyan bir erkekten istediğim koca modelini 'inşa' etmeye çalıştım. Bunu başarabileceğime inandığım için evlendim. Yaptığım hatanın bedelini ödeyip yeniden başlayacak güce sahibim. Eski düzenime döndüm bile, ama etrafa baktığımda benim gibi davranan çok kadın olduğunu görüyorum..."