Otoriteye NO diyen adam

Giriş Tarihi: 27.1.2013

En İyi Yabancı Film Oscarı'na aday olan ve bu hafta gösterime giren No filminde, diktatör Pinochet'nin ipini çeken reklamcıyı oynayan Meksikalı aktör Gael Garcia Bernal, insanların kalplerini, etkileyici bakışlarıyla fethetti, son zamanlarda rol aldığı yapımlarda ise otoriteyle savaşan bir isyankara dönüştü. Acaba 35 yaşındaki Bernal bize ne söylemeye çalışıyor?

Bir oyuncunun siyasi görüşlerini bildiğinizi fark ettiğiniz anlar vardır. Mesela, hakkında hiçbir şey okumamış da olsanız Susan Sarandon'ın idam karşıtı bir demokrat olduğunu, filmlerini izleyerek anlarsınız. Meksikalı devrimci Emiliano Zapata'yı ve başka isyankarları canlandıran Marlon Brando'yu da oyunculuğu kadar rol seçerken yaptığı siyasi tercihlerle de hatırlamadan edemeyiz. Oynadığı her rolle siyasi bir cümlenin kelimelerini telaffuz eden bu tür oyuncuların son dönemdeki en iyi örneği ise 1978 doğumlu Gael Garcia Bernal herhalde. Bernal, iki farklı yapımda Che Guevara'yı canlandırdı. Yetmedi, senaryosunu Ken Loach filmlerinden tanıdığımız Paul Laity'nin yazdığı Yağmuru Bile'de yönetmen karakteri oynadı, Kristof Kolomb'un keşfettiği coğrafyalardaki yerlileri nasıl sömürdüğünün hikayesini anlattı. Türkiye'de cuma günü gösterime giren No'da ise darbeci bir generalin başına bela olan reklamcı olarak çıkıyor karşımıza. Bir sonraki projesi mi? Halka adalet dağıtmak için yollara düşen Zorro desek? Bunları yanyana koyunca Gael Garcia Bernal'in politik bir adam olduğunu idrak etmek kolaylaşıyor. Son filmi No'nun konusu tanıdık gelebilir. Bir general demokrasiyi zapturapt altına aldıktan sonra referandum düzenleyerek halka soruyor: "Askerler tarafından yönetilmeye devam etmek istiyor musunuz?" Sene 1988. Ülke Şili. Diktatörün adı Augusto Pinochet. Referandumda halka sunulan seçenekler: Evet ve Hayır. Muhalefet partileri dinsizin hakkından imansız gelir diyerek harekete geçiyorlar. Militaristlerin propagandasını etkisiz kılma ve referandumdan hayır sonucu aldırma işini bir reklamcı olan Rene Saavedra'ya veriyorlar. Yani Bernal'e. Saavedra da çok iyi bildiği serbest piyasa kurallarını uygulayarak referandumu kazanmak üzere harekete geçiyor.

PEMBE DİZİLERDEN İNŞAAT İŞÇİLİĞİNE
Bernal'i tanımlarken radikal demokrat diyebiliriz sanırım. En son Cannes Film Festivali sırasında Amerikan GQ dergisine verdiği demeçte "Demokrasi seçim demek değildir," demesinden belli bu. "Bize demokrasinin seçimlere katılmak olduğu öğretildi. Oysa değil. Seçimler demokrasinin en korkunç tarafı. En sıradan, önemsiz, kirli yanı." Bernal'in siyasi tutumunu çok iyi özetleyen sözler bunlar. Demokrasiyi, insan haklarını, hatta sinema sanatının kendisini sorgulamamızı isteyen bu adamı neden hep isyankar rollerde gördüğümüzü de belki biraz açıklıyorlar. Aslında her şey bir pembe diziyle başlamıştı. Yıl 1992. Bernal 14 yaşında. Ülkesi Meksika'da milyonların izlediği El abuelo y yo adlı bir dizide, yetimhanede büyümüş, cesur ve hayatın sillesini yemiş Daniel'i canlandırıyor. Yaşı genç ama hem iyi para kazanıyor hem de seyircilerin beğenisini. Fakat bunlar yetmiyor. Günlerden bir gün Avrupa'ya gidip arazi olmaya karar veriyor Bernal. İstikamet Londra. Bernal'in Londra'da baba parası yiyip gününü gün ettiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Kendisi Hackney'de bir inşaatta çalışmış. Çimento sürdüğü tuğlaları üstüste koymuş, bir binadan diğerine koşmuş. Part time inşaat işçiliği yaparken bir yandan da Central School of Speech and Drama'ya kaydolmuş. İngiliz Daily Telegraph gazetesiyle yaptığı bir söyleşide "Mexico City'e oranla çok daha içine kapalı ve keşfetmesi zor bir yer," diyerek tanımlıyor Londra'yı. Buradaki büyük çıkışını 1999'da yönetmen Alejandro Gonzalez Inarritu'dan bir teklif alınca yapmış. Lakin okul derslerine devam etmesini şart koşmuş. 21 yaşındaki Bernal de tropik bir hastalığı olduğunu ve tedavi olmasının yegane yolunun Mexico City'ye dönmesi olduğunu söyleyen bir sağlık raporuyla okuldan izin almış. Hayatını değiştirecek filmde Paramparça Aşklar ve Köpekler'de oynaması için önce çok uzaklara gitmesi, sonra da geri dönmesi gerekmiş.

İKİ KERE CHE'Yİ CANLANDIRDI
Meksika'daki üniversite yıllarında felsefe eğitimi alan Bernal'in siyasi tonlara sahip ilk filmi, daha sonra Harry Potter serisinin en ilginç bölümlerinden birine ve başka önemli filmlere imza atacak Alfonso Cuaron'un Ananı da!'sıydı. Burada solcu bir aileden gelen ve sevgilisi İtalya'ya gittikten sonra arkadaşıyla yollara düşen bir genci canlandırıyordu. Bir yıl sonra David Attwood'un üç buçuk saatlik filmi Fidel'de ise Che Guevara rolündeydi. Fidel, Küba devrimini doğru amaçlarla başlayan ama sonra devrimci elitin halkla bağlarını yitirdiği bir hareket olarak resmediyordu. Walter Salles da Fidel'i izlemiş olsa gerek ki Guevara'nın gençlik yıllarını anlatan Motosiklet Günlüğü filminde başrolü Bernal'e verdi. Bir söyleşisinde kendisinin de gençliğinde Motosiklet Günlüğü'ndekine benzer yolculuklara çıktığını anlatıyor: "Ben 14 yaşımdayken insanlara okuma yazma öğretmek için Meksika dağlarına çıktım. İnsanın sırf başka bir yerde doğduğu için diğerlerinden daha ayrıcalıklı olduğu fikrini içime sindiremiyorum." Inarritu'nun Babil'i, Almodovar'ın Kötü Eğitim'i gibi etkileyici filmlerde rol alan Bernal'i en iyi özetleyen film ise rüyalarının esiri olan bir adamı canlandırdığı Michel Gondry'nin Rüya Bilmecesi herhalde. Bernal çocuğuna Libertad (Özgürlük) adını koyacak kadar rüyalarına bağlı bir adam. Zaten GQ söyleşisinde "Aşk ile birlikte dünyadaki en güzel iki sözcükten biri özgürlük bence," diyor.

ARKADAŞINA GÖNDER
Otoriteye NO diyen adam
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz