X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Eski değil, eskimeyen dost
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Eski değil, eskimeyen dost

  • Giriş Tarihi: 3.2.2013

80'li yılları yaşamış herkesin hayatında bir Ferdi Özbeğen şarkısının izi vardır. Şu geçtiğimiz hafta birkaç kuşak birden, temiz bir sesin piyano eşliğinde söylediği romantik şarkıları dinleyerek, dolmuş gözlerini birbirinden boşuna kaçırmadı

28 Ocak 2013 akşamı, bir ulusal kanalda, Kaybedenler Kulübü yayınlanıyor. Malum, underground kategorisinden olduğu için bir mozaiklenme ve biplenme kolajı olarak ilerleyen filmin en dokunaklı sahnelerinden birinde Dilek Taşı çalmaya başlıyor. Ferdi Özbeğen naifliğinde romantizme, RTÜK bile dokunmaz! Nihayet dupduru bir an...
Tam bu sırada televizyondan gelen 'kadife ses'in sahibinin vefat haberi düşüyor internet sitelerine ve Twitter ortamına. "Hani şarkısı yapılsa Ferdi Özbeğen nefaset söylerdi", diyeceğiniz türden hazin bir tesadüf...
Şöyle bir titreyip "Ne oluyor?" demeye kalmadan, Ferdi Özbeğen'in kendi hesabından bir tweet beliriyor timeline'da: "KAYBEDENLER KULÜBÜ'NÜN CAN ALICI BİR YERİNDE ŞARKIMI DUYMAK...
BİLMEM, PEK HOŞUMA GİTTİ..."
Bu insanın içinin çekilmesine yol açan zamanlamadan etkilenen biri, Özbeğen'in vaktiyle yazdığı cümleleri retweet'lemiş; tarihe bakıyorsunuz, 28 Mart 2011...
Son yıllarda, internete iyice merak saldığından, Facebook ve Twitter'da aktif kullanıcı olduğundan bahsediyordu röportajlarda. Nereden baksanız, 1965'te, Hilton'un balo salonunda, Peppino di Capri'nin önünde gördüğü orgu, annesinin bileziklerini kendi birikimlerine katarak 10 bin liraya yurt dışından getirtmiş, Türkiye'yi 'elektro klavye'yle tanıştırmış kişi; böyle 'yeniliklere' uzaktan bakacak hali yok elbet.
Best of albümlerini yaparken en büyük amacının genç nesli de müziğine aşina kılmak olduğunu beyan etmişliği var defalarca.

DİNLEYİCİ PROFİLİ 25 İLE 40 YAŞ ARASIYDI
Vefatından kısa süre önce yayımlanan, Ali Rıza Türker tarafından kaleme alınan Şöhret Dediğin / Ferdi Özbeğen'in Hayatı adlı kitapta, '50 Yılın Küçük Bir Muhasebesi' bölümünde şöyle demişliği var yaklaşık iki yıl önce: "Bugün 70 yaşındayım ve yılın beş ayı İstanbul'da bir lokalde çalışmaktayım. Çalıştığım her yer de Allah'a şükür doluyor ve çok enteresan gençler geliyor. Tabii rock festivaline gidenlerden bahsetmiyorum; 25 ila 40 arası yaştakiler müthiş bir şey. Entelektüel kesim denemez ama eğitim görmüş, düzeyi olan bir müşteri tipidir bana gelenler. Benim şarkı söylememden, sesimdeki tınıdan hoşlanırlar. Çoğu da benim şarkılarımda âşık olduğu yılları hisseder. Bu durum şunu gösteriyor: Çoğu sanatçı hayranlarıyla birlikte büyür, sonra hep birlikte attaya gider. Bende ise durum farklı; yaşım ilerledikçe dinleyici profilim gençleşmeye başladı."
Ne de olsa 400 şarkılık bir repertuvar var serde; kimi zaman yıldızı alçalır gibi olsa da, tıpkı hemen her röportajında sevgiyle yad ettiği annesinin dediği gibi, Ferdi Özbeğen'in şöhreti durup durup 'nükseder.' 1941'de, İzmir'de başlayan hayat hikayesi, söylediği şarkıların ve Yeşilçam senaryolarının pek uzağına düşmüyor. Katolik Ermeni bir aileden gelen annesinin de Girit göçmeni bir aileden gelen babasının da ikinci evliliklerinin biricik mahsulü.

BABASINDAN MİRAS YERİNE BORÇ DEVRALDI
Hovarda tabiatlı babası, dominant tabiatlı annesinin zoru ve desteğiyle, şoförlük yaparken durumu toparlayıp taksi filosu kurar. İzmir Özel Türk Koleji'nde okurken iyiden iyiye müziğe merak salsa da esas hedefi diplomaside ilerlemek olan Özbeğen'in korunaklı hayatı, üniversitedeyken babasının vefatıyla bambaşka bir yola sapar. Çocukken eline aldığı akordiyon ve ilk kez Süleyman Nazif Sokak'tan komşuları piyano virtüözü Acem Yan'ın galerisinde parmaklarını gezindirmeye başladığı piyano, hesapta olmayan bir şekilde ekmek kapısı olur. Öldüğünde miras niyetine borç bırakan babasının yerine evin sorumluluğunu üstlenen Ferdi Özbeğen'in müzik kariyeri, 1963'te Sayanora pavyonunda başlar.

İSTANBUL'A İLK GELDİĞİNDE CAZ BİLE ÇALDI
Pavyon denince, dantel örtülü çay saati ortamlarından bahsetmiyoruz elbet ama batakhane düşkünlüğü de değildir söz konusu olan. Ailelerin de gittiği İzmir pavyonlarında piyano çalıp, solistin yokluğunda şarkı da söyleyerek bir yılı aşkın süre pişen Özbeğen, şansını İstanbul'da denemeye karar verir.
En iyi arkadaşı Kamil Taşpınar'la cepte bir kuruş olmaksızın Çukurcuma pavyonlarında iş arayıp bulamazken, Özbeğen'in girişken tabiatı ve çok iyi bir orkestraları olduğuna dair ayaküstü uydurduğu yalanları sayesinde Hilton Oteli'nde işe alınırlar.
Acilen, olmayan orkestra kurulur. Ve o zamana kadar pek Türkçe çalınmayan Hilton Oteli'nin, cha-cha'lara, twist'lere alışkın lokali, repertuvarın tıkandığı zamanlarda göbek havalarıyla bile müşerref olur.
Bir sonraki durak Çınar Otel'dir. Arada yedek subay öğretmen olarak yaptığı askerliğini de tamamlayan Özbeğen, 74'e kadar, Okay Temiz, Aydemir Mete, Esin Engin gibi isimlerin de katılıp ayrıldığı orkestrasıyla burada ağırlıklı olarak caz müziği icra eder. Bu dönem katıldıkları, Hürriyet gazetesi tarafından düzenlenen Altın Mikrofon yarışmasında finale kalmışlardır; yarışmada icra ettikleri Sandığımı Açamadım, 45'lik olarak yayınlanmıştır. Ünleri her geçen gün artıyordur; işler yolundadır. Fakat 74'te yaşanan grev sonucunda orkestra dağılır ve Ferdi Özbeğen, yoluna piyanosuyla yalnız devam etmeye karar verir.
Sevillanas'ta çalışırken, Atlas Plak'ın sahibi Polat Tezel'den ilk albüm teklifini alır. Başta "Ben burada eğlencelik müzik yapıyorum, plakta kimsenin dinleyeceğini zannetmiyorum," dese de ısrarların sonunda teklifi kabul eder. 77'de yayınlanan ilk albümü Ferdi Özbeğen'le 45 Dakika, üç ay raflarda durduğu gibi durur ama neden sonra, büyük rağbet görür. Rağbet görmek de ne, ortalığı birbirine katar. Bunu Özbeğen'in her yıl en az bir albüm çıkardığı, sahne aldığı mekanları hıncahınç doldurduğu bir onyıl takip eder. 'Eğlendirici piyanist' akımı başlar, Ferdi Özbeğen piyanist şantörlükte bir ekole dönüşür. Başarısını örnek alarak yola çıkan birçok isme öncülük etse de hep farklı bir konuma konuşlandırılır. 80'li yıllar arabeskin hükmünün sürdüğü, taverna müziğinin yeşerdiği yıllardır. Repertuvarında türküler, Türk sanat müziği eserleri, fantezi türü de bulunmasına karşın, Ferdi Özbeğen, temiz yüzü ve naif aranjmanlarıyla daha çok, -o meşhur ve meşum tabirle- 'Türk hafif müziği' dalında bir star olarak anılır.
1982'de sanatçılar arasında en yüksek vergiyi öder.

İLK ALBÜMÜ 77'DE YAYINLANDI
2008'de Akşam gazetesi için Yiğit Karaahmet'e verdiği bir röportajda, o yılları ve meslektaşlarıyla arasındaki rekabeti şöyle anlatır: "Beş sene bu ülkede tek başıma saltanat sürdüm.
78'den 81'e kadar benim branşımda başka hiçkimse dinlenmiyordu. Daha sonra gelen arkadaşlarla hiçbirimiz entelektüel faaliyet içinde değildik. Asla büyük bir sanat olayı yapıyoruz demedik. Hiçbirimiz Fazıl Say değiliz. Yarış topuna da girmedik. Benden sonra Ümit Besen çıkmıştı. Ve bizi kanlı bıçaklı yapmaya çalıştılar. Ama ne onun terbiyesi ne benim terbiyem bu şekilde bir diyaloğa girmeye müsait değildi. Hepimizin gece işi biterdi, Taksim Meydanı'ndaki Kristal Büfe'de toplanır, birer tost yiyip evimize giderdik."
Oyunculuğun bambaşka bir maharet gerektirdiğini, haddi olmadığını düşünse de dönemin her starı gibi ısrarlara karşı koyamayarak üç film yapar. Yarım asırlık kariyerinde en gururlandığı işlerden biri, 20. sanat yılı şerefine Şan Tiyatrosu'nda, Devlet Senfoni Orkestrası eşliğinde gerçekleşen konserler zinciri olur.
Bir kaset fiyatına yüksek kalitede bir performans sunuluyordur. Bilet kuyruklarının sonunun gelmediği konserleri sürdürmesi konusunda ısrar edilse de tadında bırakmaya karar verir. Masraflarından dolayı maddi olarak hiçbir kazanç elde etmediği bu konserler, manevi açıdan Özbeğen'i en çok doyuran hatırası olur.

KANSERLE MÜCADELE EDERKEN MÜZİĞİ BIRAKMADI
Hiçbir teknolojik destek almadan çalıştığı yerleri doldurduğu için kendisini 'organik müzisyen' olarak tanımlayan Ferdi Özbeğen, kanserle mücadele ettiği son 12 yılın büyük bir kısmını, Bodrum, Torba'da dostlarıyla geçirdi. Yılın belli bir bölümünde İstanbul'da sahne performanslarına devam ediyor, yeni kuşakla bağını koparmamak için albüm yapmayı da ihmal etmiyordu bir yandan.
45'likler haricinde 30 albüm, 400'e yakın şarkıyla devasa bir repertuvar... "75 milyonluk bir ülkenin, orta yaş grubunun büyük bir çoğunluğu beni tanımış, şarkılarımla yaşamış. Bunu ölçmek mümkün değil ama ülke nüfusunun herhalde yüzde 20'sine ulaşmışızdır," diye hesaplıyordu Şöhret Dediğin'de...
Kaç kişinin tanıdığı kadar o kişilerin onu nasıl tanıdığı meselesi var bir de tabii. Ki onu anlatmak için, her türlü belagat yetersiz kalır; zamanda yolculuk makinesi gerekir.
Ferdi Özbeğen'in sesi ve şarkıları belli bir dönemin kokusunu, dokusunu, halet-i ruhiyesini beraberinde getirir. 80'li yılları yaşamamış birine, aranjman kasetlerden yükselen Ferdi Özbeğen şarkılarıyla 'slow dans' etmenin ne demek olduğu, bugünün lisanıyla nasıl tercüme edilir?

Ebru ÇAPA