X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ağlamanın eşiğindeki gözler
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ağlamanın eşiğindeki gözler

  • Giriş Tarihi: 5.5.2013

Bu hafta Pas ve Kemik filminde karşımıza çıkan Marion Cotillard 10 parmağında 10 marifet olan oyunculardan. Şarkı söylüyor, kılıktan kılığa giriyor, çevre örgütlerine yardım ediyor ve etkileyici gözleriyle bize hep çok güzel bakıyor...

Genç bir kadın oyuncu olduğunuzu düşünün. Kariyerinizin başındasınız ve size Jeanne Moreau'nun gençliğini oynamanız teklif ediliyor. Bu sıradan bir tekliften ziyade size olan güvenin ifadesi gibi bir şey: Takım arkadaşlarının, çıktığı ilk maçta bir futbolcuya Metin Oktay'ın formasını vermesine benziyor. 2001 tarihli Fransız filmi Lisa'da, o günlerde 26 yaşındaki Marion Cotillard'ın yaşadığı tam da buydu. Cotillard başroldeki Moreau'nun gençliğini canlandırıyordu. Filmin unutamadığım bir sahnesinde erkek kahramanımız piyanosunun başına geçen Moreau'yu, 1960'larda söylediği meşhur bir şarkıyı (L'homme d'amour) yeniden icra ederken dinleyip büyüleniyor, hemen arkasında, onun görmediği bir alanda duran Cotillard ise dudaklarını oynatarak aynı şarkıyı mırıldanıyordu. Onu sanki kendi gençliğini Cotillard'da gören Moreau'nun gözlerinden izliyorduk.

ESKİ FİLMLERDEKİ KADINLAR GİBİ
Bu hafta Pas ve Kemik'te kariyerinin en zor performanslarından biriyle çıkıyor karşımıza Cotillard. Bir kazada bacaklarını kaybeden katil balina eğitmeni rolünde, son 10 senedir sıklıkla yaptığı gibi nefes kesiyor. Onun neden ve nasıl nefes kestiğini Moreau'nun yukarıdaki sahnesi veciz bir biçimde özetliyor aslında. Cotillard'da 'eski Fransız kadınlarına' değilse de 'eski Fransız filmlerindeki kadınlara' benzeyen bir yan var. Gülümseyince insanın yanına gidesi, bir kahve ısmarlayası geliyor. Moreau'nun 1950'lerden itibaren oynadığı Louis Malle, François Truffaut veya Antonioni imzalı filmlerindeki karakterlere yaklaşan bir pırıltı taşıyor Cotillard. Ve bu pırıltıya siz de biraz bulanmak istiyorsunuz.

PANDOM İMCİ BABANIN KIZI
Filmi başa sarıp rol aldığı yapımları hatırlamaya başladığınızda karşınıza çıkan fotoğraflar neden böyle hissettiğinizi bir parça aydınlatıyor. Sahne ışıkları meğer onun için bir aile geleneğiymiş. Oyuncu bir anne ve pandomim sanatçısı bir babanın çocuğu olarak 1975 yılında dünyaya gelmiş, ilk filminde beş yaşındayken oynamış. Yedi yaşında Spielberg'ün E.T'sini görmüş ve o kadar çok ağlamış ki, insanlar sinema salonundan dışarı çıkmasını istemiş. Çocukluğu müzikaller izleyerek, müzikallerde oynama hayalleri kurarak geçmiş.

ÇILGINLIKLARI RAHATLIKLA AFF EDİLİR
Onu sinemada ilk olarak 1998 tarihli Taksi'de izlemiş olabilirsiniz. Ama size Cotillard'ı sevdiren asıl filmin 2003 tarihli Cesaretin Var mı Aşka? olması kuvvetle muhtemel. Birbirlerini hep daha akıl almaz muzurluklar yapmaya zorlayan iki çocukluk arkadaşının hayat boyu süren, en sonunda aşka dönüşen ilişkisindeki performansını unutmak kolay değil. Kendini trenlerin önüne atan, insanların ne diyeceğine hiç kulak asmadan bir tehlikeden diğerine sürüklenen çiftin hikayesinde, içimize dokunan bir yan varsa, bu Cotillard'ın marazi, kontrol edilemez kişiliğini ne kadar kolay sevebildiğimizi ve affedebildiğimizi hissetmemizden geliyordu belki de.

KALDIRIMDAN ZİRVEYE
Tim Burton (Büyük Balık) veya Jean-Pierre Jeunet (Kayıp Nişanlı) gibi yönetmenlerin filmlerinde rol verdiği bir oyuncu olsa da asıl büyük çıkışını Edith Piaf'ın hayatını anlatan Kaldırım Serçesi'yle yaptı. Yönetmen Olivier Dahan daha önce bizzat görmediği, sadece filmlerini bildiği Cotillard'ı gözü kapalı seçmişti bu rol için. Sinema tarihçisi David Thomson, Cotillard ve bu performansı için şunları yazacaktı: "Filmdeki şarkıları o söylemiyordu aslında ama hangimiz bunu fark etti ki?" Thomson'a göre Cotillard'ı eşsiz kılan şey "Her zaman ağlamanın eşiğinde gibi duran gözleri"ydi. "Piaf hiçbir şeyden pişman olmayışıyla meşhurdu. Marion Cotillard'ın bakışları ise aklındaki neredeyse her şeye bir keder veya pişmanlığın gölgesinin düştüğünü düşündürüyor insana."

İNGİLİZCE KON UŞMA ZAMANI
Piaf performansından sonra Nicolas Sarkozy'den resmi tebrik mesajları eşliğinde Fransız halkının bir numaralı sevgilisi rolü somutlaşırken Cotillard dümeni İngilizce yapımlara kırdı. İyi de yaptı. Michael Mann'ın Halk Düşmanları'ında Johnny Depp'in sevgilisi Billie rolünde döktürüyordu. Çapkın Daniel Day-Lewis'in aldattığı eşini canlandırdığı Dokuz'da ise yine şarkı söylüyor ve ışıltılar saçıyordu. Leonardo DiCaprio'nun ölen eşinin hayaletiyle mücadele ettiği Christopher Nolan filmi Başlangıç'ta ölü kadın rolünde tekinsiz, kafa karıştırıcı ve unutulmazdı.

ŞAPAKADAN TAVŞAN ÇIKARMAYA DEVAM
Dior'un reklam yüzü olmaktan Greenpeace sözcülüğüne Cotillard şapkasından yeni tavşanlar çıkarmaya devam ediyor. Ama belki de en iyi yaptığı şey, Kara Şövalye Yükseliyor gibi filmlerdeki gibi bizi kendine hayran bırakıp sonra ters köşeye yatırması; güvenebileceğinizi düşündüğünüz gözlerinin arkasında beliriveren kötücüllüğü gerçekçi kılması. Pas ve Kemik'de ise huzursuz bir hayattan daha sakin bir yaşantıya giden tersine bir hareket söz konusu. 40 yaşına yaklaşırken Cotillard hayatında yeni bir döneme giriyor gibi; biz seyircileri ise muhtemelen 40 yıl daha, yeni bir oyuncu Cotillard'ın gençliğini canlandırana kadar, onun ağlamanın eşiğindeki gözlerine bakmayı sürdüreceğiz.

CESARETİM VAR AŞKA!
2007 yazında, Cotillard'ın filmlerini takip edenleri gülümseten hoş bir gelişme yaşandı. 14 yıldır tanıdığı ve Cesaretin Var mı Aşka?'da birlikte oynadıkları Guillaume Canet ile Cotillard birbirlerine âşık olduklarını itiraf ettiler. İlk çocukları 2011 yılında dünyaya geldi.