X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER İkramın içtenliği iftar sofrasını tatlandırır
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

İkramın içtenliği iftar sofrasını tatlandırır

  • Giriş Tarihi: 21.7.2013

Geçmişteki iftar yemeği ikramları geleneği, günümüzde biçim değiştirdi. Eski uygulamalar, yerini çadırlarda toplu iftara bıraktı. Direklerarası eğlenceleri ise artık sadece anılarda kaldı

Ramazan bütün görkemiyle devam ederken, henüz bu konuda hiçbir şey yazmadığımı fark ettim. Güzel yemeklerden, mükemmel lezzetlerden söz ederek oruçlu okurlarımı imrendirip, onları ve kendimi günaha sokmaya kalkmadan Ramazan ve oruç ile ilgili bazı gözlem ve anılarımı, sizlerle paylaşmak niyetindeyim. Yıllar göz açıp kapayana dek geçiyor. Bilgisayar teknolojisi ve internetin varlığıyla demode hale gelmiş televizyon denen iletişim aracını henüz kimsenin hayal edemediği, dünyayla sesli haber bağlantımızın lambalı radyolar aracılığıyla sürdürüldüğü dönemde çiçeği burnunda bir delikanlıydım. O zamanlar yaşıtlarımın ve benim "İhtiyar," diye burun büktüğümüz, oysa benim bugünkü yaşlarımda olan birtakım zevat, her yıl kutsal ay geldiğinde mikrofonunun başına geçip "Mirim, nerede o eski ramazanlar!" diye başlayan basmakalıp anılarını dile getirirlerdi.

KANTO BİLEN DE, SÖYLEYEN DE KALMADI
Yıllarca her Ramazan'da göklere çıkarılan o eski Ramazanlar, sadece Direklerarası denen, Şehzadebaşı'nda 1000 metreyi bile bulmayan bir güzergahta, sağlı sollu sıralanmış salaş tiyatrolar ve isimleri tiyatro tarihimize geçen bir dizi oyuncuyla şarkıcının buralardaki faaliyetlerinden ibaretti. Bu Ramazan nostaljikleri, eski eğlenceleri anlattıkça coşar, Ramazan gecelerinde Direklerarası ışıklarının Üsküdar'dan görüldüğünü ballandıra ballandıra anlatırlardı. Padişahlık döneminde dünyaya gelmiş ve 31 Mart Ayaklanması'na sekiz yaşında bir çocukken tanık olmuş babam dayanamaz: "Sokaklarında tek tük havagazı lambası yanan, evlerini gaz lambaları ve yağ kandillerinin aydınlattığı kocaman bir İstanbul düşün. Biz bugünkü İstanbullular, bunu gözümüzde canlandıramayız bile. Böylesine karanlık bir kentin bir caddesinde yanan lüks lambaları ve fenerlerin yaydığı ışığın gerçekten Üsküdar'dan görülmüş olması, modern çağda hasretle anılacak bir özellik olabilir mi?" derdi. Nostaljik Direklerarası'nda anıları olan son kişiler de çoktan aramızdan ayrıldı. Kanto bilen de söyleyen de kalmadı. Ailemin büyüklerinden dinlediğim, toplumumuzda yüzyıllardır süregelen, varlıklı kişilerin daha az varlıklı olanlara iftar yemeği ikram etmesi, yemek sunulanların da bu ikramı büyük bir doğallık ve huzurla kabul etmesi geleneği de biçim değiştirdi. Bu güzel ve gurur verici uygulama, yerini iftar çadırlarında toplu iftar yemeklerine bıraktı. Yıllar önce bu çadırlarla ilgili yaptığım bir dizi röportaj sırasında yaşadım: İkram ne denli içten ve nezaketle yapılırsa, iftar yemeği ağızda o denli hoş bir tat bırakıyordu. Müslümanlara farz kılınan oruç, farklı biçimlerde öteki tektanrılı dinlerde de var. Nitekim Kuran, orucun Müslümanlık öncesi toplumlara da farz kılındığını belirtiyor. Hıristiyanlıkta oruç ve perhiz aynı anlamda kullanılıyor. Bu dinde orucun amacı, işlenmiş günahların cezasını bu dünyada çekmeye başlamak. Orucun zamanı ve oruçla ilgili kurallar ise Hıristiyan mezhepleri arasında farklılıklar gösteriyor.

BÜTÜN DİNLERDE ORUÇ GELENEĞİ VAR
Musevilikte de Tevrat'ın buyruğu gereği, belirli günlerde oruç tutuluyor. Bu dinde de oruç, nefsi terbiye ve bazen de acı çekme aracı sayılıyor, kimi oruçlarla da Tanrıya yaklaşıldığına inanılıyor. Üç semavi din dışındaki dinlere gelince; insanlık tarihinde dinlerin neredeyse tümünde oruç tutulduğunu görüyoruz. Örneğin Budizm'in kurucusu Buda, kurtuluşa, yani Nirvana'ya ulaşmak için arzulardan vazgeçmek gerektiğini belirtiyor. Bunun pratik yolu da oruç tutmak. Hinduizm'de de oruç, nefsi terbiye için yılın belirli aylarında ve günlerinde tutuluyor. Bu dinde oruç, genellikle belirli bazı besinleri yememe, yani bir çeşit perhiz şeklinde. Din adamları orucu cemaatlerine telkin ede dursunlar, bir süre önce Ortaçağ manastırlarındaki keşişlerin beslenme özellikleriyle ilgili bir yazı okudum. Avrupa'da Ortaçağ'da sıradan halk açlıktan kırılır, onlara düzenli oruç ve özellikle et ağırlıklı yiyecek perhizi telkin edilirken, manastır duvarlarının ardında yaşayan ve son derece sade bir hayat sürdükleri izlenimi veren keşişlerin nasıl beslendikleri üzerine manastır mezarlıklarındaki yüzlerce iskelet üzerinde bir inceleme yapılmış. Sonuçlar, keşişler arasındaki şişmanların oranının, zengin tüccarlar ve saray erkanı da dahil, öteki çağdaşlarına göre beş kat daha fazla olduğunu gösteriyor. Tarihçilerin tahminlerine göre, 14. yüzyılda bir keşişin tombul bedenine sıradan bir günde 6 bin kaloriden fazlası girmekteydi. Bu, günümüzün MacDonald's hamburgerlerinden 12 adet Big Mac'in kalori karşılığı. Kıssadan hisse... Oruç, İslam dininin farz kıldığı bir uygulama. Dolayısıyla aç kalınan saatlerin acısını, iftarda ve sahurda çıkarmaya çalışmak, işin felsefesine aykırı. Ortaçağ keşişlerinin, dinin telkin ettiği beslenme biçimini göz ardı etmeleri sonucu düştükleri durumu ise zihinlerin bir köşesinde tutmakta yarar var.