X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 8500 yıl önce İstanbullu nasıl yaşardı?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

8500 yıl önce İstanbullu nasıl yaşardı?

  • Giriş Tarihi: 22.9.2013

Marmaray kazısı sonrasında İstanbul'daki antik hemşehrilerimiz hakkında ilginç bilgiler ortaya çıkıyor. Eski İstanbullular hamsiyi, devekuşunu sever, süslenmeden sokağa çıkmazlarmış

Avrupa ile Asya'yı birbirine bağlayacak olan bir demiryolu fikrinin ilk kez 1860'ta ortaya çıktığını artık herkes biliyor. Memlekete telgrafı getiren, eğitim görsünler diye gençleri Avrupa'ya gönderen o zarif sultan Abdülmecit'in rüyasıydı bu proje. Etütler yapılmış, tünellerin giriş çıkış noktaları tespit edilmiş ve dört başı mamur bir proje ortaya çıkmıştı. Ama bu rüyayı gerçeğe dönüştürmek ne ona, ne de ondan sonra gelenlere nasip oldu. Fikrin ortaya çıkışından ancak 144 yıl sonra iki kıtayı birbirine bağlayacak yol için ilk kazma vurulabildi.
Bugüne kadar yapılmış en büyük proje için start verilirken hiç kimse toprağın altını düşünmemişti. Aslında Marmaray istasyonunun çıkış yapacağı Yenikapı'daki Langa Bostanları'nın eskiden bir liman yeri olduğunu arkeolog ve tarihçiler biliyordu.
Projeyi hazırlayanlar İstanbul'u biraz bilen bir sanat tarihçisine danışmış olsalardı burasının Theodosius Limanı olduğunu öğrenebilirlerdi.

DENİZCİLİK TARİHİ İÇİN ÖNEMLİ
Neyse herkesin bildiği gibi dozerler eski Langa Bostanları'na daldıklarında olay patladı. Toprağın 3 metre altından önce bir gemi, sonra iki, üç derken bugüne kadar 36 gemi ortaya çıktı. Yenikapı kazı alanından sadece gemilerin çıktığı sanılıyor. Ve bundan dolayı da eski liman bölgesindeki arkeolojik araştırmanın dünya denizcilik tarihi açısından önemli olduğu, başka da bir işe yaramadığı düşünülüyor.
Oysa bu batık gemilerin ambarlarında İstanbul'un ne yiyip içtiğini, ne giydiğini, kadınların nasıl süslendiğini, erkeklerin hangi kılıçları kuşandığını, ne cins ata bindiklerini, evlerinin, mobilya ve mutfaklarının nasıl olduğunu gösteren on binlerce obje ortaya çıktı. Kazı sayesinde Türkiye yeni bir bilim dalına, bir müzeye, iki laboratuvara sahip oldu.

EVLERİ ÇİÇEK GİBİYMİŞ
Daha önce defalarca gezdiğim kazı alanını bir kez daha dolandım. Sayın Zeynep Kızıltan, Prof. Dr. Ufuk Kocabaş, Prof. Dr. Vedat Onar, Prof. Dr.
Ünal Akkemik gibi hocalarla ve arazide çalışan çok sayıda arkeologla söyleşiler yaptım. Üç gün süren bu araştırmanın sonuçlarını şimdi sizinle paylaşacağım.
İstanbul'a ilk insanın Küçükçekmece Gölü yakınlarındaki Yarımburgaz Mağarası'nda yerleştiği biliniyor. Yenikapı kazıları sırasında 6.5 metre derine inildiğinde çok önemli bir yerleşim alanına ulaşıldı. Bu yerleşim alanında 8 bin 500 yıl önce yerleşmiş olan hemşehrilerimizin izlerine rastlandı.
O zamanlarda Karadeniz ve Marmara bir gölmüş. Yenikapı'da yerleşik hayata geçen bu insanların balıkçılık ve tarım yaptığına dair emareler ortaya çıktı. Dikdörtgen ve oval planlı evlerinin temellerinde büyük dere taşları kullanılmış, üst kısımları ise çamurla sıvanmış dal örtüleriyle inşa edilmiş.
Eski İstanbulluların buraya yerleştikten sonra 1000 yıl kadar rahat yaşadığı, çanak çömlek işiyle uğraştığı, meyve ağaçları ektiği, bahçe çitlerini sağlamlaştırarak, daha sonraki çağlarda milyonlarca insanın başına bela olan özel mülkiyetin temelini attıklarını görüyoruz. Ama bundan 7 bin 500 yıl önce kuzey buzullarının erimesiyle birlikte Akdeniz yükselip önce Ege'ye sonra da Çanakkale'ye doğru yürüyünce işler değişmiş. Çanakkale'yi yaran sular İstanbul'a buradan da Karadeniz'e ulaşmış. Göller yerini denizlere terk etmiş, insanlar kıyılardan kaçıp yüksek tepelere evlerini kurmuşlar.
İlk hemşehrilerimiz bu büyük felakete rağmen yüksekte yeni evler inşa ederek Yenikapı'da kalmayı sürdürmüşler. Evlerine daha bir titizlenir olmuşlar. Kazı alanında ortaya çıkan ve çeşitli dönemlere ait olan vazolardan kadim İstanbulluların tarih boyunca evlerinde kesme çiçek bulundurduklarını anlıyoruz. Kazı alanında bulunan mutfak araç gereçlerinden anlaşıldığı kadarıyla İstanbullular yemeğe çok düşkünmüş.
Kazıda çıkan objeler Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Topraktan pişirme ocağı olan maltız da bunlardan biri.
Üç gözlü olan ocakta aynı anda üç çeşit yemeğin pişirildiği anlaşılıyor. Maltızın sergilendiği cam bölmenin yanında bir buton var. O düğmeye basınca bölmenin arkasına yerleştirilen fonda görüntüler ortaya çıkıyor, maltızın altında ateş yanmaya başlıyor ve üstündeki kaplardan buharlar fışkırıyor.