X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Onun için bir Nobel'den daha fazlası...
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Onun için bir Nobel'den daha fazlası...

  • Giriş Tarihi: 13.10.2013

Kanada kırsalında geçen koca bir hayat. Depresif bir gençlik, genç yaşta evlilik,annelik,öykülerle avuntu bulduğu yalnız geceler.Kadın olmanın zorluklarıyla geçen 82 yılın sonunda eşinin kaybı ve hastalıklar. 'Artık yazmayacağım. Sosyalleşmek istiyorum' deyip teslim bayrağını çekmişken gelen Nobel sadece bir ödül değil onun için…

Haftalardır 'merak ederek' günlerini geçiren edebiyat çevreleri geçtiğimiz perşembe karne almış bir çocuk gibi rahatladı. 'Kim kazanacak?', 'Bahislerde kim favori?','Nobel şunun hakkı' , 'Nobel bunun hakkı' derken bu yılın Nobel Edebiyat Ödülü'nün Kanadalı yazar Alice Munro'ya verildiği duyuruldu. Nobel Komitesi'nin yazılı açıklamasında 'Kısa Öykülerin Ustası' diye sıfatlandırdığı Munro'nun yaşamı ise bayağı uzun bir hikaye.

PARASIZLIKTAN KANINI SATTI
Bugüne kadar yayımladığı tüm hikayelerin de mekanı olan Kanada'nın kırsalında başladı Munro'nun öyküsü. Yıl 1931. Çiftçi bir baba, öğretmen bir anne. Munro daha 10 yaşındayken annesi Alzheimer hastalığına yakalandı. Munro'nun yıllar sonra hakkında 'Onu babam kadar çok sevmezdim' itirafında bulunduğu annesinin hastalığı, ergenlik ve İkinci Dünya Savaşı döneminin puslu havası birleşince depresyon kaçınılmaz oldu. 13 yaşında kendisini öyküler yazmaya veren ve gittikçe içine kapanık bir kişiliğe bürünen Munro o dönemin kadınlarının 'büyü ve evlen' klişesinin dışında bir yol tutmuştu kendisine. İngiliz dili bölümüne burs kazanarak yazıldığı Western Ontario Üniversitesi'nde öğrenciyken ekonomik durumu çok da iyi olmayan babasına yük olmamak için kanını para karşılığı satmayı bile denedi. Garsonluktan, kütüphane görevlisine hatta tütün toplayıcılığına kadar her türlü işi yaptı. 19 yaşında biriktirdiği parayla 'Gölgelerin Dansı' isimli ilk hikayesini yayımladı. Ancak daha gencecik bir kız olmasına rağmen yorulmuştu tek başına ayakta kalma mücadelesinden. Nitekim kurtuluşu evlilikte buldu.

'YAZI YAZMAK İÇİN EVLENDİM'
James Munro'yla 21 yıl süren evliliği için yıllar sonra bir röportajda 'O evliliği sadece yazı yazmaya odaklanabilmek için istemiştim. Şimdi bakıyorum da çok katı kalpliymişim' diyen Alice Munro British Columbia eyaletinin Victoria kentine taşınarak eşiyle bir kitapçı dükkanı açtı. İkişer yıl arayla biri doğumdan 15 saat sonra ölen dört kız çocuğu dünyaya getiren kadın yazar, normlara uymak için yaptığı evlilikle birden bire kendini 'ev hanımı' olarak buldu. Yaşıtları Elvis Presley şarkılarıyla klüplerde gençliğin tadını çıkartırken o ev işi yapıyor, çocuk bezi değiştiriyordu. 3 çocuklu bir anne olarak bir ev hanımlığının gerekliliklerini yerine getirse de aklı hep yazı yazmaktaydı. Kızı Sheila 2002'de annesiyle ilgili anılarını yazdığı 'Anneler ve Kızlarının yaşamı' kitabında o günleri 'Biz odanın ortasında kendi başımıza otururken o bir köşede yazı yazardı. Anne şefkatini ve ilgisini pek de göremedik' diye anlatıyordu.

ERKEK YAZARLAR AŞAĞILADI
Nitekim çoğu öyküsünde aşk, kariyer, cinsellik, kimlik v.b kavramlar etrafında döndürdüğü kadın kahramanlarına da kendinden hep bir şeyler kattı Munro. Sheila Munro annesinin 'Miles City Montana' isimli öyküsündeki karakterin 'Evimde kendime saklanacak yer arar gibiydim. Hep bir eşiğin ucunda yaşıyor, hep kendimi boşluğa bırakmak ama aynı zamanda da tutunmak istiyordum' sözlerinin aslında annesinin kendi yaşamından kesit sunduğunu düşünüyor. Alice Munro, 1968'de ilk öykü koleksiyonunu yayımladığında 40'a merdiven dayamıştı 1971'de ilk ve tek romanını yazdı. Ancak eserleri Kanada dışında pek ilgi görmedi. Hatta dönemin ünlü bir erkek yazarı onun için 'Bu ev hanımı çok iyi öykü yazıyor. Ama onunla aynı yatağa girmek gibi bir heves uyandırmıyor' diyerek onun kadınlığı ve ev hanımlığına aşağılayıcı göndermeler yapmıştı. Munro, ancak 70'lerin sonunda New Yorker'da kısa öyküler yayımladığında edebiyat çevrelerinde bir saygınlık kazanabildi.

3 MARTİNİ,BİR İMZA
1972'de eşinden ayrılan yazar bundan 4 yıl sonra bir gün bir mektup aldı. Mektubun sahibi yayımladığı bir öyküye övgüler yağdıran Gerald Fremlin'di. Fremlin, Alice'le aynı üniversitede okumuştu. Ancak o dönem hippi takılan haşarı ve çapkın bir genç olan Fremlin kısa bir dönem sadece arkadaşlık ettiği Alice'i 'sevgili olunacaklar' listesine hiç almamıştı. Fremlin yıllar sonra bir öğleden sonra 'Bir daha evlenmem' diyen Alice Munro'yu kendi anlatımına göre birlikte üçer kadeh martini içtikten sonra yeniden nikah masasına oturttu. 1976'da Fremlin'le evlenen Munro, doğup büyüdüğü Ontario'daki baba evinin çok yakınında bulunan Fremlin'in babasından kalma eve taşındı. Fremlin'in yatalak annesine bir süre bakmak zorunda kalan Alice Munro 1978, 1982 ve 1986'da yayımladığı öykü koleksiyonlarıyla artık dünyaca tanınan saygın bir yazar haline gelmişti. 1998 ve 2004'te olmak üzere iki kez Kanada'nın en saygın edebiyat ödülü Giller'ı alan Munro'nun suratındaki kırışıklıklar da her geçen yıl artıyordu. Munro, 2009'da sadece İngiliz Topluluğu ülkeleri yazarlarının yazdığı romanlara verilen Man Bookers Ödülü'nü bir seçici kurul üyesinin ısrarı sonucu Beggar Maid öykü koleksiyonuyla kazandı.

KALP KRİZİ,KANSER,YAS
Bu ödülü almasından üç yıl önce basına 'Artık yeni bir öykü koleksiyonu hazırlamak için enerji bulamayabilirim' diyerek yazarlığı bırakacağının ilk sinyalini veren Munro 2009'da 'Çok Fazla Mutluluk' , 2012'de 'Sevgili Yaşam' isimli öykü koleksiyonlarıyla enerjisinin tükenmediği müjdesini verdi. Ancak son 5 yılda geçirdiği kalp krizi ardından konulan kanser teşhisi ve gördüğü tedaviler nedeniyle tamamen bitkin hale düşen Munro tüm bunların üstüne geçtiğimiz nisanda eşini kaybetmesiyle duyduğu derin acıyla iyice sarsıldı.

'ESKİ KİTAPLARIMI OKUSUNLAR'
Kanada basınına geçtiğimiz temmuzda artık yazmayacağını kesin bir dille açıklayan Munro 'Peki fanatik hayranlarınız ne yapacak' diye soran muhabire 'Eski yazdıklarımı yeniden okusunlar, benden bu kadar' cevabını verdi. Uluslararası basına, eşinden kalan 150 yıllık evinin yakınındaki ve bir zamanlar baba evinin de önünden geçen tren raylarında ayağında sandaletler ve üzerinde rahat kıyafetlerle 'emekli kadın' pozu veren Munro şöyle diyordu: Artık dimağım kelimeleri aklımda tutacak kadar güçlü değil. İnsan benim yaşıma gelince yazı yazmak için yalnız kalmayı değil sosyalleşmeyi istiyor. Ben yazmayı bıraktığıma mutluyum. Hayatımda iki önemli şey vardı. Biri yazı, diğeri kocam. Kocam da yazı da gitti. Tüm yaşamımı yazıyla doldurdum. Yazı dışındaki hatırladığım tek yaşam kesitim okul dönemim.

ARTIK ÖZGÜRLÜK ZAMANI
Kendisi gibi Nobel adaylığı gediklisi olan 81 yaşındaki Philip Roth'un geçen yıl 'Artık yeter' deyip yazmayı bıraktığını açıklamasının kendisine örnek olduğunu söyleyen Munro 'O mutlu oldu. Ben de olacağım. İnsan artık hobileriyle uğraşmak istiyor. Parti yapıp arkadaşlarımı çağırmak, dedikodu yapmak istiyorum' demişti. Munro, öyküleri Öykü takip edilecek bir yol değildir. Onlar bir eve benzer. İçine girip bir süre orada kalır, sevdiğiniz yere oturur, odaların ve kolidorların bağlantılarını, dış dünyanın penceresinden nasıl göründüğünü keşfedersiniz' sözleriyle tanımlıyordu. Sanırız Munro hayranlarının da artık onun yakasını bırakma zamanı çoktan geldi geçti bile. Eşinden yadigar ceviz ağaçlarının bahçesini serinlettiği kasaba evinde kendi öyküsünü özgürce yaşayabilsin diye…