Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Yılmaz Erdoğan'ın Oscar macerası

Giriş Tarihi: 20.10.2013

Vizontele Oscar adayı olmayınca Yılmaz Erdoğan "Seyirci en çok bu filmi izledi, Oscar'a gitmeliydi" diye kıyameti koparmıştı. 12 yıl sonra Kelebeğin Rüyası ile Oscar yolculuğunda. Ama her şey seyircinin değil, akademi üyelerinin filmi izlemesi üzerine kurulu

Yılmaz Erdoğan ve BKM Film şu aralar Kelebeğin Rüyası'nın Türkiye'nin Oscar adayı olması nedeniyle tatlı bir telaş içerisinde. İşi sıkı tutuyorlar. ABD'de görmesi gereken herkese filmi göstermenin peşindeler. Umarız emekleri zayi olmaz ve film Oscar yolunda başarılı olur... Ama Erdoğan cephesinde bunlar olurken Vizontele zamanındaki Oscar tartışmaları akıllara gelince, onun sinemaya bakışındaki gelişmeye insanın şapka çıkartası geliyor! Hatırlanırsa 2001'te Vizontele vizyona girdiğinde seyirci rekorları kırmıştı. Ama film Türkiye'nin Oscar adayı olamayınca (Büyük Adam Küçük Aşk seçilmişti), Erdoğan topa sert girmiş ve kararı eleştirmişti. Argümanı şöyleydi: "Türkiye'de 2001'de en çok Vizontele izlendi, o zaman Oscar'a da bu film gitmeliydi." Aslında Vizontele zamanı, tuhaf bir delikanlılık taslıyordu Erdoğan. Sinema içi dengeleri çok umursamıyor, seyirci sayısını her şeyin önünde tutuyordu. Oscar jürisini de, filmiyle ilgili en ufak eleştiri getirenleri de topa tutuyordu.

BAŞARI SARHOŞU MUYDU?
Başarı sarhoşluğu muydu böyle davranmasının sebebi? Organize İşler zamanı yaptığımız söyleşide bu tavrının nedenini açıklayınca işin aslı anlaşıldı: "İlk filmini yaptığı zaman insan bir varolma mücadelesi içerisine giriyor. Büyük riske giriyorsunuz. Biraz onun verdiği gerilim, biraz insanın kendini ispatlamaya çalışmasının yarattığı durum gergin olmanıza neden oluyor." Erdoğan sinemanın içinden gelen biri değil. İlk setine, yönetmen olarak Vizontele'de çıktı. Ama zamanla sinema dünyasından biri olmayı başardı. Ama bu öyle durduk yere olmadı. Kendini yetiştirmeyi bildi, sinema dünyasında var olmaya çalışırken yaşadığı gerilimden doğan kibrinden vazgeçmeyi de. Yoksa onunki 'Başaramaz denilen her şeyi başardı' hikayesi değil! Aslen şair, tiyatrocu, kalemi güçlü, hikaye anlatmayı da iyi biliyor, oynamayı da. Ama sinema da nihayetinde görsel bir sanat. Hikaye anlatmak işin sadece bir parçası. Organize İşler'den sonra uzun süre film çekmedi belki ama kâh burada kâh ABD'de sinemayla hasbıhal etti. İşin inceliklerine kafa yordu. Neşeli Hayat'ta sadece sinemasındaki değişimi görmedik. Bir olgunluk da gelmişti üzerine. Bir Zamanlar Anadolu'da'da Nuri Bilge Ceylan ile çalışmasının ona faydası olmadı dersek yalan olur. Konvansiyonel sinemadan gelen biri olarak bir zamanlar biraz da küçümsediği 'sanat filmlerini' yapmanın da kolay olmadığını gördüğü açık. Ayrıca filmin Cannes macerasında filmlerin uluslararası alanda nasıl değerlendirildiğine tanık oldu. Kelebeğin Rüyası'nın Oscar macerasında, edindiği bütün deneyimlerin faydasını muhakkak görecektir. Ki zaten işi sıkı tutmasının sebebi de bu olsa gerek. Edirne'nin ötesinde başka bir dünya varsa, okyanusun ötesinde bambaşka bir dünya var. Filmin yeniden kurgulanması, 15 dakika kısaltılması, Kelebeğin Rüyası'nın gerçek bir hikayeyi anlattığı ibaresinin filmin başına yazılması, jenerikte şairler Muzaffer Tayyip Uslu ile Rüştü Onur'un gerçek fotoğraflarının kullanılması, aslında ABD'li seyirciler, daha doğrusu Oscar'a giden yolda karar verecek akademi üyeleri için yapılmış hamleler. Peki bu hamleler başarı getirir mi? Getirir diye umuluyor.

ERDOĞAN TEMKİNLİ
Tabii Erdoğan'ın Bir Zamanlar Anadolu'da ve Bahman Ghobadi'nin Gergedan Mevsimi'nde rol almasının, BKM Film'in Gergedan Mevsimi'ne yapımcı olmasının akademi üyelerinde bir aşinalık yaratacağı kesin. ABD'nin sinema sektöründeki büyük abi ve ablalara filmi gösterirken de bu aşinalığın etkisi muhakkak olacaktır. Yılmaz Erdoğan temkinli, ama iddialı da... Hedefi, Kelebeğin Rüyası'nın ilk beşe kalması... Açıkçası Mavi En Sıcak Renktir gibi, bu yılın iddialı bir filminin Oscar yarışında olmaması bir moral vesilesi. Ama aday adayı filmler arasında ciddi rakipleri var. Danimarka'dan Hunt, İran'dan Geçmiş, Kanada'dan Gabriel, Hong Kong'dan The Grandmasters gibi... Lakin başa dönersek, Erdoğan Oscar yarışının, en çok izlenenler arasında geçmediğini, seyirci ilgisinin Oscar yarışında çok da önemli olmadığını öğrenmiştir herhalde. Evet, bir filmin Oscar yarışında geçirmesi gereken önemli aşamalar var. Ama neticede az sayıda akademi üyelerinin izlemesine bakıyor her şey işte.

Nedir bu lobi dedikleri?
Belçim Bilgin de söylüyor lobi çok önemli diye. İşte biz o lobi mevzusunun biraz yabancısıyız. Çünkü Türkiye sineması olarak, Oscar dünyasında var olma mücadelesini daha yeni yeni öğreniyoruz. İşin aslı Los Angeles'ta kamp kurma işini Yavuz Turgul'un Gönül Yarası Oscar aday adayı olunca yapımcı Mine Vargı sayesinde öğrendik. Üç Maymun ilk dokuza kaldığında, yapımcı Zeynep Özbatur Atakan'ın çabalarından 'lobinin' bir canavar olmadığını doğru ve etkili iletişimle sektörde ulaşılmaz görünen insanlara ulaşılabildiğini gördük. Şimdi BKM Film ve Erdoğan bu tecrübeler ışığında hareket ediyor. Ama taş üzerine taş koyarak ilerliyorlar gibi bir izlenim veriyorlar. ABD'deki tanıtım faaliyetlerinin başında Belçim Bilgin var. Yılmaz Erdoğan filmine güveniyor, işin aslı ortada da iyi bir film var. Ama filminizin nasıl olduğundan ziyade filminizi doğru tanıtmak ve akademi üyelerine ya da onlara bu baskıyı yapacak insanlara izletmek ve bir algı yaratmak çok daha önemli bu süreçte...
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Yılmaz Erdoğan'ın Oscar macerası
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz