X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ben sizin babanızım!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ben sizin babanızım!

  • Giriş Tarihi: 3.11.2013 10:25 Güncelleme Tarihi: 3.11.2013 11:00

Mourinho’ya “Benim babam gibi” diyenler kervanına geçen hafta içinde Mesut Özil de katıldı. Peki, farklı milletlerden gelen bambaşka karakterlerdeki bunca dünya yıldızıyla kurduğu bağın sırrı ne? Tüm o kavgacı hatta kibirli tavırlarına rağmen nasıl bir futbol fenomeni, milyonlar için bir rol model haline geldi Portekizli?

"O benim için bir baba gibidir..." Hafta içinde kupada Chelsea'ye yenildikten sonra Mourinho'ya formasını verip sarılan Mesut Özil, o görüntü hatırlatılınca böyle dile getiriyordu eski hocasıyla arasındaki bağı. G.Saray'ın Hollandalısı Sneijder, yaşayan efsane Fildişili Drogba, Ganalı Essien, Real Madrid'deki talebesi Fransız Benzema... Hepsi de aynı sözlerle anlattı Mourinho'nun onlar için anlamını. Yeteneğine ve egosuna yeşil sahalar dar gelen İsveçli Zlatan İbrahimovic bir adım daha öteye gitti, "Onun için ölmeye bile varım" dedi.

Göz kamaştıran CV'si ve teknik adam hünerleri bir tarafa, Mourinho deyince en büyük hayranlarının dahi aklına gelen ilk kelime "kibir." Hal böyleyken insan sormadan edemiyor, farklı kültürlerden gelen, futbola hatta hayata çok farklı yerlerden bakan bunca dünya yıldızıyla bu kadar derin ilişkiler kurmasını sağlayan nasıl bir sihir?
Sadece taktiksel bir deha değil ona 4 ülkede 4 takımla şampiyonluk yaşatan. İletişim ve insan yönetimi becerisi en az onun kadar etkili olan. Zaten futbolu da "insan bilimi" diye niteliyor. Ağzından çıkan her bir sözü hesaplayarak seçiyor. İnsanlara sıradan bir sinir patlaması, şımarıklığın yansıması olarak görünen her beyan, her tavır, her meydan okuma aslında oyuncularına ve tabii rakiplere bir mesaj taşıyor.

Bazen kritik bir maç öncesi psikolojik harp ilan ediyor. Kalkıp Wenger'e "röntgenci" diyor. Bazen de hakemleri Barcelona'yı kayırmakla itham ediyor. Ama bunların kendi takımına geri dönüşünü hep hesaplıyor. Paratoner misali gerilimi üzerine çekiyor, oyuncularının kafası rahat kalıyor. Zaten o yüzdendir ki eski talebelerinden vatandaşı Deco, "Onda bir sihir var, nasıl olduğunu anlamadan mantalitenizi değiştiriyor" diyor.

BÜTÜN EKİBİN VE HER BİREYİN PSİKOLOĞU

Sadece dev yıldızların değil, kulüpteki her bir çalışanın korkularını, zaaflarını, hayallerini, kişiliğini analiz ediyor. Usta bir terzi gibi "bireye özel" strateji dikiyor. Onunla 2'nci dönemini yaşayan Chelsea efsanesi Lampard da "Bizi olduğumuzdan daha iyiymiş gibi hissettiriyor" diyerek bu stratejinin sonuçlarına işaret ediyor.

Bireye özgü iletişim stratejisi sayesinde "biz" kavramına çok uzak yıldızları dahi takım ruhuna eklemliyor. Ama aynı zamanda hem ekibini bir bütün olarak amaca odaklıyor hem de o bütünün her bir parçasından ayrı ayrı en yüksek verimi alıyor. Alışık olduğumuz hatta alkış tuttuğumuz gibi "Başarı oyuncuların, başarısızlıksa benim" şövalyeliği de yapmıyor. Her durumda krediyi eşit dağıtıyor.

İNSANCIL KARİZMA

Tam olarak karizmatik lider sınıfına giriyor. Ama karizmayı insani tepkileri sınırlamaya endekslemiyor. Hayati bir gol sonrası 100 metre depar atıp sahaya dalacak, Inter'den ayrılırken oyuncusu Materazzi'ye sarılıp hüngür hüngür ağlayacak kadar duygularını koyuvermekte pervasız. Uçakta yer sorunu varsa oyuncuları business class'ta kendisi ise arkada yolculuk ediyor. Tüm bunları yaparak "Ben sizdenim, Tanrı değilim" mesajı veriyor.

Ama patronun, liderin kim olduğunu hep belli ediyor. Ofisi, mazisini özetleyen kupürlerle, fotoğraflarla dolu... Herkese kapısı açık ama adeta o kapıdan girdiklerinde karşılarında oturanın kim olduğunu haykırıyor. Güneşle Dünya gibi... Biraz fazla yaklaşsa kavrulacak, uzak kalsa buz tutacak. Talebeleriyle arasına hep en ideal mesafeyi koyuyor.
Liderlik prensibini ise "Oyuncularım sırf ben diyorum diye söylediklerimi yapsın istemem. Asıl önemlisi bana inanıp güvendikleri için söylediklerimi yapmayı çok istemeleri" diye özetliyor. Onun metoduna "yaratıcı yöneticilik" diyorlar. Yaratıcı aktörleri yaratıcı yollarla motive etmeyi bildiği için… Liderlik özellikleri ve iletişim uzmanlığı, iş dünyasına ders diye anlatılıyor.

Velhasıl futbolcularının ona olan bağlılığı anlaşılabilir. Ama onu bir futbol fenomeni yapan tek neden başarıları mı?

Kendini "Ben özel biriyim" diye tanımlayacak kadar yüksek ego sahibi Portekizli. Kaybetmeye tahammülü yok. Fakat tüm o tepeden bakan tavır ve kavgacı görüntüye rağmen milyonlarca insan için bir rol model. Büyüyünce futbolcu olma planları yapan jenerasyonlar, artık ona bakıp teknik adamlık hayal ediyor. Ona özenip menajerlik oyunları alıyor. Zekâsı, karizması ve iletişim becerisiyle sadece oyuncuları değil tüm dünyada milyonlarca insanı peşinde sürüklüyor. Algıyı yönetiyor…

İÇİMİZDEKİ DR. JEKYLL

Yoldan geçen centilmen bir futbol sever, beyefendi Mesut, ya da ülkesindeki iç savaşı bitiren adam Drogba... Her Dr. Jekyll'ın içinde yaşayan bir Mr. Hyde var mutlaka. Mourinho'yu işte biraz da bu yüzden böylesine sevip izliyor dünya. Belki de bu yüzden normalde onu antipatik kılması gereken yönleri kendine çekiyor milyonları…
Yüzleşmekten korkup kaçtıkları karanlık yüzlerini, bastırmaya çalıştıkları ihtirasları, Mourinho onların yerine, hepimizin yerinize açığa vuruyor adeta. Hepimiz biraz Dr. Jekyll'ız zira. Hepimiz biraz Mourinho'yuz.


degerlibulent/twitter.com