X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Kedinin içmediği sütü biz içiyoruz
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Kedinin içmediği sütü biz içiyoruz

  • Giriş Tarihi: 24.11.2013

25 yılını kanser hastalarıyla geçiren ve yiyeceklerle hastalıklar arasında ilişki olduğuna inanan Dizdar , "Doku bozulmaları reflü, tiroid ve kanser olarak kendini gösteriyor" diyor

Dr. Yavuz Dizdar besinlerle hastalıklar arasındaki ilişkiyi dört yıldır araştırıyor. Don Kişot misali haykırıyor: "Yoğurt ekşimiyorsa, yoğurt değildir!" "Kedinizin içmediği sütü siz de içmeyin!" İyi de neden mi? İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü'nün radyasyon onkolojisi uzmanlarından Dr. Dizdar kanser, kalp damar sorunları, tiroid gibi pek çok hastalığın arkasında yatan nedenin aslında son 20-30 yıldır endüstriyel besinlere ağırlık vermemiz olduğunu iddia ediyor.
- Gıda ürünlerini üzerindeki raf ömrüne bakıp alıyoruz. Ama asıl kaç hafta ya da kaç ay yazdığına mı dikkat etmeliyiz?
- Kullanma sürelerinin, son kullanma tarihlerinin bir geçerliliği yok. Ben çok fazla aldım, denedim. Bunların bir bozulma özelliği zaten yok. Onlar, endüstrinin çarklarının dönebilmesi için konulmuş rakamlar. Biz model olarak ABD'yi alıyoruz. Şimdi ABD'ye gidin, en iyi üniversitelerden mezun olmuş biri, sütün, yoğurdun ya da tavuğun nasıl bozulacağını hatırlamaz... Burada bile hatrlamıyorlar.
- Marketlerde parçalanmış halde satılan tavukların tavuk olmadığından nasıl bu kadar eminsiniz?
- Siz bir tavuğu normalde iki saatte pişerken 20 dakikada haşlanır hale getiriyorsanız, bunun adı tavuk değildir. Endüstri de zaten buna 'piliç' ya da 'beyaz et' diyor. Bunun 20 dakikada pişmesini körpelikle ilişkilendirip üstünü kapatıyorsanız, bir hata var. Çünkü körpe kavramı, aslında bir yılda gelmesi gereken boy, ağırlık oranına 45 günde erişmiş bir hayvan için geçerli değil.
- Gıda sektöründe insan sağlığını tehdit eden endüstrileşme süreci 30 yıldır varsa, bu sorgulamaları yapmakta neden bu kadar geciktik?
- Benim konuya vakıf olmam, yoğurdun hakikaten ekşimediğini anlamamla oldu. Bir gıdanın doğal bozulma yolunun değiştirilebilmesi mümkündür. Ya içine bir şey koyacaksınız ya da başka bir şeyle yapacaksınız, donduracaksınız. Endüstri bunun içine bir şey koymuyor ama öyle bir işlemden geçiriyor ki gıdanın bozulabilir olma vasfını bozarak, alıyor.
- Neden Türkiye'de ABD beslenme sistemi uygulanıyor da kitapta sağlıklı olduğunu iddia ettiğiniz İngiltere sistemini örnek almıyoruz?
- Evet, İngiltere'de UHT'li süt yok, tavuğun üstünde 'Bir saat 40 dakikada pişer' yazıyor. Bütün yumurtaların üstünde de 'serbest dolaşan tavuk yumurtası' yazıyor. Bir ülkeyi işgal etmenin artık savaşlarla anlamı yok. Bizde de bu olay 1980 sonrası başlıyor. Muzlar, piliç üretim teknikleri, oradan alınmış teknolojidir. Adamlar bunu 100 yıldır yapıyor ve bunun nereden kaynaklandığını fark etmiyorlar. Bugün ABD'ye gitseniz, kendi vatandaşlarının sağlığı konusunda bir kaygı duyduklarını sanmıyorum.
- Ürünlerin ambalaj içine girmesindeki kaygı hijyen sorunu olamaz mı?
- Bu şekilde daha iyi olduğu iddia edilen birtakım ürünler var, sektörün ana savunması da hep hijyen oluyor. 'Sütte mikrop var' deniliyor. Sanki Türkiye UHT'li süt ülkeye girene kadar salgın hastalıklardan kırılıyordu. Ama işin daha üzücü bir yanı var. Onlar işin ticari yanını düşünerek savunuyor. Ama bunu gıda teknolojisiyle ilgili akademiler de savunuyor.
- Arkadaşınız bir portakal yüzünden zehirlenmiş, can alıcı bir örnek.
- O olay bir felaket. Bahsi geçen market bir de 'Biz damla sulama yapıyoruz' diyor. Meyveyi yıkayarak, ilacı çıkaramazsınız. İlaç içinde, kökten veriliyor. Bunu kötü niyetle meyvenin küflenmesini önlemek, raf ömrünü uzatmak için kullanan da var. Marketlerde topluca ilaçlama uygulamalar bile var. Geçen yıl Bodrum'da pazardan aldığım 4 kilo mandalinanın, dört gün sonra yüzde 50'si bozulmuştu. Doğrusu bu. Ama bir market her gün mandalina getirir, dört günde fire verirse, ayakta kalamaz.
- Keşke o ilaçlar besini korurken bizi hasta etmese...
- Hayır sizi korumaz, çünkü hormon sisteminizi de bloke edebilir. Mantarlanmayı önlemek için kullanılan bir ilaç, sizin hormon sentezinizle etkileşiyor. Biz bunu prostat kanserinin tedavisinde kullanıyoruz, ama aynı şekilde üremeyi de engelliyor. Üreme istatistikleri bekleneni vermiyor. Bu nasıl oluyor? İnsanların dokusu ne hormon üretebiliyor, ne yumurtaları tutabiliyor. Düşüklerin nedeni de bu.
- Gençlerde hastalıklar beslenmeye dayalı olarak arttı mı?
- Evet, gençlerde ciddi sorun var. 'Bunların nedeni stres, sigara, alkol' diyen arkadaşlarımız bir baksın. İnsanların hastalığa yakalandığı yaş, her geçen gün aşağıya iniyor. Sigaranın yaptığı kanser 60-70 yaşlarıdır. 25 yaşındaki bir kızın memesinde tümör ortaya çıktığı zaman bu durumu herhangi bir şeyle açıklayamazsınız.

HAYVANLARA DİKKAT EDİN
Bir besinin canlı olup olmadığını anlamanın yolu var mı?
- Evkadınları balkonlarına bir tel dolap, onun içine de uzun ömürlü yoğurt koysun. Acaba içinde sinek ürüyor mu, üremiyor mu, görebilirler. Hayvanların duyularına bakın. Bir kediye sosis veriyorsunuz yemiyor, UHT'li süt veriyorsunuz, içmiyor. Kediler için bu ortak özellik. Çünkü hayvanlar neyin yenilip neyin yenilmeyeceğini gayet iyi biliyor. Hayvana peynirli tost veriyorsunuz, yemiyor. Halbuki biz onu çocuklara veriyoruz. Bir arkadaşımız ilk kez gerçek bir süt buldu ve kaynatırken köpeği deliye döndü, şapır şupur içti.
- Artık pek çok köylü kendi yapmaktansa, markette satılan yoğurdu tercih ediyor.
- Köylü bunu modern yaşamın bir unsuru olarak görüyor. Başkaları nasıl medeniyeti alakasız şeylerle ilişkilendirmişlerse, onlar da kutu sütle, ambalajlı yoğurtla ilişkilendiriyor.

VÜCUT BİR BÜTÜNDÜR
Başta kanser olmak üzere sindirim sorunları, reflü gibi hastalıklarda da beslenmeye dayalı artış var mı?
- Hastalıkların genelinde artış var. Dolayısıyla bir ortak doku bozulmasından söz ediyoruz. Bu doku bozulması kısmen kendini reflü, kanser, tiroid nodülü ya da romatizma olarak da gösterir. Çünkü dokunun bozulması, tıbbın bugüne kadar çok fazla ilgilenmediği bir alan. Tıp hep bir organın esas işleviyle ilgilenmiş. Vücut bir bütün olarak tek hücreden gelişiyor. Bir hücre, vücudun her yerinde kendi izini taşıyor. Siz bir şey yaptığınızda bu bir dokuda başka bir hastalık, diğer dokuda başka bir hastalık olarak kendini gösteriyor. Beslenmeye dikkat edilirse, hâlâ kurtarma şansı var.
- Hastalıkların artış nedeni sigara, alkol, fazla kilo olamaz mı?
- Hayır, çünkü Türkiye'de son 20- 30 yıldır bu parametrelerde çok ciddi bir değişiklik yok.

DIŞARIDA YEMEĞE GİTMEM
- Bütün bu keşiflerinizden sonra size yiyecek bir şey kalıyor mu?
- Benim beslenme açısından bir takıntım yok. Benim sinirlendiğim şey yoğurt konusunda uyumuş olmam. Yoğurdun üçdört hafta dolapta kalmasına rağmen nasıl bozulmadığını anlayamadığıma kızıyorum. Bütün araştırmalarım, bunun bütün gıda segmentine yayıldığını ortaya koyuyor.
- Evde ne yiyorsunuz peki?
- Ben evde soğanlı, sarmısaklı, biberli makarna yaparım. Son sekiz yıldır hep bunu yiyorum. Dışarıda yemeğe gitmem ben. Hafta sonları anneannemize gider, ev yemeği yeriz.