Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İstanbul gecelerinde Ankara mahcubiyeti

Giriş Tarihi: 24.11.2013

Mert Fırat'ın Erkek Tarafı'da canlandırdığı magazin gazetecisi rolü bize ilham verdi! Dedik ki "Al fotoğraf makinesini gazeteci gibi İstanbul gecelerinde dolaş." Dolaştı ama bir haber yakalayamadı, gecenin sonunda kibarca istifasını verdi: Ben oyunculuğa döneyim!

Erkek Tarafı'nın çekimleri sırasında Mert Fırat'la sözleşmiştik. Bir gece İstanbul gecelerine akacak ve filmde canlandırdığı Tankut Sezer gibi magazin gazetecisi olmayı deneyimleyecektik. İşte o gün geldi çattı. Geçen çarşamba saat 23.00'te gazetenin önünde buluştuk, yanımızda fotoğraf servisimizin güzide 'göz'lerinden Şuheda Aykut. Hemen 'gecelerin adamı' Günaydın'ın acar magazin muhabiri Yüksel Yavuz'a bağlandık: Geliyoruz. Gece aleminde boş boş dolaşmak olmaz, Mert bir haber yakalayacak SABAH için yazacak, plan bu. Arnavutköy'de Yüksel'le buluşunca o, ilk iş olarak fotoğraf makinesini Mert'e veriyor, sonra da magazin dünyasının işleyişini anlatmaya başlıyor. İlk dersimizde Mert'le birbirimize şaşkın şaşkın bakarken buluyoruz kendimizi. Anlıyoruz ki, oldukça farklı bir dünyaya adım atmak üzereyiz... Efendim, Mert de ben de Ankara kökenliyiz. Malum bu kentte çoğunlukla evlerde buluşulur, gece hayatı da Sakarya'ya, Tunalı'ya gitmekle sınırlıdır. Konuşurken de fark ettik ki ikimiz de 'gece dışarı çıkma özürlüyüz'... Bunun için, Yüksel İstanbul'un karmaşık ve renkli hayatını anlattıkça üzerimize bir Ankara mahcubiyeti çöküyor. Arnavutköy'de Eftelya'nın önündeyiz, burası 'ünlülerin', 'cemiyet hayatının önemli isimlerinin' (jargonu kapıyorum) yemek yediği bir yer. Müesseseden Vedat Bey bizi kapıda karşılıyor. Hemen çay ikram ediyor. Mert'ten Yüksel'e ilk soru: "Mekan önü magazincilerin sersefil beklemeleri eskide mi kaldı?" Yüksel: "Yok abi, semtten semte değişiyor. Bu muhitte kibar davranıyorlar. Nişantaşı'ndaki mekanlarla daha normal bir ilişkimiz var ama Beyoğlu'nda, işler biraz sertleşiyor". Vedat Bey lafa giriyor: "Mert Bey, kışın arkadaşlar dışarıda üşürken insan vicdanen rahatsız oluyor. Onun için içeri buyur ediyoruz." Anlıyoruz her şey görev değil, geceleri vicdan da hâlâ ölmemiş... Arnavutköy'de birkaç mekan daha dolaştık ama ne Mert ne de ben ünlü gördük. (Belki gördüklerimiz ünlüydü ama biz tanımadığımız için bir haber yapamadık. Biz kütür sanat insanlarını tanıyoruz) Ama gecenin başındayız daha, moralimiz yüksek, yapabiliriz... Yüksel "Nişantaşı'na Atiye Sokak'a gidelim" diyor. Yeni bir aşamaya geçmenin moraliyle motivasyonumuz artıyor.

"SİZİN MESAİ NASIL İŞLİYOR?"
Yüksel arabada ikinci derse başlıyor: "Genel olarak insanlar, Arnavutköy-Bebek hattında saat 20.00-23.00 arası yemek yer. Sonra Nişantaşı'ndaki mekanlara gidilir, gecenin ilerleyen saatlerinde de Beyoğlu'na akılır." Anlıyoruz gece çıkması demek bir anlamda mekan mekan dolaşmak anlamına geliyor. Boğaz hattında Bebek Luca, Ortaköy Zuma, Reina, Nişantaşı'nda Kav Butik, Sess, Beymen, Beyoğlu'nda Hayal Kahvesi, Roxy, X Restoran, Nu Pera ve Cihangir'de birkaç önemli durak her gün gazetecilerin uğradığı yerlermiş... Mert soruyor: "Sizin mesai nasıl işliyor?" Yüksel cevaplıyor: "Önce rutin işleri (açılış, film galası, defile...) takip ediyoruz 22.00 gibi de mekanları dolaşmaya başlıyoruz. İstihbarat gelirse nokta atışı yapıyoruz. Sabah 06.00'ya kadar mesai devam ediyor." Nişantaşı Atiye Sokak'ta insanlar mekanlarda oturmuş kahvesini yudumluyor ve sohbet ediyor. Bize göre bir anormallik yok. Bakıyoruz yüzüne aşina olduğumuz insanlar da yok... Ama Yüksel'e göre şimdiden iki haber atlamışız. Çünkü oturanlar arasında mühim şahsiyetler varmış... Ama aslında gözler bizim üzerimizde. Çünkü Mert'in elinde fotoğraf makinesiyle dolaşması dikkat çekiyor ve akabinde "Ne ayak?" bakışlarıyla muhatap oluyoruz.

HERKES MESLEĞİN ZORLUĞUNU ANLATIYOR
Sess'in önünde birkaç mesleği bırakmış kurt magazinciyle tanışıyoruz. Mert'e birkaç tavsiye veriyorlar. Tabii ünlülerle magazinciler arasındaki ezeli gerginlik önemli bir konu... Bir tanesi "Abi üç aşağı beş yukarı mekanlar belli, buralarda olursan görüntülenirsin, haber yapılırsın" diyor. O esnada bir ünlü görüyoruz, çok eskilerden. Yüksel heyecanımızı görüyor "Abi olmaz" diyor. Bakışlarımızdan açıklama beklediğimizi anlıyor: "Eski şöhretlilerin haber değeri pek yoktur." Sırada Beyoğlu var... Yollanıyoruz, birkaç mekan dolaşıyoruz. Ama Hayal Kahvesi'nin önündeki kalabalığı görünce heyecanlanıyoruz. Bir ara şarkıcı Ege'yi görüyorum (vay be yaşıyormuş). Beyoğlu'nda bir haber yakalarız diye düşünüyorum. Uzaktan Onur Ünlü'yü görünce, heyecanlanıyorum Mert'e sesleniyorum: 'Ünlü'yü bulduk hem de tastikli. O da heyecanlanıyor. Hoş sohbet, durumu anlatıyoruz Onur Ünlü'ye ama yüzünde bir bakış beliriyor, efendim tercümesi şöyle: Arkadaşlar yanlış adrese geldiniz! Sizin aradığınız ünlü ben değilim. "Tamam" diyoruz Yüksel'e "Bu işi kıvıramıyoruz." O sırada Yüksel gibi geceleri görev yapan başka gazeteciler geliyor yanımıza... Mert "İşiniz zor arkadaşlar" diyor. Bir dokun bin ah işit misali herkes mesleğin zorluklarını anlatıyor. Kimi soğuktan dem vuruyor, kimi mekan çıkışlarında yaşanan hır gürden bahsediyor. Özeleştiri yapanlar da var... Gece devam ediyor ama bize ayrılan sürenin sonundayız... İstiklal Caddesi'nde yol alırken Mert önce Yüksel'e makinesini iade ediyor, Şuheda'ya teşekkür ediyor, sonra da bana dönüp "Bir kağıt verirsen istifamı yazayım" diyor.

ARKADAŞINA GÖNDER
İstanbul gecelerinde Ankara mahcubiyeti
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz