X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Unutulan bir kahramanın unutulmaz sevdası
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Unutulan bir kahramanın unutulmaz sevdası

  • Giriş Tarihi: 23.2.2014

Milli Mücadele'ye katıldığında 19 yaşındaydı. Âşık olduğu kadınla evlendi ve ona büyük bir sadakatla bağlandı. Kore Savaşı'nda şehit olan en yüksek rütbeli askerdi. Zamanın unuttuğu Albay Nuri Pamir'in tutkulu sevdası, 60 yıl sonra mektuplarıyla gün yüzüne çıktı

Lüleburgaz'a askerlik için gittiğim zaman, sivil son öğlen yemeğini yediğim lokantacıya "65. Mekanize Piyade Tugayı'na nasıl giderim?" diye sormuştum. Lokantacı da "Pamir'e mi, Dora'ya mı gideceksin?" demişti. Pamir ismini ilk defa o zaman duydum. Gel zaman git zaman kışlaya neden Pamir isminin verildiğini merak edip komutanıma açıldım, o da Kore'de şehit olan en yüksek rütbeli asker Albay Nuri Pamir'in anısını yaşatmak için kışlaya Pamir adının verildiğini anlatmıştı. Kışlanın girişinde Alpay Nuri Pamir'in 'soğuk' bir biyografisi dışında onunla ilgili pek bir şey yoktu. Dora Kışlası'ndaki (o da adını Kore'de savaşan Celal Dora'dan alıyor) Kore Müzesi ise bir türlü açık olmazdı. Dolayısıyla Nuri Pamir hakkında pek bir bilgi edinemedim. Ama Pamir Kışlası'nın, Dora'ya göre daha bakımsız olması ve adeta umursanmayan bir kışla görüntüsü vermesi aklımı kurcalıyordu. Bu kışlaya olan bakış açısı sanki Nuri Pamir'in unutulmuşluğunun bir göstergesiydi. Zaman zaman Tugay Komutanı Tuğgeneral Mustafa Uzun, tugay içtiması sırasında, özne yüklem uyumsuzluğu içerisinde vatan, millet Sakarya nutukları atarken, gözümün önüne hep Pamir Kışlası'nın umursanmayan görüntüsü gelir, Nuri Pamir'i ona yakışır bir şekilde anlatılamamasına hayıflanırdım. Bir komutan durumu özetleyen cümleyi çok sonraları ağzından kaçırmıştı: "Çanakkale, Kurtuluş Savaşı, Kıbrıs bizim savaşımızdı ama Kore bizim savaşımız değildi." Evet, Nuri Pamir 'bizim olmayan bir savaşın şehidi'ydi. Unutulması ya da adının verildiği kışlanın umursanmaması da belki de bu yüzdendi.

ZARİF BİR CENGAVER
19 yaşında Milli Mücadele'ye katılmak için Kuleli Askeri Lisesi'nden ayrılıp Anadolu'ya geçen ve onlarca savaşa katılan Pamir'in adı kimi kışlalara, okullara ve sokaklara verilse de o tarihin tozlu sayfaları arasında kalmıştı. Kimdi ve nasıl biriydi? Kore'de neler yaşamıştı, nasıl bir babaydı ve eşti? Eldeki verilerle bu sorulara cevap bulmanın pek imkanı yoktu. Ta ki Yapı Kredi Yayınları'ndan 316 Gün "Küçük Kartal"ın Kore Günlüğü kitabı çıkana kadar. Nuri Pamir'in günlükleri ve eşine yazdığı mektuplardan oluşan kitap aslında unutulmaya yüz tutmuş Pamir'i tekrardan bize hatırlatmakla kalmıyor, insan olarak da portesini sunuyor ve büyük bir aşkın belgelerini ortaya koyuyor. Nuri Pamir, büyük sorumluluklar üstlenmekten kaçınmayan, işine dört elle sarılan bir asker olmanın yanı sıra iyi bir baba, âşık bir erkek. Öyle sert görünümlü askerlerden değil, yumuşak bir tabiata sahip gibi görünüyor fotoğraflardan. Eşine yazdığı mektuplar da fotoğrafların verdiği hissi destekliyor. Onun komutasında görev yapan Refik Erduran'a göre karısına aşık, çocuklarına düşkün zarif bir cengaver Albay Pamir. Yüksek rütbeli Koreli bir askerse onu 'askerden çok centilmendi' diye tarifliyor. Silah arkadaşları, öğrencileri Pamir'i hep askerlik otoritesini bile kibarca, tatlı dille kullanan, kimsenin kalbini kırmayan, son derece vicdanlı ve ince düşünceli bir insan olarak anlatmışlar.

60 YIL SANDIKTA KALDILAR
Albay Nuri Pamir'in centilmenliği, zarafeti günlüklerinde ve mektuplarında hissediliyor. Ama mektuplarında en çok hissedilense eşi Meliha Hanım'a olan sevdası. Cephede geçirdiği her gün eşine olan özlemi gittikçe artıyor. Savaşın en sıcak günlerinde bile mektup yazmayı ihmal etmiyor. Seni seviyorum demekten çekinmeyen, biricik sevgilim diye mektuplarına başlayan, Pamir bir mektubunda karısına "Tenha kaldığım zamanlarda Meliha, Tolon, Puna diye bağırıyorum. Sesleniyorum. Orada duyuyor musunuz?" diye yazmış. Karısı da ona "Sen sahalarda bizi çağırıyormuşsun. Halbuki biz seni her zaman birbirimize söyleyerek çağırıyoruz. Bu uzak günler inşallah yakın olur" cevabını veriyor. Hem Nuri Pamir hem de Meliha Hanım bir an önce birbirlerine kavuşmanın hayallerini kuruyor. Ama olmuyor. Nuri Pamir, 5 Haziran 1952'de Kore'de bir tepenin teftişi sırasında saldırı sonucu şehit düşüyor. Ondan geriye kalan günlükler ve mektuplarsa şimdiye kadar ailesi tarafından saklanmış. Ta ki Erhan Çifçi'nin onun nasıl biri olduğunu merak edip, kızı Puna'yı aramasına dek. 60 yıl boyunca bir sandıkta kapalı duran, Osmanlıca yazılmış Kore günlüğü ve mektuplar sandıktan çıkartılıyor. Böylece büyük bir aşkın yazılı hali, centilmen bir adamın ve cesur bir askerin portresi gün yüzüne çıkmış oluyor.

'PÜRÜZSÜZ TUTKUYLA BAĞLIYDI'
Refik Erduran ile Nuri Pamir arasında ast-üst sınırları içerisinde bir dostluk ilişkisi kurulmuş. Yaşıt arkadaşlar gibi konuşurlarmış. Erduran, Pamir'in cephe koşullarında bile karısına olan sadakatini bakın nasıl anlatıyor: "Haftalık dinlenme izni için Tokyo'ya gönderilenler dinlenmekten başka her şeyi yapıyor, pastaneye salınmış arsız oğlanlara dönüyor, yedi güne en çok sayıda cinsel olay tıkıştırmak için sağa sola saldırıyordu. Ben de istisna değildim. Bildiğim kadarıyla, istisna tekti: Albayım. Japonya izinlerindeki yüzde yüz vakur ve vukuatsız tutumu büyük hayret uyandırıyor, karargah sofralarında konuşuluyordu. Davranışının basit nedeni ise eşine aşkıydı. Katıksız, pürüzsüz, parantezsiz, 'her dem taze' bir tutkuyla bağlıydı ona ve onun doğurduğu çocuklara (özellikle beş yaşındaki kızı Puna'ya)."

ÂŞIKLAR YILLAR SONRA BULUŞTU
Nuri Pamir ile Meliha Pamir, en son Kore yolculuğunun başlangıcında, sarılıyorlar birbirlerine, bunun son sarılma olduğunu bilmeden. Onları yıllar sonra ise kızları Puna Pamir farklı bir şekilde buluşturuyor. Bu buluşmayı Puna Pamir'den okuyalım: "2003 yılının Ekim'inde bir davetle Kore'ye gittim. Resmi tören yapıldıktan sonra yakınlarımızın mezarını ziyaret etmemiz için bir saat kadar vaktimiz olduğu söylendi. Babamın mezarına yaklaşıyorum. 51 bir yıldan sonra ona ilk defa bu kadar yakınım. Toprak biraz ıslak, hava oldukça serin. Paltomu çimlere yayıp üzerine oturuyorum. Yanımda bir naylon torba içinde annemin mezarından getirdiğim toprak var. Toprağı, kökü, babamın kemiklerine kadar uzandığını varsaydığım, üzerinde minik pembe güller açmış bodur gül ağacının dibine döküyorum. Çok duygusal bir an bu. Annemle aynı evi paylaştığım 47 sene boyunca babama olan aşkını ve özlemini sürekli gözlemlemiş biri olarak, ikisini sonunda kavuşturmak bana nasip oluyor diye düşünüyorum. Aynı poşete bu sefer babamın mezarından toprak dolduruyorum; dönüşte annemin mezarına koymak için..."

48 YIL SONRA ORTAYA ÇIKAN SON MEKTUP
Meliha Hanım'ın kocasına gönderdiği son mektubun ilginç bir hikayesi var. O mektup hiçbir zaman Albay Pamir'in eline geçmediği gibi posta hattında kaybolmuş. Meliha Hanım bu mektubu hep merak etmiş. Zamanla içeriğini de unuttuğu için mektup aile içerisinde hep gizemli bir unsur olarak kalmış. Lakin Meliha Hanım 93 yaşındayken, ölmeden sekiz ay kadar önce, adeta bir mucize oluyor ve mektup ortaya çıkıyor. Nasıl mı? Aile dostları Ozan Kuntay'ın pul merakı sayesinde. Kuntay, bir pul müzayedesine katılıyor. Müzayedede Türkiye'den Japonya üzerinden Kore'ye yollanmış bir zarf üzerindeki pul dikkatini çekiyor. Kuntay, 5 Haziran 1952 damgasını taşıyan zarfın üzerindeki ismi okuyunca şaşırıp kalıyor. Çünkü mektup Albay Nuri Pamir'e yazılmış. Hiç açılmayan bu zarfı Kuntay satın alamıyor ama satın alan kişiden rica ederek içindeki mektubu almayı başarıyor ve aileye mektubu iletiyor. Peki mektupta ne yazıyordu derseniz, buyurun:

Sevgilim,
Akşam sana mektup yazmıştım. O mektubu gece saat birde yazdım. Akşam hiç uyumadım ve uyumadık. Gündüz vakit bulup postaya mektubu veremedim. İsabet olmuş. 2 mektubunu birden aldım. 23 ve 25 Mayıs tarihli mektupların. Ne kadar sevindim. (...) Allah bizleri sevindirsin, muvaffak etsin. Cümlemize sıhhat ve sağlık versin. Bir aydan fazladır evimizin sıhhati kayboldu, mütemadi bir hastalıkla mücadele halindeyiz.
Sorduğun için Tolon hakkında yazdım. Şükür Allah'a üzülecek bir hali yok. Şimdi başlıca temennimiz Puna'nın eski sıhhatini ve sağlık durumunu bulması. Üzüntülü günlerde resim çıkartmak canım istemiyor, onun için bana gücenme. Gelince beraber çıkartırız. Tekrar selam, sevgi ve sağlık temennisi ile yüz aklığı ile kavuşmak dilerim canım Nuri'ciğim.
M. Pamir

MELİHA HANIM'DAN

13 Aralık 951, Ankara
Çok Sevgili Nuri'cim,
Her hafta mektuplarını muntazam almaya alışmıştım. İki gündür beklediğim halde bu hafta mektubun gelmedi. Ne kadar merakta ve üzüntüdeyim. Mektup bir gün aksasa ne kadar üzülüyorum. Ayrılık günleri sevginin mikyası oluyor. Ben de ayrılık günlerinde seni ne kadar çok sevdiğimi ve sensiz hayatın kıymeti olmadığını daha iyi anlıyorum. Allah seni bize bağışlasın. Yakında hayırlı kavuşmaklar nasip eylesin. (...)
Biz hamdolsun iyiyiz canım. Hısım akraba da hep iyiler. Puna rüyasında seni gördüğü gün asabı bozuluyor çok ağlıyor. Bu gece gene görmüş. Seninle oynaşmış. Rüyasında pek güldü. Sabah seni görmeyince tabii her şeye ağladı. Ben de onu çarşıya götürdüm. Kurdele ve çok şık altı kauçuk bir fotin aldım sevindi.
Dört beş gündür bila fasıla yağmur yağıyor. Annem yattı. Ben holde sana mektup yazıyorum. Kapıları kapadım o kadar sıcak ki. Sen böyle bir sıcağa hasretsin değil mi sevgilim. Geldiğin zaman sana hiç kafa tutmayacağım. Sen ne söylersen razı olacağım. Çünkü seni çok özledim. Nuri'cim. (...)
Annemden sevgi ve selamlar canım Nuri'cim. Çocuklar ellerini öpüyorlar. Ben de seni yüzlerce defa öper Allah'a emanet eder, sağ ve salim dönmenizi beklerim sevgili kocacığım.
Senin, M. Pamir

NURİ PAMİR'DEN

Kore: Tugay Karargâhı, 26 Nisan 952
Benim bir tane sevgilim, biricik aşkım Meliha'm;
Bugün Allah'ın izni ile evlendiğimiz günün sene-i devriyesidir. Bugün 24. senemizi bitirmiş 25. senemize girmiş bulunuyoruz. Evlendiğimiz günden, yani aşk, saadet hayatımızın başladığı ve sen bana, ben de sana teslim olduktan ve birbirimize elimizi uzatarak beraber yürümeye ve beraber yaşamaya karar verdiğimiz andan itibaren birbirimizden vazife dolayısıyla oldukça uzun süren ayrı günler yaşadık fakat bu ayrı günler bizi birbirimize daha yaklaştırdı ve ikimizi adeta bir insan yaptı. Şimdi işte yine birbirimizden ayrı bulunuyoruz. Fakat bu ayrılığın ne ehemmiyeti var, sonu kavuşmak olduktan sonra.
Seni seviyorum, seni her gün, her an artan bir sevgi ile seviyorum. Ve daima artan bu sevgi beni adeta bir huşu halinde yaşatıyor ve ben daima saadet ve bahtiyarlık havası içinde yaşıyorum. Her güzel şey ve manzarada seni görüyorum. (...)
Artık seni ellerimle tutmak, gözlerimle görmek, seni koklamak, evlatlarımı kucaklamak ve hepinizin kokusunu teneffüs etmek istiyorum. İşte bu derin tahassür içinde günlerimizi geçirirken Allah'tan bu günlerin hayırlısı ile ve alın akı ile bitmesini ve birbirimize tam olarak kavuşturmasını dua ediyorum. Allah'ın bu duamı kabul edeceğine de emin bulunuyorum.
Hep senin Nuri Pamir