X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Futbolun Jules Verne'i zamanın önünde
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Futbolun Jules Verne'i zamanın önünde

  • Giriş Tarihi: 6.4.2014

Bayern Münih'le tüm rekorları altüst edip her kulvarda dolu dizgin yoluna devam eden Guardiola, önce Barcelona'da şimdi de Almanya'da futbola yeni kilometre taşları döşüyor. Tıpkı iki asır evvel Ay'a seyahati kurgulayan Jules Verne gibi, zamanın önünde gidiyor

Mayıs 2008'de, üçüncü çocuğu Valentine doğduğu gün Barcelona'nın teknik direktörü oldu Guardiola. Sadece kendi kaderini değil futbolun kitabını baştan yazacak imzayı atmadan 20 sene önce, idolü Johan Cruyff Barcelona'yı çalıştırmayı başladığında, onu B takımda oynarken görmüştü. "Kim şu sıska çocuk" diye sordu. Adını söylediler. Orta alanın sağında oynuyordu. "İkinci devre merkeze alın" dedi. Aldılar. Çok da iyi oynadı. Yerini bulmuştu. İki hafta önce Bayern Münih'in başında, ligin bitime 7 hafta kala şampiyonluğu kutlayan Pep Guardiola, üzerinde en çok iz bırakan adam Johan Cruyff'la böyle tanışmıştı. Total futbol'la ise daha da önce, 13 yaşında Barcelona altyapısına girdiğinde... Kulüpte bir başka Hollandalı futbol efsanesi Michels'in 1971'de tohumlarını attığı, Cruyff'un önce saha içinde sonra da kenarında amiralliğini yürüttüğü, en sonunda da üçüncü Hollandalı Van Gaal'in devamını getirdiği total futbol felsefesi Guardiola'nın genlerine işledi. Ama kendisi Barcelona'nın başına geçtiğinde projeyi devam ettirmekle yetinmedi, zirveye taşıdı, gelmiş geçmiş en iyi takımlardan birini yarattı. Tıpkı şu sıralar Bayern Münih'le yaptığı gibi. Guardiola, geçen sezon üç kupayı birden kaldıran, efsane Barcelona'yı yarı finalde perişan eden Bayern'in başına geçtiğinde "Bu takıma katacak ne kaldı ki" diyenlerin unuttukları bir şey vardı. Onu özel kılan yönü, riske girmeden hazırla yetinmesi değil, zaten iyi olanı futbol tarihinin kilometre taşlarından biri haline getirmesiydi. Guardiola bir devrimciydi. Statükoyla işi olmazdı. Bunun en net kanıtı da Barcelona felsefesinin onun döneminde futbolda 'rol model' haline gelmesi. 'Tiki-taka' tarzını elbette Pep icat etmemişti. Ama ilk kez onunla başarının bir numaralı kıstası haline geldi. Futbolun aktörleri ikiye ayrıldı. Kimi Barcelona felsefesini uygulamaya kendini adadı. Mourinho ya da Di Matteo gibi Avrupa şampiyonluğuna kadar tırmanan 'reaktif'lerin yol haritası ise futbol topuna yasak elma muamelesi yapmak pahasına Barcelona'yı durdurmanın yolunu aramaktı. '

KİBİRİN BAŞKENTİ'NDE MEYDAN OKUMA
Aynı süreç şimdi Bayern Münih'le yaşanıyor. Geçtiğimiz sezona damgasını vuran Bayern Münih, her yönüyle çok güçlü, çok iyiydi. Ama Guardiola ile beraber hızla 'bir sezona damgasını vuran' flaş takımdan bu oyuna yön veren takım olmaya terfi ediyor. Guardiola, gerçek bir devrimciye yaraşır biçimde kimsenin kolay kolay cesaret edemeyeceği şeylere cüret etti. Barcelona'da tüm DNA'sını bildiği bir caima vardı. Bir Katalan'a çok yabancı Alman kültürüne, Barcelona tarzının çok dışındaki futbolda 'kibirin başkenti'ne gitmek ancak bir devrimcinin göze alabileceği meydan okumaydı. Sahada da zaten kanıtlanmışa, işleyen sisteme arkasını yaslayabilirdi ama o daha iyi olabilmek için risk aldı. Zira onun için futbol maç kazanmaktan çok bir "tarz" yaratmak, iz bırakmaktı. Misal "Çalıştığım en akıllı oyuncu" dediği yılların beki Lahm'dan, 30'undan sonra ön libero yarattı. Pas oyunu ve direkt futboldan mükemmel bir kokteyl çıkardı. Tempoları ve çok planlı ateş gücü nedeniyle İskoç Graeme Souness onları "hiçbir bir zaafı olmayan takım" diye niteliyor. Rakamlar da Pep devrimini doğruluyor... Takım geçen sezon altüst ettiği rekorların çoğunu kırdı, kalanlar da atış menzilinde. En erken şampiyonluk rekorunu nisandan martın sonuna çektiler. Geçen sezondan kalan arka arkaya maç kazanma rekorunu da tarihe gömdüler. Şampiyon oldukları haftaya kadar galibiyetlerine iki puan bile verilse rakipleri yetişemiyor onlara. Ve kalan altı maçtan alınacak 14 puan, yetecek puan rekorunu kırmaya. Guardiola'nın, ezeli rakibi Mourinho gibi mistik bir karizması yok belki. Onun gibi bir polemik profesörü de değil. Ama zaten yıllar evvel "Basın odasında kral Mourinho'dur, onunla boy ölçüşemem" diyerek bunu kabul etmiş, sonra da eklemişti: "Ama sahada kimin daha iyi olduğunu göreceğiz." Gördük de... Bugün hâlâ kazanmak için hem estetik hem de efektif bir yol varsa, futbol başarıyı kestirme yoldan arayan akıl oyunu tiranlarının tekelinde kalmadıysa, bunda en büyük pay sahibi şüphesiz Guardiola. Nasıl ki bilim kurgunun babası Jules Verne, iki asır evvel Ay'a gitmeyi, Dünya'nın merkezine yolculuk etmeyi ya da denizlerin 20 bin fersah altına inmeyi başardıysa, Pep de hayal gücü ve bitip tükenmek bilmeyen üretme iştahıyla hep zamanının önünde gidiyor. Oyuna her gün yeni fırça darbeleri vuruyor. İspanyol basınının dediği gibi, rakipleri tüm cevapları bulduklarını sandıkları anda, Guardiola soruları değiştiriyor. Ve tıpkı Jules Verne gibi, onun gerçekleri başkalarının hayalleri oluyor.