X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Gidenler mi kayıp geride kalanlar mı?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Gidenler mi kayıp geride kalanlar mı?

  • Giriş Tarihi: 4.5.2014

Çocuk cinayetleri kadar büyük bir kanayan yara daha var. O da kayıp çocuklar. Kimi bulunuyor, kimi vicdanı kara ellerde kaybolup gidiyor. Geride kalanlar asla umutlarını kesmiyor. Çocuklarını kaybeden aileleler anlattı

Kayıp yakınlarıyla birkaç gündür süren görüşmelerim sonrasında, insanın ölümler, ayrılık ve kayıplar karşısında ne denli çaresiz olduğu daha iyi anladım. Bir kayıp annesi "Ölüm bu çaresizlikten daha iyidir oğlum" deyince ben, "Ama henüz ölüsü bulunamadıysa az ya da çok bir umut vardır" diye onu teselli etmeye çalıştım. Ve tabii hemen cevabımı aldım: "Umutla çaldığın her kapıdan ellerinin boş dönmesi ve bunun da yıllarca ve yıllarca sürmesi ne demektir bilir misin? Bir filozofun dediği gibi; bazen umut işkencelerin en kötüsüdür..." Aslında haksız da sayılmaz çünkü uzmanlar da ölüm sonrasında insanın reddediş, yas ve kabullenme şeklinde üç aşamalı bir süreçten geçtiğini söylüyor. Ama kayıplarda durum değişiyor. Bunun sebebi ise yaranın ve acının bir türlü kapanamamış olması. Kapıya her vurulduğunda kapıdan o girecek diye beklemek, her telefon çaldığında ondan bir haber geleceğini umut etmek... Kalbinizin hiç küllenmeyen bir ateşle sürekli yanması... Ölüsü olan üç gün ağlıyor, bir yakını kaybolanlar ise hergün... Gazeteci olarak bugüne kadar çok sayıda kayıp yakınıyla görüşmüştüm ama bunlar daima aralıklarla olmuştu. Son birkaç gün içinde peş peşe 9-10 kişiyle görüştüm. Bunların bir kısmıyla telefonla konuştum, üçüyle ise söyleşi yaptım. Böylece olayın vehametini daha iyi anladım. Bu insanlardan biri ağabeyini bundan 22 yıl önce kaybetmiş dertli genç bir adam, diğeri kızını kaybedip dört yıl sonra bulan şanslı bir baba, bir diğeri de kızını kaybetmiş, onun tokası ve saç telleri polisler tarafından bulunup kendisine getirilmiş ama üç buçuk yıldır yavrusunun sesini bir kez bile duyamamış acılı bir anne. Şimdi size onların hikayelerini anlatacağım.

Umuda yolculuk mucizesi

İsmet Özbilici küçük yaşta İstanbul'a gelip çalışmaya başlıyor. Eşiyle dördü erkek ikisi kız altı çocukları oluyor. Büyük çocuk Abdülhamit otistik, onun bir küçüğü olan Özgür ise zihinsel engelli. Birbirleriyle çok iyi anlaşıyorlar. Ağabeyi evden çıktığı zaman Özgür pencerenin önünde oturup onu bekliyor. Abdülhamit büyüyüp 22 yaşına geliyor ama zeka seviyesi yedi yaşındaki bir çocuğunki kadar. 1992 yılında bir gün İsmet Bey, evin yakınlarındaki pazara alışverişe gidiyor. Evden çıkarken, "Oğlum" diyor Abdülhamit'e, "Ben bir şeyler alacağım, onları eve taşımama yardım et." Baba sokağın başındayken dönüp bakıyor ve oğlunun evden çıkışını görüyor. Arkasını dönüp pazara doğru ilerliyor. Bu oğlunu son görüşü oluyor.

BİR DERNEK DOĞUYOR
Polise başvurduktan sonra birkaç ay bekliyor İsmet Özbilici. El ilanları bastırıp mahalle mahalle dolaşıp dağıtıyor. Bu sırada Özgür pencerenin önünden ayrılmıyor. Sürekli abisini soruyor ve çoğu zaman yemek yemiyor. Ve abisinin kaybolmasından tam bir yıl sonra babası onu pencerenin önündeki sedirde ölü buluyor. Çocuğunu defnettikten sonra "Lanet olsun böyle kadere" deyip yollara düşüyor Bilici. Gittiği her şehirde, kasabada pek çok kayıp vakası olduğunu öğreniyor. Ve iki yılın sonunda bu insanları bir araya toplayıp Yakınlarını Kaybetmiş Aileler Derneği'ni (YAKAD) kuruyor. Dernek çok kısa sürede toplumun her kesimine ulaşarak kayıplar konusunda muazzam bir etki ve duyarlılık oluşturuyor. Abdülhamit kaybolduğu günlerde ailenin üçüncü çocuğu Zafer henüz 15 yaşında. Lisede okuyor. Çok da başarılı bir öğrenci. Ama önce büyük ağabeyin ardından okulu bırakıyor.

ZAFER'İN EĞİTİM ZAFERİ
Zaman zaman Anadolu'ya da gidiyorlar. Bunun için de bir otobüs kiralamaya ve onun da üzerini kayıp resimleriyle donatıp dolaşmaya karar veriyorlar. Böylece dünyada ilk kez bir Kayıp Otobüsü ortaya çıkmış oluyor. Böylece yüz binlerce insana ulaşıp yüzlerce kayıp insanı buluyorlar. Bu arada Zafer liseyi bitiriyor ve üniversiteye giriyor. İsmet Özbilici kayıplara, ölümlere, yollara dayanamayıp kanser oluyor. Ve 1999'da vefat ediyor. Dernek üyeleri Zafer'e, "Sen geç derneğin başına" diye bir öneri getiriyor. Önceleri reddediyor ama bakıyor ki bir efsane çökecek, geçiyor derneğin başına. Olanaksızlıklar içinde varlığını sürdürmeye çalışıyor dernek. Bazen mazot parası bulamadıkları için otobüsleri yollarda kalıyor. Kimi zaman araçlarının bozulan parçalarına güçleri yetmediğinden dolayı haftalarca garajda bekliyor. Sonunda eskiyen otobüs sefere çıkmaz hale geliyor. Bunun üzerine Ataşehir Belediyesi onlara bir midibüs tahsis ediyor. O küçük araçla misyonlarını sürdürmeye çalışıyorlar.