X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Hayal kurmayı öğreten adam
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Hayal kurmayı öğreten adam

  • Giriş Tarihi: 4.5.2014

Hayata veda eden Yugoslav teknik adam Boskov, renkli kişiliği, taktik ustalığı, Mancini'den bir dünya yıldızı yaratmasıyla hatırlanacak. Ama en çok 1991'de İtalya'da devleri geçip şampiyonluğa sonra da Şampiyon Kulüpler'de finale taşıdığı Sampdoria'dayken yazdığı peri masalıyla anılacak

"Yıllar sonra bile insanlar 'O gün o maçtaydım, o maçı canlı seyretmiştim' diye anlatacak..." Ünlü yorumcu Martin Tyler, 1991'de ligin bitimine dört hafta kala şampiyonu belirleyecek Inter-Sampdoria maçında yaşananların sıradışılığını heyecan içinde böyle tasvir ediyordu. Bu oyuna sığan ne kadar duygu, bu oyunu sihirli kılan ne kadar detay varsa hepsini barındıran epik bir maçtı. Kırmızı kartlar, çizgiden çıkan toplar, kaçan bir penaltı, mücadele, gerilim, sevinç, hayal kırıklığı...

O maça ikinci Inter'in üç puan önünde çıkan Sampdoria, Trapattoni'nin çalıştırdığı, Klinsmannlı, Mattheuslu Inter'i deplasmanda 2-0'la geçip tarihinde ilk ve tek Serie A zaferine uzandığında, Yugoslav çalıştırıcı Boskov da "peri masalı yazarı" olarak futbol tarihindeki yerini alıyordu.
İki takıma defalarca gelip giden o maçın öyküsü, geçen pazar günü yaşam denen oyuna veda eden Vujadin Boskov'un inişli çıkışlı bir o kadar da renkli 82 yıllık hayatının da özeti gibiydi. 1952 Olimpiyatları'nda, yıllar sonra hem Fenerbahçe'yi hem de Beşiktaş'ı şampiyonluğa taşıyacak olan Stankoviç, 70'lerin sonlarında, Hamburg efsanesinin temellerini atan adam Zebec gibi isimlerle birlikte takımını finale taşıdı. Ancak Puşkaşlı Macarlara kaybetmekten kurtulamadı. Teknik direktör olaraksa ilk başarısı değildi belki Sampdoria. Ama şüphesiz en büyülüsüydü…

REAL MADRID'LE ZİRVEDEN İTALYA İKİNCİ LİGİ'NE
Sampdoria'nın başına geçmeden 6 yıl önce 1979-80 sezonunda Real Madrid'i hem şampiyon yapmış hem de kupayı kazanmış, ertesi sezon da Şampiyon Kulüpler'de finale kadar çıkmış ancak bitime sekiz dakika kala yedikleri golle Liverpool'a kaybetmişti. O finalden sadece üç yıl sonra ise kendini İtalya'nın sıradan takımı Ascoli'nin başında ikinci ligde savaşırken buldu. Takımı tekrar birinci lige çıkardı ve 1986'da, bir dönem formasını da giydiği II. Dünya Savaşı sonrası kurulan Cenova takımı Sampdoria'nın başına geçti. Bologna'dan, 4 yıl önce 18'inde alınan Mancini ve Cremonese'de keşfedip getirilen Vialli gibi süper yetenekleri, Vierchowod gibi tecrübelerle kaynaştırıp her yıl üzerine koyarak yükselen bir proje takımı yarattı.
Boskov'un futbol felsefesi de hayatın kendisi, ya da en azından olması gerektiği gibi dengeliydi. Eğlenceli, maceraperest ama bir o kadar realist... Kazanmak için sadece kalesini korumayı değil, üretmeyi, topu kullanmayı ve oyundan keyif almayı da önemsiyordu… Ama kontrolsüz maceralardan da uzak duruyordu. Sampdoria'da önce iki İtalya Kupası ve birini kazandıkları iki Kupa Galipleri finali geldi. 1990-1991 sezonu başlarkense, büyük hoca Sacchi'nin futbolda kilometre taşı olmuş Gullitli Van Basten'li Milanı, üç Almanıyla "Mercedes motorlu İtalyan" Inter ve tabii Maradonalı Napoli varken kimseler Sampdoria'nın adını anmıyordu...

HER BİRİ AYRI BİRER KAHRAMANLIK ÖYKÜSÜ
İtalyan Ligi'nin en parlak günleriydi... Ve "maviler" hem iki Milano devini hem de Napoli'yi her iki maçta da dize getirerek zafere uzandı. Oyunun her iki yönünde de gösterdiler meziyetlerini. Sezonda en çok golü onlar attı. Ve dünyanın o dönem açık ara en zor liginde sadece üç kere kaybetti Boskov'un talebeleri.
Sürati ve asistleri kadar (hatta daha çok) genç yaşta tümüyle kaybettiği saçlarıyla hafızalara kazınan Attilio Lombardo sağ kanatta fırtına gibi esti. Kalesini rakip forvetlere kapadığı için adı "Duvar"a çıkan ve daha sonra milli formayı 39 kez giyecek olan Pagliuca üç direğin arasında harikalar yarattı. "Muhteşem İkizler" Vialli ve Mancini 57 golün 31'ine imza koydu. Ve Sampdoria Boskov'un önderliğinde estetik, efektif ve yeri geldiğinde de pragmatik bir oyunla futbol tarihinin en unutulmaz başarı öykülerinden birini yazdı.
Usta hoca o şampiyonluğu yıllar sonra "kariyerindeki en anlamlı an" olarak tanımlayacaktı. Ertesi sezon Şampiyon Kulüpler'in finalinde Cruyff'un Barcelonası'na uzatmada boyun eğmeseler, 5 sezonluk "mucizeler çemberi" tamamlanmış olacaktı. Ama "gerçek olaylara dayanan" bir filmdi Sampdoria'nın macerası. Başarı ve sevinç kadar dram da senaryonun bir parçasıydı.
Barcelona'ya kaybedilen final sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Kulüp bütçesi giderek açık vermeye başladı. Vialli, Mancini, Pagliuca gibi yıldızlar birer birer devlerin yolunu tuttu ve yerleri asla dolmadı. Vialli 1992 yazında 16.5 milyon euro bonservisle Juventus'a imza attığında, hislerini ve çok sevdiği kulübünün durumunu, "Biliyorum insanlar bana hain gözüyle bakıyor. Ama Sampdoria'nın bu paraya benim gollerimden daha çok ihtiyacı vardı" diye dile getiriyordu. Sürdürülebilir bir ekonomiye dayanmayan peri masalı hüzünlü sonla bitmişti.
Sadece bir taktisyen değildi Boskov, aynı zamanda bir iletişim uzmanıydı. Ona göre teknik direktör dediğin, hem arkadaş hem baba hem de polis olabilmeliydi. Sahada olduğu gibi soyunma odasında da dengeyi yakaladı. Mancini gibi asabi yıldızlardan aldığı verimi de en çok buna borçluydu. Oyuncuları hem bu esprili adamı seviyor, hem sorgulamadan kararlarına uyacak kadar "itaat ediyor" hem de bir baba gibi görüyordu.
FUTBOL ONA ÇOK ŞEY BORÇLANDI
Hayata biraz da hafife alan özel bir adamdı. Ve oynattığı futbol kadar "veciz sözleri" de iz bıraktı. "6-0 kaybetmek, altı kere 1-0 yenilmekten iyidir" derdi. İspanya'dan Hollanda'ya, İtalya'dan İsviçre'ye kadar uzanan bir coğrafyada bir düzineden fazla takım çalıştırmış olmasının getirdiği deneyimi, "Oturduğum yedek kulübelerini yan yana koysanız, yere ayak basmadan kilometrelerce yürürüm" diye anlatıyordu. Sampdoria'ya futbolcu olarak sağlayamadığı katkıyı teknik adam olarak fazlasıyla telafi etmesini ise şöyle dile getirmişti: "Sampdoria'ya bir senelik maaş borcum vardı, onu ödemiş oldum."
Talebeleri gibi o da yuvadan uçtu ve Roma'nın yolunu tuttu. Belki Sampdoria'dan sonra bir daha sansasyonel başarılar yakalayamadı. Ama futbol ona çok şeyler borçlandı... Yetenekli genç Mancini'yi bir markaya dönüştürdü. Nitekim Mancini de bir hafta önce ölüm haberini aldığı hocasının üzerindeki etkisini, "Güzel futbolun ne olduğunu ondan öğrendim" diyerek dile getirdi. Sampdoria'dan sonra gittiği Roma'da, yaşayan efsane Totti'yi daha 16'sında sahaya ilk o sürdü.
Sampdoria efsanesi, Borussia Dortmund, Atletico Madrid gibi futbolun modern zaman şövalyeleri için ilham kaynağı oldu. Ve sadece Cenovalılara ya da dünyanın dört bir yanında, bu özel bir ruhu ve ateşli taraftarı olan kulübe gönül vermiş Doria sempatizanlarına değil, İstanbul Erkek Lisesi sıralarında, Boskov'dan dahi önce Sampdoria'yı tutuyor diye "deli" muamelesi gören bu satırların sahibine de hayatı boyunca anlatacağı bir hikaye verdi. Biraz romantizm, biraz bilim kurgu, biraz da hüzün içeren eşsiz bir hikaye...
Boskov oyuncularının onu tasvir ettiği gibi bir öğretmendi. Ama sadece nasıl hücum edeceklerini ya da savunma yapacaklarını değil hayal kurabilmeyi ve hayallerini kovalamanın yolunu da öğreten bir hoca... Dire Straits "On Every Street" şarkısında "Bir yerlerde parmak izlerin canlı kalır" der. Vujadin Boskov'un parmak izleri de Galatasaray'ın kulübesindeki yakışıklı teknik adamda, yardımcısı Lombardo'nun deparlarında, Vialli'nin gol koleksiyonunda, bütçesinden büyük işlere kalkışan takımların umutlarında ama en çok da Cenova sokaklarında duruyor hala. İlk günkü gibi ve hiç silinmemek üzere…

degerlibulent/twitter.com