X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Dünya Kupası hayat gibidir
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Dünya Kupası hayat gibidir

  • Giriş Tarihi: 8.6.2014

2014 Dünya Kupası 12 Haziran'da ev sahibi Brezilya ile Hırvatistan arasında oynanacak maçla başlayacak. Milyonların gözü de Brezilya'da olacak. Favoriler, sürprizler, gözyaşları... Malum her kupa kendi kahramanını yaratır. Kimi kaçırdığı kimi attığı golle hatırlanır. Turnuva başarı hikayesinin yanı sıra trajediye de gebedir. Bakalım bu kupanın kahramanları kim olacak?

Çok şeydir Dünya Kupası... Her yaştan insan için anlamı başkadır, yeri de apayrıdır... TRT'deki hafif cızırtılı yayınlar demektir Dünya Kupası... Mahallede arkadaşlar arasında değiştirilen oyuncu kartları, futbolcuların komik kısa şortları, kaleciye geri pasla çalınan dakikalar, Breitner'in sakalı, rakibinin kaburgalarını kıran Schumacher, Maradona ve 'Tanrı'nın eli', 50 metre boyunca İngilizler'i ipe dizmesi, Tardelli'nin damarları fışkırırcasına kollarını açmış gol sevinci, Kamerun efsanesi demektir... Herkesin hayatında ayrı bir hikayesi vardır Dünya kupalarının... Kimisi yıllar evvel maçları birlikte izlediği ama artık yanında olmayan babasını, kimisi Halit Kıvanç'ı, kimisi çocukluk kahramanı Kempes'leri, kimisi 1970'de İtalyanları finalde perişan edip Jules Rimet kupasına ebediyen sahip olan Brezilya'yı, kimisi maçları her gün hararetle tartışıp yıllar sonra Facebook'ta tekrar bulduğu ilkokul arkadaşlarını görür... Çocukken hep en keyifli zamanlardır Dünya Kupası mevsimi... Karneler alınmış, tatil başlamıştır. Gündüzleri, sırta konulan bezle yapılan kıyasıya maçların devamı akşam ekran başında gelir... Çayın yanına belki annelerin yaptığı kek vardır belki de mahalle bakkalında kutu içinde satılan bisküvi... İnsanları böylesi etkiler, zira hayata dair hızlandırılmış bir kurs gibidir o üçdört haftaya sığan... Dram, heyecan, sevinç, başarı, öfke, hayal kırıklığı, gözyaşı... Zaten tıpkı da hayat gibidir Dünya Kupası, her zaman hak eden kazanmaz... Ama her defasında bir Külkedisi Masalı yaşanır, bir gün Polonya çıkar bir başkasında İsveç ya da Türkler... Kendinden bir şeyler bulmak, hem her şeyi unutmak hem de her defasında geçmişin tatlarını hatırlayıp havasını solumaktır Dünya Kupası... Dedik ya hayat gibidir... Bir bakarsınız, 1994'te Bebeto'nun sahadaki doğumunu kutladığı bebeği büyümüş, profesyonel futbolcu olmuş... Bir bakarsanız başlamış bir bakarsınız bitmiş...

BREZİLYA

En büyük rakibi 1950'nin laneti

Gazeteler 'İşte şampiyon' manşetlerini maç oynanmadan atmış, tişörtler basılmış, ülke Dünya Kupası zaferini kutlamaya çoktan başlamıştı. 1950'de Maracana Stadı'nı dolduran 175 bin kişi önünde Uruguay'la oynayacakları final öncesi, beraberliğin dahi yettiği Brezilyalılar kendi evlerinde kupayı kaldıracaklarından işte böylesine emindi. Ama bitiş düdüğü çalıp da Uruguay üstelik geriye düştüğü maçı 2-1 kazanıp kupayı evine götürdüğünde ülke şoktaydı. İntihar edenler, tribünlerde kalpten ölenler... Pele "Babamı ilk kez o gün ağlarken gördüm" diyordu. Sadece o değil milyonlarca baba o gün gözyaşı döktü. Travmanın izleri ise yıllarca silinmedi. 64 yıl sonra yine ev sahibi Brezilya... Başlarında, estetik futbolu pragmatik formüllerle kaynaştırmayı çok iyi bilen turnuva ustası Scolari'yle sadece zorlu rakiplerini değil 1950'nin lanetini yenmeye çalışacaklar.

BOSNA

Türkiye yoksa Bosna var...

Kiminin anne, babası kiminin yakını kiminin kapı komşusu... Hiçbiri değilse de kardeş ülke... Bosna Hersek'i desteklemek için çok sebebi var bu topraklardaki insanların. Sokağa çıkıp sorsanız "Kimi tutuyorsun Dünya Kupası'nda?" diye, cevap Bosna Hersek olur açık ara... Biraz Eurovision psikolojisi bizimkisi, "Türkiye yoksa onlar kazansın" dediğimiz kardeş takım Bosna... 22 yıl evvel kazandıkları bağımsız kimlikleriyle ilk kez bir büyük turnuvada dalgalanacak bayrakları. Ama "Buraya turist olarak gelmedik" diyorlar... Senelerdir en büyük zaafları kolay gol yemeleriydi. Bu kez daha güçlü defansları. İngiliz şampiyonu Manchester City formasıyla sezona damga vuran Dzeko ise en büyük gol silahları. Aynı coğrafyadan çıkıp 1994'te Bulgarların, 1998'de Hırvatların ve 2002'de Türklerin imza attığı bir Balkan sürprizini bu kez de Bosna Hersek kovalayacak. Ve Türkiye'de yüzbinlerce kalp de şüphesiz onlar için atacak...

BELÇİKA

Hem cool hem favori

1986'daki Danimarka'dan sonra belki de en cool takım olmaya aday Kırmızı Şeytanlar... 11 milyonluk nüfuslarına aldırış etmeden 80 milyonluk Almanya misali bir yapılanma hamlesiyle Enzo Scifo'nun 'kazanan' ruhunu geri çağırdılar. Ve bunu modern çağın en detaylı plan programlarından birine borçlular. Yaşayan en büyük genç yeteneklerden Hazard ve arkadaşlarının ulaştığı nokta, altyapılardan itibaren beyinlerine ve ayaklarına kazınan taktik bilginin yanı sıra tam bir politik ve etnik kaynaştırma hareketinin sonucu. En pahalı üçüncü milli takım, kimi Faslı kimi Kongolu yıldızların aynı amaç uğrunda birleşmesiyle oluştu. Bir anda Dünya Kupası'nın 'gizli favorisi' oluverdiler. Ancak en büyük avantajları belki de en büyük zaafları... Zira 'gizli' kalamadılar, sessiz ve derinden 1994'ün İsveç'i olma fırsatını biraz teptiler sanki... Kupa için en çok adı geçen beş-altı takımdan biri haline geldiler... Ve favorilerin hayatının vazgeçilmez bir parçası olan baskıyla yüzleşecekler.

İSPANYA

Harikalar diyarında bir antikahraman...

"Bazıları gibi akademide eğitim almadım. Öfke kontrolünü de öğretmediler. Benim akademim sokaklardı. Ve benim geldiğim yerde kaybedersen bir hiçsin..." İspanya, üst üste üç büyük turnuvayı kazanarak tarihe damga vurmanın hesabını yapadursun, bir adam süslüyor manşetleri... Vatandaşı olduğu Brezilya yerine "Bana sahip olduğum her şeyi onlar verdi" diyerek İspanya formasını tercih eden Diego Costa... Sezon boyunca Atletico Madrid formasıyla fırtına gibi esen bu iri kıyım adam, aslında İspanya'yı zirveye taşıyan sistemin antitezi. Hırçınlığı ve oyun tarzıyla takımın omurgasını oluşturan Barcelona'nın altyapısı La Masia'dan gelen yıldızların tam zıttı bir profil çiziyor Costa. Başka bir galaksinin çocuğu o... Ve işin sonunda ya zıtların birlikteliği matadorlara yeni bir enerji verip bir kez daha zirvede kalmalarını sağlayacak ya da belki Costa, Brezilyalı 'hemşerilerini' kupa töreninde çılgınca sevinirken izleyip "Ben nerede yanlış yaptım" diyecek...

ALMANYA

Gidenlerden bir tek seni bana ekledim

2000 Avrupa Şampiyonası'nda yaşadıkları hüsran Almanları gerçeklerle yüzleşmeye itti. Değişim kaçınılmazdı. Futbol tarihinin en büyük altyapı hamlelerinden birini başlattılar. Alman oyuncu profili de bu dönemde kökten değişti. Yüzüne bakmadıkları ufak tefek teknik adamlara yöneldiler. Ve bu değişimin son halkası, Almanya'nın Dünya Kupası kadrosu açıklandığında gözler önüne serildi. Klasik satraforlar diyarı Almanya, Brezilya'ya sadece bir santraforla, 35 yaşındaki Klose ile gidecekti. Klose ise kendi hikayesinin peşinde. Zira Dünya Kupası gol rekoru, 19 maçta 15 golle Brezilya'nın yıldızı Ronaldo'ya ait. Klose'nin ise aynı sayıda maçta 14 golü var. Ve kariyerinin bu son deminde bu rekoru kırabilirse, sadece tarih yazmakla kalmayacak, ülkesinde türünün son 'gözde' örneklerinden biri olarak Gerd Müller'e, Hrubesch'e, Rummenige'ye selam duracak.

ŞİLİ

Son finalistlerin kabusu olacaklar

Şili'nin 2010'da oynadığı futbolun tadı damaklarda kalmıştı. 'Deli' lakaplı Bielsa'nın çalıştırdığı takım, Jorge Sampaoli ile aynı yoldan gitmeye devam ediyor. Tempolu, ofansif ve enerjik tarzları her rakibin başına çorap örebilir. Dört yıl öncesinin iki finalisti İspanya ve Hollanda ile aynı gruba düşmek, ekonomik dar boğazla uğraşan halkın futbola bağladığı umutlara bir parça gölge düşürdü belki... Ancak son finalistlerin gruplarında görmek isteyeceği son takımlardan biri de Şili'ydi. Noel zamanı, bir zamanlar kendisinin yaptığı gibi ülkesindeki dar sokaklarda top oynayan çocukları, kamyonetin arkasına yüklediği futbol toplarını dağıtarak sevindiren Barcelonalı Alexis Sanchez'in ruhu ve Juventus'un dinamosu Vidal'in enerjisi, takımın oyun karakterinin de özeti gibi...

İLİŞKİLİ HABERLER