Barışa ekmek, su ve hava kadar muhtacız

Giriş Tarihi: 15.6.2014

Öğrenciyken idamla yargılandı, kelle koltukta Özgür Gündem gazetesini kurdu. 1994'te ise DEP'in genel başkanıydı. Yaşar Kaya ömrünü Kürt sorununun çözümüne adadı. Çiller'in ölüm listesinde adı geçince yurtdışına çıktı. İklim değişti, 21 yıl sonra Türkiye'ye geri döndü

1990'ların başında Türkiye en kanlı, karmaşık ve karanlık çağını yaşıyordu. Ülkenin güneydoğusu tutuşmuştu. Aynı dönemde batıda faili meçhul cinayetler işleniyordu. Birtakım sivil polisler tarafından beyaz renkli Toros marka arabalara bindirilen insanlardan bir daha haber alınamıyordu. İşte tam bu dönemin ortasında çıktı Özgür Gündem gazetesi. 30 Mayıs 1992'de yayın hayatına başladı. Gazetenin imtiyaz sahibi Yaşar Kaya'ydı. Iğdır doğumlu Kaya, Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra 1959'da İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne girdi. Başarılı bir öğrenciydi ama üniversiteyi yedi sene sonra bitirebildi. Çünkü okula başladıktan birkaç ay sonra 49'lar Davası olarak bilinen bir hukuk garabetinin içine alınmış ve tutuklanmıştı. Dava 1965'e kadar sürdü. Kaya cezaevinden çıktıktan sonra okulu bitirdi ve özel sektörde çalışmaya başladı. Sonraları serbest ticaretle uğraştı. Yıllar içinde yazdığı yazılardan dolayı her darbe döneminde sorgulandı, yargılandı, hapsedildi, sürgünlere gönderildi. 1991'de Kürt Vakfı'nı kurdu, 1994'te kurulan Demokrasi Partisi'nin genel başkanlığına seçildi. Sonra DEP kapatıldı. Yaşar Kaya ile birlikte DEP milletvekilleri tutuklandı. Tutuksuz yargılanmak için salıverildiği bir sırada Kaya yurtdışına kaçtı ve orada Sürgünde Kürt Parlamentosu'nu kurup başkanlık etti. 1999'da bu platform kapatıldı. Yaşar Kaya tam 21 yıl sonra geçtiğimiz nisan ayında memlekete döndü. Havaalanında gözaltına alınıp sorgulandıktan sonra serbest bırakıldı. Sağlık sorunları nedeniyle bir süre hastanede yattı, çıktı ve bizi evinde ağırladı, sorularımızı yanıtladı.
KİRLİ BİR SAVAŞ VARDI

- Öğrenciyken tutuklandınız ve 49 Kürt aydınıyla birlikte cezaevine girdiniz. Neydi bu 49'lar Davası?
- Aslında 50 kişiydik. Çok ama çok soğuk bir kıştı. Bizi Harbiye Orduevi'nin altındaki hücrelere attılar. 1959 kışıydı. Menderes dönemiydi. Eliniz duvara değdiğinde, duvara yapışıp kalıyordu. Öyle soğuktu yani... Arkadaşlarımızdan Mehmet Emin Batu, mide kanaması geçirmişti. Hastaneye götürmediler. Hücresinde hem kan kaybından hem de donarak öldü. 129 gün bu hücrelerde kaldık. Ağır işkencelerden geçtik. Musa Anter, Medet Serhat, Şerafettin Elçi gibi Kürt aydınları vardı. 26 kişi idamla yargılanıyorduk. Uydurma tanıklar ve yalan dolan ifadelerle, saçma sapan belgelerle açılan bir davaydı bu. Bir yıl sonra askeri darbe oldu. Ama biz kurtulamadık. 1964'te beraat ettik. Ama Askeri Yargıtay kararı bozdu ve mahkumiyetimiz devam etti. 1965'te kurtulabildik.

- Sonra iş hayatı başladı.
- Evet. Önce okulu bitirdim sonra birkaç şirkette çalıştım. Sonunda Siemens'e girdim. O dönem Siemens'in Türkiye distribütörü Kemal Derviş'in babası Rıza Bey'di. Çok iyi bir ailedir Dervişler. Kemal o yıllarda öğrenciydi. Gelir yanımda oturur ve sorular sorardı. Ben de anlatırdım olup bitenleri ve düşüncelerimi. Şaşkınlıkla dinler, "Size ve Kürt halkına ne kadar büyük kötülükler yapılmış!" derdi. Kardeşi Zeynep de çok iyi bir insandı. O Fransa'ya gitti okumak için Kemal de İngiltere'ye. Sonraki yıllarda da karşılaşıp muhabbet ettik. Bu şirkette 11 yıl yöneticilik yaptım.

ARKADAŞINA GÖNDER
Barışa ekmek, su ve hava kadar muhtacız
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz