X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Evi, kadının kartviziti
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Evi, kadının kartviziti

  • Giriş Tarihi: 21.9.2014

34 ilde, 8 bine yakın kadının katıldığı 'Kadın ve Kadın' araştırmasını usta iletişimci Nesteren Davutoğlu ile masaya yatırdık. Araştırmaya göre, kadın toplumda ikinci planda ve evi onun kalesi! Güzel görünmeyi eş arama konusunda bir araç olarak görüyor. Evlilik hayatının en belirleyici olayı

Reklam, pazarlama, medya, kamuoyu araştırmaları ve geleceği tahmin konusunda önde gelen pazar araştırma şirketi İPSOS, Türkiye'deki kadının durumunu mercek altına aldı. 34 ilde, 14 yaş ve üzeri 8 bine yakın kadınla bire bir görüşülerek hazırlanan araştırmayı İPSOS Tüketici Panelleri Departmanı Direktörü Ahu Şendilmen yönetti. Eldeki verileri 30 yılı aşkın süredir iletişimci olarak yüzlerce markaya danışmanlık yapan Nesteren Davutoğlu yorumladı. Davutoğlu 'Kadın ve Kadın' adlı araştırma için kadınlarla ilgili birçok kitap okudu. Bilgileri süzüp derleyip bir senaryo hazırladı. Kadın beyninin erkeğinkinden farkını araştırdı. Kadının evrelerini irdeledi. Öğrencilikle, hamilelik döneminin birbirinden nasıl farklı olduğunu ortaya koydu. Elinden yüzlerce marka geçmiş Davutoğlu'yla çalışmayı, ortaya çıkan veriler ışığında konuştuk.

- Genel hatlarıyla Türkiye'de kadın kimdir, nedir, ne yapar?
- Öncelikle şunu belirterek başlamakta fayda var; kadın Türkiye'de her zaman ikinci planda, bu bir veri. Araştırmaya göre kadın ve erkek eşit yaşamıyor... Bir kere kadının yeri evi. Geleneksel, kuralcı, toplulukçu, muhafazakar bir yapısı var kadının. Kişisel bakımını yüzeysel ele alıyor. Kendi sağlığı ve güzelliği için değil, dışa iyi görünmek için kişisel bakım yapıyor. Kadınlar kızmasın bana, araştırma öyle söylüyor. Güzel görünmek neredeyse eş arama konusunda bir araç gibi görülüyor. Birinci motivasyon karşısındakine iyi görünmek.

Kadının hayatının en önemli olayı nedir?
- Evlilik, Türkiye'de kadının hayatının en belirleyici olayı. Olmazsa olmaz! Ona güdülenerek doğuyor, eş arıyor, buluyorsa buluyor, bulamıyorsa yine de evleniyor. Evlendikten sonra da onu yürütmek için ciddi bir çaba harcıyor. Birazcık özgüven eksiği var. Kendini ilk önce evlenmeye adamış olan kadın, sonra da ailesine ve çocuğunu yetiştirmeye adıyor. Annelik var olma nedeni. Tüm akan suları durdurur. Toplumun tüm kesimlerinde annelik açık ara bir numara, geri kalanlar anneliğin ardından sıralanıyor. Kariyer için kendini parçalayan grup çok küçük bir yüzdeyi oluşturuyor.

KENDİNİ PARALIYOR
- Kadın beyni ile erkek beyni arasındaki farklar neler? Kadınlar Venüs'ten erkekler Mars'tan hikayesi doğru mu?
- Vallahi doğru! Beynimizde bir alan var, endişe merkezi. Bu alan seçenekleri tartıyor, kararları veriyor, "Şöyle mi yapmalıyım, böyle mi yapmalıyım?" diyen bir yer. Bu alan, kadın beyninde erkeklerinkine göre daha geniş. Kadınların erkeklere göre biraz daha endişeli ve seçenekleri kıyaslayan bir durumları var. Bir başka bölüm var beyinde, bu da duyguları kontrol eden ve çıldırmayı engelleyen kraliçe. Bu da kadınlarda erkeklere göre daha geniş ve erkeklere kıyasla birkaç yıl daha erken olgunlaşıyor. Hani ortaokulda erkek biraz daha çocuktur, kız biraz daha olgundur. Bunun sebebi bu kraliçe. Beyindeki sezgilerden sorumlu merkez kadınlarda daha geniş ve aktif. Kadın sezgisi denen şey hikaye değil. Beyindeki vahşi bir canavar olan dürtü merkezi kadınlarda daha dar. Risk alma, şuursuzca fırlama, cesaret, vurma kırma durumlarının merkezi kadınlarda daha dar. Duygu ve hafıza merkezi kadınlarda daha aktif ve geniş; "Kadın unutmaz lafı yalan değil"

- Kadın hayatının hangi evrelerinde nasıl değişimler yaşıyor?
- Çocukken ve bebekken içinde cesaret var, korku yok, tüm çocuklarda olduğu gibi. Ama toplumsal konumlama çok küçük yaşlarda başlıyor. Daha ikinci planda olma, pembeler, bebeklerle oynamalar hep küçük yaştan itibaren kadını bir konuma oturtuyor. Erkekler ellerinde tanklarla, silahlarla oynarken, kadına çocukluktan itibaren zayıf ve narin olması öğretiliyor. Çocuk yaşta erkenden hissettiği güdüyle, beğenilmek, tercih edilmek, güzel olmak üzerine çalışıyor kafası. Okulla birlikte ister içine atarak, ister belli ederek tercih edilmeyi ön plana alıyor. Eş arama süreci de zihinsel olarak erken başlıyor kadında. Her şey kendine uygun eşi bulmak ve aile kurmak üzerine oturuyor. Kariyer ikinci planda. 'Kendimi ispat edeyim' hissinden ziyade 'Kendime uygun eşi bulayım' diye düşünüyor. Eş arama süreciyle güzel görünme ve cinselliği üstünde taşıdığı bir döneme giriyor. Eş bulunduktan ve aile kurulduktan sonra, yine bunları ön planda tutarak iş arıyor. Ya evde çalışıyor ya da dışarıda. Evliliğin ilk yıllarından sonra ise bakımsızlık ve paralanma hali geliyor. Eş bulmak için yıllarca güzel görünen kadın birdenbire paralanan bir kadına dönüşüyor.

- Aldatılmaya karşı gösterdiği reaksiyon da ilginç...
- Kesinlikle, erkekle aynı tepkileri vermiyor. Hatta aldatılmanın üstüne, elinde bir büyüteçle çok gitmiyor. Bir şeylerden şüphelense bile, olumlu bakmaya, anlayışla karşılamaya, görmezden gelmeye çalışıyor. Ama onurları kırıldığında, toplum tarafından öğrenildiğinde patlama noktasına geliyor. Bu arada kendi içinde sıkıntı yaşıyor ama etrafa belli etmiyor. Aslında kan kusuyor, çok öfkeleniyor, kırılıyor ama güvencesi yok. Rest çekmek için kendini güçlü hissetmiyor. Toplumun gözünde düzeni bozmamayı görev edinmiş halde. Deşifre olduğunda, gururu kırıldığında bunu belli ediyor. Vıdı vıdı etmeye başlıyor. İki kişi eşit biçimde evi ve aileyi götürmüyor toplumumuzda.

- Araştırmada dikkatimi çeken bir bölüm vardı, evlendikten sonraki cinsellikle ilgili... Çocuktan sonra biten cinsellik için bugüne kadar erkek suçlanırdı. Değil miymiş yani?
- Hamilelik döneminde ve çocuk doğduğunda cinsellik bitiyor. Önceliği çocuk alıyor. Annelik şimdiye kadar uğraştığı her şeyin daha üstüne çıkıyor. "Meğer en önemli şey buymuş" fazına geçiyor. Başım ağrıyor sendromu var. 'Elleşme bana' haline geçiyor. Öncelik çocuk olduğu için belki de orada, erkeğe bir mesafe koyuyor elinde olmadan. Çünkü erkek çocuk bakımında kadının yanında değil, tüm yorgunluk kadının üzerinde.

DAHA FAZLASI İSTENİNCE PES EDİYOR
- Çift mesai, çift iş yapan kadınlar da var... Kariyer yapıyor ama evdeki görevleri hâlâ azalmıyor bazı kadınların...
- Kadını çok becerikli buluyorum. Nasıl yapıyorsa bunu beceriyor ve altından kalkıyor. Hem evi hem de işi idare edebiliyor. Ajansımda işe birini alacak olduğumda kadın olmasını tercih ediyorum. Çünkü kadın ne yapar, yapar becerir! Belki toplumsal olarak güdülendiği için, annesinden öyle gördüğü için, kendi de zevk aldığı için, evin işleriyle uğraşmayı, düzenli tertipli tutmayı, eve dair kontrolü elinde bulundurmayı ama bir yandan da işini idare etmeyi becerebiliyor. Nereye kadar biliyor musunuz? O iş ondan daha fazlasını isteyene kadar. O zaman pes ediyor. O yüzden orta kademe yönetici kadınlara daha sık rastlıyoruz. Ama en üst konumdaki kadınlar daha az. Terazinin iki kefesinde evi ve işi var. Kadın evini, çocuğunu ihmal etmeden işini yapmak istiyor. Yani analık, gelinlik, eşlik yaparak işini de idare etmek istiyor. Diyelim mi ayda sekiz kere akşam toplantısı olsa, iki kere hafta sonu eğitimi olsa evi ihmal etmiş oluyor. O zaman "Ben grup müdürü falan olmayayım, bu kadar çok mesai sonrası işlere girmeyeyim" diyor. Kendi kültüründen bir eşi varsa, biraz daha kolay olabiliyor.

- Kadınları hem muhafazakar, hem gelenekçi hem de modern olarak tanımlamışsınız, çorba gibi bir şey yani...
- Evet. Bunu ilk defa seneler önce Malezya'da gördüm. "Kadın başı örtülü, geleneksel görünüyor ama AVM'lerde güzelce gezip, bir Batılı gibi yaşıyor" Artık tüketim toplumu ilerledikçe, teknoloji ilerledikçe, şanslar çoğaldıkça mufazakar olanlar da kendilerini ileri götürecek olanaklara ulaşmayı başarıyor. Dolayısıyla ortaya biraz hermafrodit bir durum çıkıyor; hem muhafazakar hem de modern bir kadın imajı. Başı kapalı bir kadın diyelim, eskiden böyle bir kadın benim kadar bilgili değildir diye düşünürdüm. Ne büyük yanılgı. O da en az benim kadar bilgili, okumuş, tartışma programlarına çıkıyor, çatır çatır kendini ifade ediyor. Toplumumuzda kadınlar muhafazakar bir yaşam tarzı belirleyip, modernliklerden yararlanıyor. Kadın okutulmamışsa, erken evlendirilmişse elbette bu seviyeye ulaşamıyor. "Dünyanın kolaylıkları ve yenilikleri elitlere ve Batılılara kalsın, ben kendi yağımla kavrulayım" demiyor. İyi ki de demiyor. Ona da el uzatıp, ondan yararlanmayı istiyor. Kadınların ikinci sınıf olmadığı bir dini anlayış ve eşitlikle toplum içine karıştığı bir düzende laiklerin, elitlerin, dindarların bir arada gayet uyum içinde yaşaması mümkün.

- Gelelim alışveriş konusuna...
- Alışveriş bazen ihtiyaç gidermek, bazen keyif haline geliyor kadın için. Neredeyse süpermarket alışverişi bile bir sosyalleşme aracı olabiliyor. AVM'ler gezme dolaşma, kendini ifade etme yeri. Teknolojiyle aramız iyi. Ama teknolojiyi bilim uğruna değil de, kendi hayatını kolaylaştıracak biçimde kullanıyor. Bilgisayar, mobil telefon ve internette geçirilen zaman tahmin ettiğimden iyi. Dizileri seviyor, haberleri izleyen ciddi bir kesim de var. Magazini takip etmek ona keyif veriyor.

EVCİLİK OYNUYOR
- Kadının evi kalesi mi?
- Aynen. Evi büyük bir kale. Lider olamayacağına göre, dışarıda büyük işler başaramayacağına göre eviyle büyük bir imtihan veriyor kadın. Evi kadının portfolyosu. "Onu nasıl tutuyor, nasıl yönetiyor" bunlar en önemli konular. Çamaşırların beyazlığı, evin, çekmecelerin düzeni, bir gram toz bulunmaması en büyük konusu. Eskiden hamama gidip incelenirdi kadınlar, artık eviyle imtihandan geçiyor. Öyle olunca kadıncağız da, dekorasyon ve ev süslemelerine takıntı yapıyor. Bizim Soho'da bir resim görüp evimizde ona göre düzenleme yapmamızın kardeşi, bu kadınların dekorasyon mağazalarında tatlı şirin bir mum, örtü, yapma çiçekler alması... Bunlar, kadınlar için küçük mutluluklar. Evinde dekor kurmak hoşuna gidiyor, evcilik oynuyor. Yemek ve davetler de birer imtihan. Bir kartvizit olarak o sofra için kendilerini paralıyorlar. Bir gece önceden hazırlıklar başlıyor, günlerce plan yapılıyor, tek sohbet konusu o yemekte neler yapılacağı oluyor...

- Araştırmada en çok dikkatinizi çeken ne oldu?
- Bir kadın "Evden çıkmayı pek sevmem" demiş: "Tüm gün evimle uğraşırım, silerim, süpürürüm, temizlerim, çarşaflarım, çamaşırlarım bile jilet gibi ütülüdür. Kocam 'Kimse senin gibi ütü yapamaz' diyor." Bu onun için bir iltifat. Onu bu mutlu ediyor, kınayamayız. Bir kadın da; "Başka bir şeye zaman kalmıyor ki; temizlik, ütü, çamaşır derken çocuklar okuldan geliyor. Bir koşturmacadır gidiyor. Dünyamız evimiz. Evimizi güzelleştirmek de hayatımızı güzelleştirmek gibi bir şey" diyor. Belki bu yolla yaratıcılığı geliştireceğiz. Geleneksel olmak çok güzel, iş ki kadını köle etmesin. Bunu kadın gönüllü olarak, güdülenmeden yapıyorsa ne güzel. Bir diğer nokta da şiddetle ilgili soruya verdikleri yanıt. Kadın kendine yapılan ayrımcılığı destekliyor. "Kadına gerektiği zaman tokat atılabilir" görüşünü kadınlar da savunuyor. Kadınlara dayak atılabileceğini düşünen yüzde 23'lük bir kesim var.

- Bu araştırmadan çıkardığınız sonuç ne?
- Feminist arkadaşlarımızın çok sert ve dar oldukları için kitleye ulaşamadıklarını gösterdi. Kitleye ulaşmak için, onlara yardım edebilmek için katı, doktrinel ve bilimsel değil onları anlayacak şekilde yaklaşmamız gerekiyor. Onlar gibi olarak iletişim içinde olabiliriz. Onların yanında olmalıyız ki, topluma kadınları karıştırabilelim.

KADIN İÇİN SOSYALLEŞMENİN İLK ADIMI BALKON
- Kadının sosyalleşmeye başladığı nokta neresi?
-
Kadın sosyalleşmesinin ilk adımı balkon! Balkon kadınlar için önemli bir dışa açılma. Ama balkona çıkarken bile çevrenin, kocasının ne diyeceği, eteğinin uzun olması, balkonda yüksek kahkahalar atmamak gibi şeylere dikkat ediyor. Evden dışarı ilk açılma balkonla oluyor kadın için. Erkek için böyle gıdım gıdım bir dışa açılma yok.

- Yaşlanmak da ayrı bir dram kadın için sanırım...
-
Menopoz döneminde son bir cinsellik, bakımlı olma hali gelişiyor. Menopoz öncesi cinsellik yaşama ve orta yaş doyumu yaşıyor. Yaşlandığında "İsteğimi yapayım, söyleyeyim" diyor. Ömrün finalinde biraz daha pervasızlaşıyor. O yüzden Anadolu'da yaşlı kadınlar fikirlerini 'Dan' diye söyler. Kaynanaların gelinler üzerindeki hegemonyası da bu. Yaşlılık acıklı kadınlar için. Bitkinin büzüşmesi gibi.

- Toplumda konumlanmanın başladığı zaman çocukluk diyorsunuz. Nasıl oluyor bu?
- Toplumsal cinsiyet sosyal yönden kadına ve erkeğe verilen rolleri bir güzel belirlemiş. Fırsatları ve kaynakları kullanmada, bireylerin cinsiyeti nedeniyle ayrımcılığa maruz kalması doğumdan itibaren net. Kaynakları eşit kullanamıyor kadın ve erkek. Kız çocuk sevimli ama erkeği bulana kadar doğurma hali var ailede. Çocukluğundan itibaren beklenen erkek çocuk iklimi var. Eee biri bekleniyorsa evde sürekli, otomatik olarak ikincillik hissediyor kadın. Erkek çocuk büyürken oynuyor, geziyor, okuyor. Kız çocuğa bir yaştan sonra "Sen artık çocuk değilsin, hareketlerine dikkat et" deniyor. "Düzgün otur, bacağını kapa, annene yardım et" gibi söylemler çocukluktan itibaren kadını hep kısıtlıyor. Ondan beklenen, fedakarlık ve ön planda olmaması. Kırsaldaysa şehre ilk etapta gönderilen erkek olur. Kadına daralma, erkeğe "Hayat senin" tarzı genişleme olanağı. Araştırmaya katılan kadınlardan biri "Kocamla akşam yürüyüş yapmak en büyük mutluluğum, o önden yürür, ben arkadan" diyor. Yan yana yürümese de olur, yeter ki sahilde onunla bir nefes alsın. Bununla mutlu...

Kadınların % 63.8'i evli
İlk evlenme yaşı 23.5
Türkiye'de akraba evliliği oranı %23.3
Sadece dini nikahı olanların oranı %3
Başlık parası alınanların oranı %18
işgücüne katılma oranı % 29.5
İşgücüne dahil olmayan kadınların % 61.3'ü ev kadını,
% 11'i öğrenci