X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Dağılın yoksa bombanın pimini çekerim!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Dağılın yoksa bombanın pimini çekerim!

  • Giriş Tarihi: 5.10.2014

Delilik ile dahilik arasındaki ince çizgiyi sildiğinizde futbolda Marcelo Bielsa çıkar karşınıza. Arjantinli bir burjuva, Rosariolu bir entelektüel, Bir Delinin Hatıra Defteri Gogol'un olabilir ama onun delilikleri bir cilte zaten sığmaz

Yedek kulübesinden Aimar, Lopez, Crespo'yu sahaya sürdü ama Veron, Ortega, Zanetti, Simeone, Batistuta'lı Arjantin o gün Beckham'ın penaltısıyla öne geçen İngilizlere gol atamadı. Dünya Kupası'nda grubun ikinci maçıydı ve soyunma odasına giden teknik adam çılgına dönmüştü. Son maçta İsveç'i mağlup etmek zorundaydılar, favoriydiler de; olmadı. İsveç ve İngiltere gruptan çıkarken, bizim milli takımın yarı finale yürüdüğü 2002 Dünya Kupası'nda Arjantin eve dönüş biletlerini erken aldı. Dört yıl önce Espanyol'un başına geçtiğinde onu "Milli takımın sana ihtiyacı var" diye çağırmışlar, o da İspanyol kulübüne "Gidiyorum" deyip soluğu Buenos Aires'te almıştı. Kupayı kazanan Brezilya'nın teknik direktörü Scolari, Arjantin'nin hocasının ardından "Onun için üzgünüm çünkü ondan kopya çektim. Biz Arjantin gibi oynadık. Onun milli takımının eleme grubundaki bütün maçlarını izledim ve finallere gelirken kendi sistemimi çöpe attım. Sonunda kazanan biz olduk" dedi. 10 yıl sonra Barcelona ile her şeyi kazanmış Pep Guardiola da onu dünyanın en iyi teknik adamı ilan edecek ve "Ondan çok şey öğrendim" diyecekti...

PİYANONUN TUŞLARI YERİNE MEŞİN YUVARLAK
Delilik ile dahilik arasında ince bir çizgi vardır ve siz eğer o ince çizgiyi silebilirseniz karşınızda onu göreceksiniz: Marcelo Bielsa, namıdiğer El Loco (Deli). İster her riski aldığı hücum futbolu takıntısı yüzünden deyin, ister saha dışında yaşadıklarıyla... Arjantin'in futbol dünyasına sunduğu bu sıra dışı adamı, paranın kudretiyle kandırabilecek ve takımının başına geçirebilecek bir kulüp başkanı daha görülmedi, bundan sonra da görülmez zaten. Buenos Aires'ten 300 km uzakta, ülkenin üçüncü büyük şehri Rosario'da binlerce kitabın olduğu bir evde dünyaya gelen bu adamın yıllar sonra dünyanın en büyük spor kitapları arşivine sahip olmasına şaşırmamak lazım. Marcelo Bielsa'nın dedesi ülkenin en önemli düşünürlerinden biriydi, babası Rafael Pedro ise ölümüne kadar baro başkanlığını üstlenen bir avukat. Tarih profesörü anne, üç çocuğunu da şehrin entelektüellerinin doldurduğu evde büyüttü. Ama evin iki erkek çocuğu Marcelo ve Rafael piyano çalmaları gereken saatlerde piyanonun başına kardeşleri Maria Eugenia'yı oturtuyor ve futbol topunu alıp, yan salonda piyanonun sesine kulak veren annelerine çaktırmadan kendilerini bahçeye atıyorlardı. Büyük oğlan Rafael, Marcelo'dan iki yaş büyüktü ve yoğun bir akademik kariyerin ardından ülkenin en parlak politikacılarından biri oldu. Nestor Kirchner kabinesinde dışişleri bakanlığı yapan Rafael, kardeşi Marcelo gibi sıkı Newell's Old Boys taraftarı ve bugün Fransa'yı Marsilya ile sallayan "Deli Marcelo" onun sayesinde antrenörlüğe adım attı. Kız kardeşleri Maria, ülkenin sayılı mimarlarından biri oldu ve Santa Fe eyaletinin yönetiminde ikinci isim olarak politikada büyük ağabeyinin izinde gitti. "Çok kitap okurdum ama öyle bir aile ki; düşünün en vasatları bendim" diyen Marcelo, tutkusunun peşinden gitti. Newell's Old Boys çocukluk aşkıydı. Önce bir üniversite takımı çalıştırdı, kendini Arjantin'in uzun yollarına verdi ve eski Fiat'ıyla şehir şehir gezdi. Her kasabada durdu, genç yetenekleri sordu, aradı ve buldu. Bir gün ona Santa Fe'de 13 yaşında bir çocuktan bahsettiler. Gece yarısı ailenin kapısını çaldı, çocuğun ayaklarını görmek istediğini söyledi. O çocuk, Mauricio Pochettino idi ve ondan öğrendikleriyle bugün Tottenham'ın başında. Gün gelecek İtalya'yı gollerle sallayacak olan Gabiral Batistuta'yı ve onlarcasını da o yollarda keşfetti Bielsa. 25 yaşında sıradan bir defans oyuncusu olarak kariyerine son verip spor akademisinde okumaya karar verdiğinde ona kampüste 'emekli' lakabını taktılar.

PARMAKLARINI FEDA ETMELİSİN
35 yaşında Newell's Old Boys'u kendi yetiştirdiği genç oyuncularla daha ilk sezonunda şampiyon yaptığında ise Arjantin, delisiyle tanıştı. Oyuncularını askeri lisede kampa alıp "Hamile karıma 'Bir ağrın olursa aileni ara, ben kamptayım' dedim. Sizin bundan daha önemli bir meseleniz olursa buradaki telefonu kullanabilirsiniz" dediğinde, daha San Lorenzo'ya 6-0 kaybettikten sonra kapısının önüne dayanan taraftarlara elindeki el bombasını gösterip "Dağılmazsanız hepiniz ölürsünüz" dememişti. Rosario Central ile oynayacakları bir derbi öncesinde defansın kilit adamı Gamboa'nın odasına giden ve "Derbiyi kazanmamız için ne yaparsın?" diye soran ve "Tekmeye kafa uzatırım" diyen öğrencisine, "Yetmez, bir parmağımı feda ederim diyeceksin" diyen de "Deli" Bielsa'ydı. Velez Sarsfield'i çalıştırdığı dönemde idman sahasının çiminden memnun olmadığı için görevlinin boğazına sarılan, futbolcuların kalacağı tesisin planlarını bile bizzat çizen Marcelo Bielsa hiç değişmedi. 20 yıl sonra Athletic Bilbao'ya Avrupa Ligi ve Kral Kupası'nda final oynattığı sezonun ardından kulübün idman tesislerinin inşaatındaki gecikme yüzünden kavga çıkardı. Bask kulübü, Arjantinli dahiyi zor ikna etti. Yolu Meksika'dan da geçti ama imzasını Şili'de bıraktı. 3-6-1 dizilişiyle 2010 Dünya Kupası'nda herkese kafa tuttu ve onun Şili'si en az final oynayan takımlar kadar ses getirdi. O şimdi Avrupa'nın en tutkulu taraftara sahip kulüplerinden biri olan Marsilya'nın başında. Yabancı sermaye sayesinde şampiyonluğun favorisi olan Paris Saint Germain'e kafa tutuyor ve geride kalan haftalar gösterdi ki, bu ikili delilik sezon sonuna kadar sürecek. Son sözü Marcelo Bielsa söylesin: "Arjantin Milli Takımı'ndan ayrıldığımda tek başıma bir eve kapandım. Ne telefon ne televizyon vardı. Futbol hakkında ne kadar kitap varsa okudum. Üç ay sonra kendi kendime konuşuyordum ve gerçekten delirdiğimi düşündüm." Her dahinin de en büyük korkusu bu değil midir zaten: Delirmek...