X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Babam hep 'Mutlu Ol Nicci' derdi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Babam hep 'Mutlu Ol Nicci' derdi

  • Giriş Tarihi: 12.10.2014
Babam hep 'Mutlu Ol Nicci' derdi
Babam hep 'Mutlu Ol Nicci' derdi

Kısa süre önce babasını kaybeden Nicole Kidman, büyük acısının ardından ilk kırmızı halı etkinliğine geçtiğimiz günlerde katıldı. Güney Kore'hnin başkenti Seul'de bir araya geldiğimiz ünlü oyuncu konuşmamız boyunca sık sık babasından bahsetti

Herkesin hayran olduğu, güçlü bulduğu, bir gün tanışıp binlerce soru sormak istediği ünlü isimler vardır. Çoğumuz bu isimlere hayatımız boyunca ulaşamaz, hatta yakından görme fırsatı bile yakalayamaz. Ben de sanırım 1995 yılında vizyona giren Batman Forever filmini izlediğim günden bu yana bir Nicole Kidman hayranıyım. Bir ay önce Omega'nın başkanı Stephen Urquhart'ın imzasıyla kelebek şeklinde zarif bir davetiye geldiğinde çocukluk hayalimin gerçekleşmesi için bir kapı açılmış oldu. Markanın yeni ürünü De Ville Prestige Butterfly isimli saatinin tanıtılacağı Seul'deki organizasyonda marka elçileri olan Kidman'ın da yer alacağını okuduğumda hatta onun da katıldığı davetin ardından ertesi sabah kahvaltıda sohbet edebileceğimizi öğrendiğimde sanırım dünyalar benim oldu. Ancak 21 Eylül'de tüm dünyanın manşetlerine çıkan üzücü bir olay yaşandı ve Kidman "hayatta en çok sevdiğim insan" dediği babası Dr. Anthony Kidman'ı kaybetti. Yaşadığı bu acının ardından Kidman, ilk kez cenazeevini terk etti ve 2 Ekim'de Omega'nın özel davetine katıldı. Tamamen kelebeklerle süslenmiş kokteyl salonuna giren Kidman, Dolce&Gabbana elbisesi ve Harry Winston mücevherleri içinde canlı bir Barbie bebekten farksızdı. Omega Başkanı ile sahneye çıkan Kidman zarif, utangaç bir şekilde gülümseyerek fotoğrafçılara dakikalarca poz verdi. Yaşadığı acıya rağmen soruları kibar bir şekilde cevapladı ve yüzünden gülümsemesi hiç eksik olmadı. Yan masamda oturduğu için tüm gece onu izledim. Sahneye çıkan İsviçreli şarkıcı Bastian Baker'ın şarkılarına el çırparak eşlik eden oyuncu, bir yandan da kibar bir şekilde gecenin ev sahibi Urquart ile tüm gece sohbet etti. Yaşadığı acı nedeniyle kimse kalkıp yanına gidip onu rahatsız etmedi. O da gecenin sonuna kadar kaldı. Herkese geldikleri için teşekkür etti. Yanında ne bir koruma görevlisi ne de danışman ordusu vardı. Sessizce geceden ayrılırken dışarıda onu bekleyen Korelileri kırmayıp hatıra fotoğrafı çektirdi. Utangaç bir şekilde izin isteyerek "Sabah kahvaltıda görüşmek üzere" diyerek yanımızdan ayrıldı. Saatler boyunca hareketlerinde ne bir abartı, ne bir şımarıklık, ne bir karamsarlık vardı... Bir star olmanın ne demek olduğunu bir kez daha herkese gösterdi. Ertesi sabah kahvaltıda bir araya geldik. Yine bir gece önceki gibi çok sade ve şıktı. Yüzünde neredeyse hiç makyaj yoktu. Marc Jacobs elbisesi içinde yine elegan ve zarifti. Uzun bir yolculuğun ardından yorgun olduğunu, henüz Seul'ü gezemediğini ve kızlarını görmek için buluşmamızdan hemen sonra Los Angeles'a döneceği için bu ziyaretinde böyle bir fırsatı olamayacağı için üzgün olduğunu söyledi. Türkiye'den geldiğimi söylediğimde, "Aa gerçekten mi? Çok güzel bir ülke" dedi.

GÖZ YAŞLARINA BOĞULDU
Sonra arka arkaya sorularımızı sormaya başladık. Kidman bir süre sonrası babasından ve yaşadığı acıdan bahsetmeye başladı... Yaşadıkları çok tazeydi ve konuşmamız sırasında bir noktadan sonra göz yaşlarını tutamadı. Çok kibar bir şekilde "Cevap veremiyorum... Kendimi toplayamıyorum. Lütfen yanlış anlamayın" dedi. Anı yaşamanın ve hayatımızdaki güzelliklerin değerini bilmemizin üzerine konuştu. Ve hepimizde bir iz bırakarak Los Angeles'a uçtu. Buyrun kahvaltı masasında konuştuklarımıza...

HAYATIMI BU ŞEKİLDE YAŞAMAMI TAMAMEN BABAMA BORÇLUYUM
- Şu an dünyanın en ünlü isimlerinden birisiniz... Yıllardır sinema endüstrisinin içinde olan biri olarak 20'li yaşlarınızdaki halinize bir tavsiye vermenizi istesek...
- Aslında her zaman herkese söylediğim şeyleri söylerdim. Her zaman anı yaşayın. Çünkü asla bir dakika sonra ne olacağını ve nelerle karşılaşabileceğinizi bilemezsiniz. Sadece yaşayın ve elinizde olanların kıymetini bilip, tadını çıkarın. Biliyorsunuz son iki hafta ailem için büyük bir trajedi yaşadık. Babamı daha çok kısa süre önce kaybettim ve bu benim için gerçekten de tarif edilemeyecek kadar büyük bir acı. Her zaman çok yakındık onunla. Babam her zaman neşeli ve olumlu bir insandı. Ben ise bazen çocuklarım, ailem, kariyerim ve hayatım hakkında karamsarlığa düşerdim. O zaman babam bana her zaman "Nicci endişe etme, Nicci mutlu ol. Carpe diem" derdi. Hayatımı bu şekilde yaşayabilmemi tamamen ona, onun bana verdiği desteğe ve bana öğrettiklerine borçluyum. Babam bir psikologdu biliyorsunuz. Her zaman çevresindekilere yardımcı olurdu. Kendisi kadar şanslı olmayanlara yardım ederdi. Böyle bir acıya rağmen hâlâ ayakta kalabiliyorsam onun hayata bakış açısı sayesinde. Muhteşem bir babam vardı.

- Peki siz mutlu olmak için neler yaparsınız?
- Çocuklarımla zaman geçiriyorum. Eşime sarılıp, onu öpüyorum. Bence en basit şeyler bize hayattaki en büyük mutlulukları verir. Yaşlandıkça, olgunlaştıkça insan güneşin doğuşunun, okyanusta yüzmenin, sevdikleriyle bir yemek yemenin ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyor. Parka gidip çocuklarımla oynamak bence dünyanın en güzel şeyi. 17 yaşında asla size keyif vermeyen hatta size bunaltıcı ve sıkıcı gelen şeylerin aslında hayatın esas güzellikleri olduğunu anlıyorsunuz. Başkalarını mutlu etmek, gücünüz varsa onlara yardımcı olabilmek bence hayatın en büyük mutlulukları. Ben başkalarının mutluluklarıyla mutlu olurum. Zaten sanırım hep böyleydim belki de bu yüzden insanları eğlendirmek, mutlu etmek için oyuncu oldum.

HAYATTA OLMA AMACIM YARDIM ETMEK
- Çok seyahat ediyorsunuz. Peki kendinizi en çok nerede evinizde hissediyorsunuz?
- Ailem yanımdayken kendimi evde hissediyorum. Gerçekten de çok şanslıyım. Muhteşem bir kocam ve tam dört çocuğum var. Geniş ve güzel bir ailem var. Kız kardeşimin de altı çocuğu bulunuyor. Hep beraber olabildiğimiz her yer bizim için evimiz. Bize battaniye, yastıklar ve birkaç tane mum yetiyor. Mesela bu yılın başında Fas'ta film çekiyorduk. Çocuklarım da yanımdaydı ve ben gerçekten de esas yaşadığımız yer olan Los Angeles'tan ne kadar uzakta olduğumuzu hiç fark etmedim. Bir yandan da bu kadar çok yurt dışında olduğumuz ve çocuklarım farklı kültürleri gördüğü için çok şanslıyım.

- Film projeleriniz devam ediyor. Bir yandan da birçok yardım çalışmasında yer alıyorsunuz...
- UN Women için çalışmalar yapıyorum. Onlarla çalışırken insan ruhunun ne kadar güçlü olduğunu öğrendim. En zor koşullar altında, en dayanılmaz acılarla karşı karşıya kalındığında bile insanlar yeniden başlayacak ve ayakta duracak gücü kendilerinde buluyor. Savaş suçları, şiddet, tecavüz gibi vahşetlerle karşı karşıya kalan kadınlarla çalışıyoruz. Bunların sonunun gelmesi için çalışıyoruz. Ayrıca kanser konusundaki çalışmalarda yer alıyorum. Özellikle çocukları hedef alan kanser türlerine karşı çalışıyoruz. Ayrıca Omega markasıyla ortak çalışmalarımız var. Orbis isimli proje kapsamında tedavi edilebilir göz hastalıklarına mesela katarakla karşı karşıya kalmış fakir ülkelerdeki insanların ameliyat olmasını sağlıyoruz. Ben herkesin belli bir nedenden dolayı dünyaya geldiğini düşünüyorum. Benim de hayatta olma amacım yardım etmek.

- Çok büyük başarılar elde etmiş biri olarak, şöyle bir durup baktığınız da kariyerinizi ve sinema endüstrisini nasıl yorumluyorsunuz?
- Sinema endüstrisi sayısız defa değişti. Artık neden oyuncu olduğumu daha iyi biliyorum. Ve istediğim filmi seçebilecek özgürlüğe sahibim. Artık mecbur olduğum için değil, istediğim için filmlerde yer alıyorum. Moulin Rouge ile oyunculuğumun zirvesindeydim. Tüm dünya tarafından tanındığım ve en yukarıya çıktığım anı hatırlıyorum. Şu an istesem oyunculuk yapmayabilirim. Ama bu mesleğe öyle büyük bir sevgiyle bağlıyım ki oyunculuk yapmadığım bir anı düşünmek bile istemiyorum.

YAŞLANDIĞIMI HİSSEDİYORUM
- Güzellik sizin için ne anlam ifade ediyor?
- Güzellik bence insanın gözlerinde olan bir şey. İnsanın içinden yüzüne, çevresindeki insanlara yansıyan bir şey. Hiçbirimiz kötü kalpli ancak güzel görünen bir insanı yanımızda görmek istemez. Eminim hepinizin hayatında dışarıdan çok beğendiği ancak tanıdıkça kendisine her geçen dün daha çirkin gelen insanlar olmuştur. Aynı şekilde ilk başta fiziksel olarak beğenmediği ancak zamanla kendisine daha güzel gelen insanlar da olmuştur. Güzellik içten gelen bir şey benim için.

- Nasıl oluyor da hiç yaşlanmıyorsunuz?
- Bence yaşlanıyorum. Kendimi yaşlı hissediyorum. Eskisi kadar rahat uyuyamıyorum. Bir ülkeden diğerine geçmek gerçekten de eskisinden çok daha zor. Yolculuklar beni daha fazla yoruyor. Ancak yaşlanmak bence olgunlaşmak demek.

- Olgunlaşmak 40'lı yaşlarda anne olmanızda nasıl bir etkiye sahip?
- Olgun bir anne olmaktan çok memnunum. 20'li yaşlarda da anneydim. Ancak o zamanlarla şimdiki halim arasında o kadar büyük bir fark var ki. Daha olgun bir şekilde yetiştirebiliyorum onları. Ama tabii ki insanın yaşlandıkça eski fiziksel enerjisi ne yazık ki kalmıyor.

HER ZAMAN ÇIPLAKLIK GEREKLİ DEĞİL
- Modayla aranız nasıl?
- Zamanla daha iyi oldu diyebilirim. En başlarda yani Hollywood'a ilk adım attığım yıllarda çok da iyi değildi. İlk kez Oscar Ödül Töreni'ne gittiğim zamanı hatırlıyorum mesela. Mini bir Valentino elbise giymiştim. Elbiseyi hâlâ saklıyorum ama o elbise daha çok bir partiye gidilebilecek bir elbiseydi. Ben de zamanla öğrendim bazı şeyleri. Grace of Monaco filminde kıyafetlerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırladım. Hollywood'da yıllar içinde yeni tasarımcılarla tanıştım. John Galliano, Alexander McQueen gibi isimlerle tanıştık onların workshop'larına gittim hatta onları çalışırken izleme şansı yakaladım. Şimdi de modaya oldukça düşkün iki küçük kızım var. Çoğu zaman kıyafetlerimi eleştiriyor ve yeterli bulmuyorlar. Ben de her şeyi baştan gözden geçirmek durumunda kalıyorum tabii ki durum böyle olunca.

- Bir oyuncu olarak filmlerdeki çıplaklığı gerekli buluyor musunuz?
- Bazı filmlerde çıplak sahneler tüm hikayeyi izleyiciye aktarması bakımından gerçekten çok önemli. Bazı filmlerde de sadece çıplaklık olsun diye çekiliyor. Mesela genel olarak Avrupa sinemasında çıplaklığın gerçekten de çok önemi olduğunu ve hikayeyi daha iyi anlamamızı sağladığını düşünüyorum.

- Bir film örneği verir misiniz?
- Lars von Triers çıplaklığı bir yönetmen olarak çok iyi kullanıyor. Breaking the Waves bence inanılmaz etkileyici bir film.

- Senaryo yazdığınızı duymuştum...
- İki tane yazıyorum. Biri neredeyse bitmek üzere. Yazmak duygularımı ve kendimi olabildiğim gibi anlatmak açısından çok önemli. Bana filmleri yönetmek isteyip istemediğimi de sordular. Şu an cidden öyle bir vaktim yok. Yoksa sinemayla ilgilenen ve farklı birçok yönetmenle çalışma fırsatı yakalamış biri olarak kendime ait bir sinema algım var. Belki bir gün. Ayrıca günlüğümü tüm duygusal detaylarla tutuyorum. Bir gün filme çekileceğini umuyorum.

ÇOCUKLARIMLA DAHA ÇOK VAKİT GEÇİRMEYİ TERCİH ETTİM
- Bize yeni film projelerinizden bahseder misiniz?
- Şu an Jude Law ve Colin Firth ile Genius isimli bir film projesi üzerinde çalışıyoruz. Before I Go to Sleep isimli filmim yakında vizyona girecek. Ayrıca bir çocuk filmi olan Paddington Bear'de yer aldım.

- Kariyeriniz eskisine göre biraz daha geri planda...
- Çocuklarımla geçirdiğim vakit çok önemli benim için. Arianna Huffington'ın yazdığı kitapta da söylediği gibi bence başarı güç, para ya da benzeri şeylerde değil. Hayatınızı nasıl geçirebildiğinizle ilgili. Ben de bir noktaya geldim ve çocuklarımla daha fazla zaman geçirmeyi tercih ettim. Hepimiz biliyoruz ki 7/24 çalışabiliriz ama ben bunu yapmayacağım dedim. Eşim ve ben bazı hafta sonlarını tamamen teknolojiden uzak geçiriyoruz. Bu bazen çok zor oluyor ama bu sayede yanımızda olanlara daha fazla konsantre olabiliyoruz ve hayatımızın tadını çıkarabiliyoruz...