X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Şiddeti seviyor, aşkta üzülüyor ailede mutlu oluyoruz
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Şiddeti seviyor, aşkta üzülüyor ailede mutlu oluyoruz

  • Giriş Tarihi: 12.10.2014
Şiddeti seviyor, aşkta üzülüyor ailede mutlu oluyoruz
Şiddeti seviyor, aşkta üzülüyor ailede mutlu oluyoruz

Televizyonlarda dizi sezonu açıldı. Onlarca yeni dizi kendini gösterdi. Geçen sezondan devredenlerle, sayı 80'lere ulaştı. Her dizinin tek hedefi seyirciyi kendine bağlamak. Kavuşamayan âşıklar teması dizilerin olmazsa olmazı. Kurşunu, aksiyonu ve komplosu bol aksiyonlar, komediler, dramlar, zengin hayatların resmedildiği malikaneli diziler TV'de boy gösteriyor. Kiminin içeriğindeki şiddet tartışma konusu olsa da seyircilerin bu şiddeti çok da umursamadığı gözlemleniyor. Lakin seyircinin gönlünde içinden mahalle geçen, sıradan insanların mutlu dünyasını resmeden aile dizileri var!

OLKAN ÖZYURT: Dallas zenginliği, yeşil soğanlı ekmeğe yenik düştü!

Vakti zamanında Dallas, tek kanallı Türkiye'de yayınlanınca sokaklar boşalırdı. Çoluk çocuk TV'nin başına kurulur izlerdik. Petrol zengini bir ailede yaşananları neden bu kadar sevmiştik bilinmez ama biz milletçe o dünyanın çok dışındaydık. Mesela ne öyle lüks malikane görmüşlüğümüz vardı, ne de böylesi entrika... Lakin bu dizi ayarlarımızı fena bozdu. Kötüleri sevmeyen bir millet olarak, itiraf edemesek de JR'a bayılıyorduk. 12 Eylül sonrasının bu fenomen ithal dizisi, aslında bir diziden daha fazlasıydı. Çünkü biz Yeşilçam'dan çoğunluğu yoksul, küçük insanların mutlu dünyasını sevmeyi, zenginlere mesafeli olmayı öğrenmiştik. Görsel hafızamızda da hep bu filmlerdeki yoksul da olsa mutlu sıcak aile tabloları ya da birbirine tutkun mahalleliler vardı. Ama Dallas geldi her şey değişti. Amerikan kültürü, lükse düşkünlük, entrika, aile içi dalavere çevirme... Dönem de dünyaya açıldığımız bir dönem ya bireyselleşiyoruz diye Dallas kültürünü iyice içimize sindirdik. 90'larda özel TV kanallarıyla güya özgürleştik! Onlar da özgürlük olarak bize TV ekranlarından zenginlik vaat ettiler, Dallas'ın şablonundan yola çıkıp yerli diziler ürettiler. Böylece 12 Eylül'le birlikte medyada, TV'de neredeyse sakıncalı görülmeye başlayan ve kadrajlarda yer alamayan o eskinin yoksul ve fakir mutlu insanlarının yerini Boğaz kıyılarında yalılarda yaşayan zengin aileler aldı. Hizmetçili, havuzlu, merdivenli evler, mürebbiyeli çocuklar, kuş sütü eksik olmayan kahvaltı masaları, son model arabaları kullanan, şık kıyafetli kadınlar ve her daim jilet gibi ütülenmiş gömlekli erkekler.

GÖRKEMLİ ZENGİNLİK UCUZ SENARYOLAR
Bu zenginlik hali, 'Yok ben onu sevdim o bana yüz vermedi' diyen zengin kızlarının, karasevdaya tutulan ve parayla her şeyi halledeceğini sanan erkeklerin, gelinlerini her daim köşkten atmak isteyen kayınvalidelerin başrolde olduğu kötü senaryolarla sunuldu. İşin aslı bu zenginliğe özenmiştik, bir süre bu dizilerin dünyasında oyalandık. Sandık ki çalışırsak, başarılı olursak bizim de böyle hayatlarımız olacak. Ama bütün bunların koca bir hayal olduğu çabuk anlaşıldı. Yaşadığımız gerçeklikle dizilerde bize sunulan gerçeklik arasında makas hayli açıktı. Bizden bir şey yoktu o dizilerde. Dikkat edilirse 80 sonrası unutulmaz diye hafızamızda yer alan Bizimkiler, Süper Baba, İkinci Bahar gibi diziler mahallede geçen, görece küçük insan öykülerinden oluşuyor. Çünkü mahalle, aile, önemlidir bizim için. İlla ki akşam evde ailecek sofraya oturulacak sıcak sıcak çorba içilecek. Başımız sıkışsa yanı başımızdaki komşudan yardım istenecek... Kendinden olanı daha çabuk benimser insan. Bizde de böyle oldu. TV başındaki seyirciler yaşadığı gerçekliğe yakın duranı tercih etmeye başladı. Böylece içinden mahalle geçen diziler, sıradan insanların hikayelerini anlatan yapımlar artmaya başladı. Öyle Bir Geçer Zaman Ki fenomen oldu. Canım Ailem ile zar zor geçinen insanların dünyasındaki neşeyi, tutkuyu, sevgiyi hissettik. Arkasından Karadayı geldi... Sıcak ve mutlu bir yuvanın dağılmasını ve sıradan insanların adalet arayışını anlattı bize. Behzat Ç'de Ankara'nın varoş mahallelerini görmeye başladık. Benim Adım Gültepe'de İzmir'in yoksul mahallesine odaklandık. Medcezir'de zenginler vardı ama Tozludere'nin insanlarının hikayesini de izlemeye başladık. Aramızda Kalsın'da çok yoksul olmasa da sıradan insanların yaşadıkları anlatılıyor. Bir ensaf ailesinin hayatını izliyoruz. Bu dizi, çocukluğumuzun oyun aralarının yemeği somun ekmek arası yeşil soğan ve peyniri belki de uzun yıllar sonra yeniden kadraja soktu. Dallas'ın üzerinden çok zaman geçti. Entrikaları kaldı miras bize. Ama o beyazcamdaki zenginliğe artık pek de yüz verilmiyor. O dizilerde sunulan zenginlik, yeşil soğanlı ekmeğe yenik düştü işte!

CEREN ARSEVER: Esas oğlanla esas kız hemen kavuşamaz, kavuşursa dizi biter

Dizilerde imkansız aşk görmek zorundayız çünkü biliyoruz ki esas oğlanla esas kız kavuştuğunda dizi biter! Komplo olmalı, bir sürü yanlış anlaşılma ve eski sevgililer girmeli araya ki hareket olsun. Kara Para Aşk'ın kavuşamayanları Elif'le Ömer: Kara Para Aşk bir atv dizisi. Başrollerinde Tuba Büyüküstün, Engin Akyürek ve Erkan Can var. Baş karakterler sevip de kavuşamayanlardan: Elif ve Ömer. Ömer'in nişanlısı ve Elif'in babası kara para aklıyor ve bir gece aynı araçta ölü bulunuyorlar. Bu olayla yolları kesişiyor. Elif babasının, Ömer de nişanlısının başka bir yüzünü görüyor ve olayı ortaya çıkarmak için bir yola baş koyuyorlar. Onları ayrı düşüren şey gerçeği gün ışığına çıkarma istekleri. Elif ve Ömer'in arasındaki aşk kimi zaman epeyce alevlense de onların kaderlerinin kesişmesine sebep olan cinayet gecesi hakkındaki gerçek açığa çıkmadıkça kavuşmaları da pek mümkün gözükmüyor.

KARADAYI'NIN BAHTSIZ SEVGİLİLERİ FERİDE'YLE MAHİR:
Dizide yüreği aşkla yanan Mahir Kara'nın, aşkıyla adalet arayışı arasında sıkışan hikayesini izliyoruz. Kenan İmirzalıoğlu, Bergüzar Korel ve Çetin Tekindor'un başrolde olduğu dizinin kahramanı Mahir, babası Nazif işlemediği bir cinayet yüzünden idam cezası ile karşı karşıya kalır. Mahir bundan sonra babasının suçsuz olduğunu kanıtlamak için uğraşır. Fakat aynı zamanda imkansız bir aşkın pençesine düşer. Çünkü Mahir babasının davasına bakan hakime hanım Feride'ye aşık olmuştur.

FATİH -HARBİYE'NİN İMKANSIZ AŞKI NERİMAN'LA MACİT :

İmkansız aşk Neriman'la Macit arasında yaşanıyor. Başrolerini Kadir Doğulu, Neslihan Atagül, Yunus Emre Yıldırımer'in paylaştığı dizide Macit zengin bir ailenin çocuğu. Neriman babası ve halasıyla yaşıyor. Annesi zenginmiş ama ölünce babası gururundan mirası reddediyor. Yani zengin oğlan fakir kızın aşk hikayesi.

AYRILMALI BARIŞMALI BİR AŞK:
Medcezir Star Tv'de yayımlanan Medcezir'de Yaman İstanbul'un kenar mahallelerinden birinde, sorunlu bir ailede büyümüş zeki bir genç. Âşık olduğu kız Mira ise zengin ve güzel, cemiyet hayatının en renkli, en gözde kızı. Sonrasını tahmin edin!

SENARİST İÇİN EN CAZİP AŞK, İMKANSIZ AŞK:

Senarist Zehra Çelenk'e göre imkansız aşklar devamlılık unsuru oldukları için dizilerin vazgeçilmezi: "Bir dizi senaryosu yazarken, en cazip aşk, imkansız aşktır. Ne kadar imkansız, o kadar iyi. Bu tür dizileri içinden bir türlü çıkamadığımız türden bir aşk gibi takip etme nedenimiz de, yumağın kediye yaptığı gibi bizi peşinden sürükleyebilen bu çok eski, çok melodramatik alışkanlıklar."

H. SALİH ZENGİN: ŞİDDETE MEYYALİM VALLAHİ REYTİNGDEN!
Televizyon dizilerindeki şiddet sahneleri üzerine yapılmadık araştırma, söylenmedik söz, dikkat çekilmedik uzman uyarısı kalmadı. Neredeyse efekt olsun diye patlatılan bombalar, leblebi yer gibi sıkılan kurşunlar, izleyicinin acıma duygusunu tetikte tutmak için kadınlara ve çocuklara Allah ne verdiyse tarzında atılan dayaklar ise artık kanıksadığımız görüntüler. Her türden şiddet görüntülerinin çocuk ve ergenler için rol model olduğundan tutun da bu sahnelerin toplumda şiddeti yaygınlaştırdığına dair çıkarımlara artık sağır sultan bile aşina. Ancak dizilerdeki şiddet içeren görüntülere karşı sorunlu bir bağımlılık içerisinde oluşumuz da işin bir başka boyutu. İnsanların şiddet sahnelerine olan iştahı var olmaya devam ettikçe, reyting vakumumun da şiddeti sömürme arzusunu sürdüreceği gün gibi ortada.

SENARİSTLER AY'DA YAŞAMIYOR
Dizilerde hemen hemen her akşam maruz kaldığımız şiddet sahnelerinden izleyici ne kadar rahatsız? İzleyicilerle birebir muhatap olan SABAH gazetesi televizyon eleştirmeni Yüksel Aytuğ topu hem senaristlere hem de izleyiciye ortalayarak başlıyor sözlerine: "Senaristler dizi senaryolarını teleskopla Ay'ı izleyerek yazmıyorlar. Dizilerdeki şiddet sahnelerinin artması, toplumda şiddet olaylarının artması ile koşut. Senaristler olup bitenlerden etkileniyor, izleyici de gördüklerinden." İşin bu noktada konunun "Tavuk yumurtadan mı çıkar, yumurta mı tavuktan?" ikilemine geldiği su götürmez. Ancak Aytuğ, duygusal bir aşk dizisinde ya da sıradan bir ailenin yaşamını konu alan komedide sadece ilgiyi dürtmek, reytingi arttırmak için eklenen şiddet sahnelerinin en tahrip edici yöntem olduğunu ve bunun izleyicinin duygularına baskın yapmakla eşdeğer tutarak kendi yaptığı ortasına sağlam bir kafa vuruyor. Aytuğ bu alışkanlığın şiddeti sanki hayatın içinde "olmazsa olmaz" haline getirdiğini düşünüyor ve ekliyor: "Şiddetin normal ve sıradan hale gelmesi en az şiddetin kendisi kadar tahrip edicidir. Amiyane tabirle, eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmeye ne gerek var?"
JERRY'NİZ VARSA TOM DA OLACAK
Sahiden eşeğin aklına karpuz mu düşürülüyor? Yoksa... İşin bu kısmında sözü, adı şiddetle anılan Kurtlar Vadisi dizisinin eski senaristi olan yapımcı Bahadır Özdener'e vermek en iyisi galiba. Özdener, televizyondaki şiddet ile gerçek hayattaki şiddet arasında sadece isim benzerliği olduğunu ve anlam benzerliği olmadığını kaydederek, insanların algısının dramada farklı işlediğini belirtiyor: "Örneğin dramada bir karakter diğerine seni seviyorum der ise, bu o karakterin ya öleceğinin ya aslında yalan söylediğinin ortaya çıkacağının işaretidir. Ancak gerçek hayatta farklıdır. Eğer siz Şirinler gibi bir çizgi film yapmak istiyorsanız Gargamel ve Azman yaratmak zorundasınız. Yahut Jerry'niz varsa Tom da olacak." Özdener, tüm zamanların en büyük aşk filmi olarak kabul edilen Love Story filminde dev bir şiddet içeriğinin barındığını, çünkü baş karakterin sevdiği kadının kanser hastası olduğunu ifade ediyor. Yani Özdener'e göre insanlar yaradılışları itibariyle, en çok ölümlü olmak hissiyle şiddet duygusunu yarıyorlar ve Love Story'ı seyreden insanların Jaws'ı seyreden insanlara nazaran daha çok kalbinin sıkışması da bundan. Dizilerin bir rol model algısına yol açtığına katılmayan Özdener "Eğer şiddet sahnelerinin toplumdaki şiddeti artırdığı düşüncesine kapılıyorsak neredeyse bütün dinlerde yer alan 'kurban kesme' ritüelini şiddetin kaynağı olarak görmeli. Bunlar ucuz ve kısayolcu önermeler ve bilimsel bir dayanağı yok" diyerek bir başka tartışmanın kapısını aralıyor.

ÇOCUK PROGRAMLARINDA BİLE ŞİDET VAR
Aralanan bu kapıdan başımızı uzatıp bilimsel bir dayanağının olup olmadığının tespiti için Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Kemal Sayar'a kulak verelim. Şiddet sahnelerinin ergenler ve çocuklar üzerinde etkili olduğunu ve yapılan 1000'in üzerinde çalışmanın ekran şiddetinin çocuk ve ergenleri şiddete karşı duyarsızlaştırdığını söyleyen Sayar, "Sekiz yaşın altı, kurgu ve gerçeği ayırmakta zorlanıyor, filmlerde gördüklerini hayata geçirmek isteyebiliyor. Ekranda görülen şiddet çocuk ve ergenler tarafından taklit edilebilir. Şiddeti yücelten kahramanların ergenler tarafından sevilebileceğini, o kahramanlarla özdeşleşmenin bir tür güçlenme efekti yaratacağını söyleyebilirim. Ekranda sürekli şiddetle haşır neşir olmamız, şiddeti toplumsal alanda daha kolay kanıksamamıza yol açabilir. Şiddetin hayal dünyamıza demirbaş olarak yerleşmesi, dünyayı emniyetli bir yer olarak görememeyi de getirir beraberinde" uyarısını yapıyor. Yapılan araştırmalarda ortalama bir TV programının saatte beş şiddet görüntüsü içerdiğini, ortalama çocuk programlarının ise saatte 25 şiddet görüntüsü içerdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Kemal Sayar, araştırmaların şiddet ve cinsellik içeren filmlerin ilköğretim ve lise çağı çocuklarının sigara ve içki kullanma eğilimlerinin artmasıyla ilişkili olduğunu ortaya çıkardığını kaydediyor.

DİZİLERDEN EN ÇOK ÜNİVERSİTE MEZUNU ERKEKLER ŞİKAYETÇİ
Bu şiddet sarmalından kurtulmak için RTÜK'ün yaptırımlarının daha ağır ve ciddi olması gerektiğini ifade eden Sayar, şiddet içeren dizi filmlerin geç saatte kırmızı nokta ile yayınlanması ve TV okur yazarlığının geliştirilmesi gerektiğini söylüyor. Peki bütün tartışmaların kilitlendiği RTÜK ne diyor, ne gibi önlemler alıyor? Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Davut Dursun, bu yıl içerisinde iletişim merkezlerine ulaşan şikayetlerin yüzde 16'sının dizilerdeki şiddet sahnelerine ilişkin olduğunu ve RTÜK olarak yayın denetimini resen yapmakla birlikte çocuklara ve gençlere olumsuz etki edebilecek yayınlara karşı çeşitli müeyyidelere başvurduklarını ifade ediyor: "Şiddet içeren dizilerle ilgili şikayetlerin yüzde 63'ü erkek, yüzde 37'si kadın izleyicilerden ve bunun yüzde 50'si üniversite mezunu. Bu da izleyicilerin eğitim seviyesi yükseldikçe şiddete karşı hassasiyetin arttığını gösteriyor. Malesef bütün dünyada yayıncılık alanında şiddet ve cinsellik reyting artırıcı unsurlar olarak görülüyor. Yayın kuruluşlarının şiddet içerikli yapımlara yönelmemelerini, izleyicilerin de bu tür yapımlardan uzak durmalarını, özellikle çocuklara izletmemelerini arzu ediyoruz." Dursun, şiddet reyting yapmaya devam ettiği sürece, ne kadar ceza verilse de ekranların şiddetten arındırılamayacağına vurgu yapıyor. Konuya dikkat çekmek için yayın kuruluşlarıyla gerek RTÜK gerekse Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile çalışmalar yürüttüklerini belirten RTÜK Başkanı, Akıllı İşaretler Koruyucu Sembol Sistemi, Medya Okuryazarlığı Dersi, İyi Uykular Çocuklar Uygulaması'nı örnek gösteriyor. Dursun, 2011-2013 yılları arasında bu türdeki yayınlara karşı 250'ye yakın ceza verdiklerini ifade ederek her ne kadar sorumluluğu yayın kuruluşlarına, yapımcılara, reklam verenlere, program destekleyenlere, sivil toplum kuruluşlarına paylaştırsa da en çok da ebeveynlere pası atıyor. Anlayacağınız top yine orta sahada ve sorumluluk tribünden maçı izleyen bizlerde. Bu şiddet sahnelerinin azalması için tribünü terk etmek ya da başka bir maça odaklanmaktan başka çare de görünmüyor.