X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Diyarbakır'dan Londra'ya uzanan tek kişilik film
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Diyarbakır'dan Londra'ya uzanan tek kişilik film

  • Giriş Tarihi: 30.11.2014
Diyarbakır'dan Londra'ya uzanan tek kişilik film
Diyarbakır'dan Londra'ya uzanan tek kişilik film

Hayatı Diyarbakır'da başladı, papaz olmak için çocuk yaşta İstanbul'a geldi. Ama kader onu Londra'nın en büyük tiyatro sahnelerine, Spielberg setlerine kadar götürdü. Birçok ünlü filmde rol alan mütevazı oyuncu Kevork Malikyan'ın kendi hayatı bir film gibi...

Diyarbakırlı fakir bir Ermeni ailesinin en küçük oğlu olarak dünyaya gelen, Londra'ya gidip birçok ünlü film ve tiyatroda rol alan Kevork Malikyan'ın kendi hayatı bir film aslında. Şimdi bu filmi 61 yıl geriye sarıp oynatmaya başlayalım. Fakir bir aile... Bir odada altı kişi... Anne de baba da 1915 olaylarından kurtulmuş, Sivas-Divriği-Kestel Köyü nüfusuna kayıtlılar. Baba Mardiros Toros, çul diken bir zanaatkar ama mükemmel derecede Ermenice, Kürtçe, Zazaca, Fransızca ve Türkçe konuşuyor. Diyarbakır'da tercüman olarak herkesin mektuplarını yazan, belediyeden çağrılınca koşan bir yardımsever. Anne Tuma ise ev hanımı. Küçük Kevork'un o günlerden aklında kalan hatıra, babasıyla üç-dört yaşında gittiği kilise ile babasının fikrinin ve kalbinin zenginliği. Şu an 71 yaşında olan Kevork "Bana çocukken ezanı babam öğretti. O kadar güzel ezan okuyordum ki, unuttum ama. Camide okusaydım çok hoşuma giderdi. Yaşadığımız toprakların ortak yaşama kodlarını kabul etmeliyiz. Ayrılığı düşünmeyeceksin. Günün sonunda birisine bağlanıyorsak, hepimizin gittiği yer de O'dur" diyor araya kattığı İngilizce kelimelerle. Gülümsemesi ve esprileri her an patlamaya hazır bir çehreye sahip. Ama bu yüzün arkasında ne acılar gizli bir bilseniz! Filme kaldığımız yerden devam edelim. Sabahları ilkokula gidip öğleden sonra bir terzinin yanında çalışan 10 yaşındaki küçük Kevork'un kaderi, Diyarbakır'a gelen ve ruhban okuluna öğrenci seçen bir papazla değişir. Annesi ona banyo yapıp hazırlanmasını söyler. Babası "Param olmadığı için üç kardeşini okutamadım, hiç olmazsa sen kendini kurtar" düşüncesindedir. Ve Kevork, sorulan birkaç matematik sorusunu doğru cevaplayarak İstanbul'un yolunu tutar. Yıl 1953'tür.

PAPAZ OKULU'NDAN LONDRA'YA
Şişli'de dört ve beşinci sınıfı Karagözyan İlkokulu'nda okur ve ardından yedi yıl sürecek Üsküdar Surp Haç Tıbrevank Ruhban Okulu günleri başlar. Kader onu papaz olarak değil bir aktör olarak seçmiş olacak ki, okulda İngilizce ders veren, Oxford mezunu papaz onu tiyatro için seçer. Ve 1963 yılında Türkiye'yi terk eder, Londra Rose Bruford Collage'dan mezun olur. Birçok ünlü yönetmen ve oyuncuyla film ve dizilerde çalışır. Roger Moore'la The Man Who Hunted Himself, Alan Parker'la Geceyarısı Ekspresi, Sigourney Weaver ve Michael Caine'le Half Moon Street, Anthony Hopkins'le Peter & Paul bunlardan sadece birkaçı. Londra'nın ünlü tiyatrolarında Shakespeare'i tam 20 sene oynayan Malikyan'ın bu başarısı Türkiye'deki birçok oyuncunun ancak hayal edebileceği şeyler elbette. Ancak o bu başarılara imza atarken babası 1974'te vefat eder; üstelik tam da Londra'da bir ev alıp anne ve babasını davet edeceği ay. Askerlik sorunu nedeniyle ülkeye dönemez ve babasının cenazesine katılamaz. İşte filmin bu sahnesinde Kevork'un gözyaşları devrede: "Babam öldüğü sabah uyanıyor. 'Kendimi iyi hissetmiyorum Tuma, bir çorba yapar mısın?' diyor. Sonra 'Kevork'un fotoğrafını ver' diyor. Ona imzalı fotoğrafımı göndermiştim, yatağının başucuna asıyormuş. Fotoğrafımı eline alıyor. Ona bakıyor son kez ve yatıp bir daha da uyanmıyor..."