X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Vahdeddin: Kendimi feda ettim
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Vahdeddin: Kendimi feda ettim

  • Giriş Tarihi: 25.1.2015
Vahdeddin: Kendimi feda ettim
Vahdeddin: Kendimi feda ettim

Tarih 16 Mayıs 1926... İtalya'nın San Remo şehrindeki Villa Manolya'nın sakinleri sıradan bir güne uyanıyor. Sakinler sürgündeki Osmanlı İmparatorluğu'nun son padişahı Sultan 6. Mehmed Vahdeddin ve hanedan üyeleri. Sabah alınan bir haber köşkü neşeye boğuyor. Zira Vahdeddin'in kızı Sabiha Sultan'ın üçüncü çocuğu Necla'nın doğum haberi geliyor. Bu haber uzun zamandır kasvetle kavrulan villanın hüzünlü sakinlerinin geçici de olsa yüzünü güldürüyor ve etrafa hakim olan tasa yerini ferahlığa bırakıyor. Ama akşamın karanlığı tüm kasvetiyle köşkün üzerine çöküyor. Çünkü Vahdeddin çileli bir yaşamın ardından vatanından uzakta hayata gözlerini yumuyor. Ama çilesi bitmiyor, sürgünde borç harç içinde sürdürdüğü yaşam mücadelesi yakasını bırakmıyor. Ölüm haberini alan alacaklılar villaya üşüşüyor. Haciz geliyor ve köşk cenazeyle birlikte mühürleniyor. Bir ay sonra 15 Haziran'da bakkala, manava ve diğer esnafa borçlar ödendikten sonra cenazenin Şam'a gitmesine izin veriliyor. Meşakkatli bir yolculuğun ardından da 3 Temmuz 1926'da Vahdeddin, Sultan Selim Camii'nin bahçesine gömülüyor. Vahdeddin'in ölüm haberini Türkiye'nin Roma Büyükelçisi Suat Bey, Ankara'ya iletiyor. Haber anında o sırada Adana'da bulunan Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal'e ulaştırılıyor. Hamdullah Suphi Tanrıöver'den aktarılan bir anekdota göre Mustafa Kemal "Çok namuslu bir adam öldü. İsteseydi Topkapı Sarayı'nın bütün hazinesini götürür ve öyle bir ordu kurup geri dönerdi ki..." diyor. İlhan Bardakçı'ya göreyse ağzından bir cümle çıkıyor: "... Vah vah! Allah rahmet eylesin, bir tarih kapandı. Kim isterdi ki böyle olmasını..." Yakın tarihimizin en tartışmalı isimlerinden, 'son imparator' Vahdeddin hep 'hain' sıfatı ile yan yan anılageldi. Vahdeddin'e hain denmesinin kaynağı ise Mustafa Kemal'in Milli Mücadele'yi anlattığı ve kendi yazdığı Nutuk. Resmi tarih de ağırlıklı olarak bu bakış açısıyla şekillendi. Fakat daha sonra hain olmadığı ve kahraman olduğu tezi ortaya atıldı. Gerçek hangisiydi? Bu iki tez kaynaklı tartışmalar yıllarca süregeldi. Resmi tarih Mustafa Kemal'i yüceltip Vahdeddin'i hain ilan ederken, Vahdeddin'i kahraman olarak gören tez ise Gazi'nin başarılarını küçümser bir haldeydi. Yani siyah ve beyaz bir tablo çıkıyordu karşımıza. 'Vahdeddin hain mi?' sorusunun cevabı evet ya da hayır diyerek yine basite indirgenerek cevaplandırıldı yıllarca. Üstelik bu soruya verilen cevaplar sorunun sorulduğu dönemin atmosferine göre de değişiyordu. Namlı tarihçiler, kimi ciddi araştırmacılar duruma belki daha nesnel bakmaya çalışsa da onların da seslerini duymuyorduk. Böylece 'Vahdeddin hain mi değil mi?' tartışması bir kısır döngüye dönüştü. Son yıllarda daha soğukkanlı bir bakışla değerlendiriliyor bu mesele. Çıkan kitaplar da o hain ve kahraman arasına sıkışan gerçeği bulmaya çalışıyor. Tarih araştırmacısı Ahmet Anapalı'nın Profil Yayıncılık'tan yeni çıkan Sultan Vahideddin Han kitabı da bu eserlerden biri. Anapalı kitabında Vahdeddin'e ne hain ne de kahraman diyor. Ama daha önce kimi tarihçiler tarafından ileri sürülen Vahdeddin'in Milli Mücadele'yi örtülü olarak desteklediği tezini, geniş bir arşiv taraması ve hatıratlardan yararlanarak anlatmaya çalışıyor ve bu tezi şöyle anlatıyor: "Vahdeddin ve Mustafa Kemal arasında memleketin kurtulması için bir işbirliği yapıldı. İşgalci kuvvetlere karşı iyi polis, kötü polis oynandı. Vahdeddin, Mustafa Kemal'i Samsun'a gönderirken cumhuriyetçi olduğunu biliyordu. Ama sonra yolları ayrıldı. Hain yoktur bu işbirliğinde... Zaten akademik dünya bunu biliyor ve söylüyor."