X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Kokusunda davet var
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Kokusunda davet var

  • Giriş Tarihi: 26.4.2015
Kokusunda davet var
Kokusunda davet var

Çiçeği burnunda spor dergisi Socrates'e baskı üstüne baskı yaptıran, sadece iddia ettiği gibi düşünmesi değil, aynı zamanda hissetmesi... O taze kokusuna, yazmadığı anıları, anlatmadığı kahramanları da sığdırması

Ne çok özlemişim o kokuyu... O kâğıt kokusunu, 'fırından taze çıkmış' dergi kokusunu... Socrates'i elime aldığımda ilk iş o kokuyu içime çektim. Anılardı aslında içime çektiğim... Çocukluğum, orta okul lise çağlarım, daha dökülmemiş saçlarım, harçlıkları biriktirip bir koşu gidip aldığım Gelişim Spor yıllarım... Evet tasarım, konu seçimleri, yazarlar, başlıklar hepsi çok özeldi... Ama yalan yok, Scorates'i önce şöyle bir kavrayıp koklamaktı en keyiflisi. Yeni bir trend var ya hani, ünlü futbolculara en iyi 11'lerini yaptırıyorlar. İşte öyle bir altın karmanın elinden çıkmıştı dergi. Kötü olması, boş kalması zaten düşünülemezdi. Fakat onların iddiası da 'iyi' olmaktan öte 'düşünen' spor dergisi olmaktı. Başarmışlardı da... Dergi düşünüyor ve dahası düşündürüyordu. Michael Jordan mı Maradona mı düeollusunda "Oğlum hangisi olsun isterdim" diye düşündüm mesela. (Tabii ki Jordan) İstanbul Erkek Lisesi'nden ağabeyimiz Tanıl Bora'nın 'Hakkı yenilen futbol emekçileri' yazısında, ilk kez aynı fikirde olmadığımı düşündüm üstatla. Sorun bendeydi mutlaka. Caner Eler'in 'Spor tarihi kahramanları kim olurdu' yazısını okurken, ben kimleri seçerdim diye fikir yürüttüm. Muhammed Ali'yi okurkense kendi kendime, ben çocukken kim olmak isterdim, diye sordum. Sonuçta biz de isimler farklı da olsa prensipte 'Ali olmak isterken Veli olanlar'dandık... Fakat sayfalar arasında gezindikçe, gördüm ki eksik söylemişlerdi... Socrates düşünüyordu evet. Ama 'hisleri' vardı elimdeki derginin. Daha ilk sayısıydı ama anıları da vardı. 82 Dünya Kupası'nda, derginin iki isim babasından daha genci olan Socrates'li Brezilya, İtalya'ya kaybedince çocuk aklımla yaşadığım hayal kırıklığı, babamın gözlerine oturan nem vardı dergide. O maçtan sonra mahallede karşı takımdaki çocuklara "Siz İtalyasınız" diye dayatan ben vardım. Zira bir şekilde 3-2'nin rövanşını almalıydım.

GÖRMESEM DE HİSSEDEBİLİYORUM

83 Atletizm Şampiyonası 100 metre kadınlarda Marita Koch önde giderken, arkadan kopup gelen Marlies Göhr'ü görünce, ekran başında "Geliyor, koş hadi" diye bağırışım, Göhr beş salise ile geçince de hırsımdan koltukta tepinişim vardı. Larry Bird-Magic Johnson rekabetini hayatımıza sokan Murat Murathanoğlu'nun sesi ve aksanı da çınlıyordu dergide. Statlardaki kartondan skor tabelası, çime hasret zeminler, maç öncesi yenilen tükürük köftesi, 86'nın Maradonası, 90'da Gascoigne'nin gözyaşları, Metin- Ali-Feyyazı, Prekazi'nin Monaco füzesi, 'doktor' Hüseyin için dökülen gözyaşları, 'albatros' Michael Gross'un kulaçları, gün ağarmadan girilen bilet kuyrukları, İTÜ'lü, Eczacıbaşılı basketbol yılları, biriktirilen oyuncu kartları, derbilerin yarı yarıya tribünleri, duvarları süsleyen Toni Schumacher posteri, Sebastian Coe'lu, Steve Cram'li 1500 metre heyecanı, Boris Becker'i Wimbeldon finalinde 2-0'dan yenen Stefan Edberg'in iradesi, İslam Çupi, 3-2 Bordeaux zaferi, Kempes'in saçları, Katarina Witt'in sevdirdiği buz pateni, 'belalı ikizler' Vialli- Mancini, 92'de Danimarka'nın peri masalı, top her Ian Rush'ın ayağına gelişinde 'Gene golü yedi bizim Everton' paniği, Sacchi'nin Milanı, Cruyff'un Barcelonası... Hepsi ve daha niceleri vardı dergide. Hissedebiliyordum görmesem de... Hissedebiliyordum zira, adam gibi bir spor dergisi olmadan geçen yılların hasreti sinmişti derginin sayfalarına, kokusuna. Zamane algısının aksine, kahramanları sanal birer PlayStation karakteri olarak değil, travmalarıyla, zaaflarıyla, sevinçleriyle, etten, kemikten, ruhtan yapılma 'faniler' olarak taşımışlardı satırlara. Socrates, yapılan işten zevk almanın ve estetiğin, kazanmaktan (bile) daha önemli olduğunu söylemişti vaktiyle. Sizin için de öyleyse, göz yummayın ikinci bir Socrates'i daha, öyle erken kaybetmeye. İhtiyacımız var zira 'Socrates'lere... Her zamankinden çok hem de...