X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Assolistler yalnız (mı) ölür?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Assolistler yalnız (mı) ölür?

  • Giriş Tarihi: 7.6.2015
Assolistler yalnız (mı) ölür?
Assolistler yalnız (mı) ölür?

Behiye Aksoy, geçen pazar günü hayata veda etti. Hastalığı sırasında onu ne sanatçı dostları ne de hayranları ziyaret etmişti. Cenazesinde de yine birçok ismi göremedik

Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses, Safiye Ayla, Zeki Müren, Mediha Şen, Gönül Yazar, Emel Sayın, Muazzez Abacı, Behiye Aksoy... Assolistlerin, gazinolarda neon ışıkların altında göz kamaştırıcı kostümleriyle sanatlarını icra etmesinin üzerinden yıllar geçti. Maksim, Tepebaşı Gazinosu, Kazablanka, Lunapark, Çakıl ve çok dahası fazlası yıllarca assolistlerin görkemli hayatlarına tanıklık ettikten sonra teker teker kapandı... Behiye Aksoy, birçok assolist gibi Ankara Radyosu kökenliydi. İlk kez 1958 yılında Maksim'de sahneye çıktı. Gönül Yazar, onun için "Türkiye'nin bülbülü" diyor, İnci Çayırlı çok şık ve zarif olduğundan bahsediyor. 2001 yılından beri Alzheimer hastalığı ile mücadele eden ve özel bir bakım evinde kalan sanatçı, geçen pazar günü zatürreeden yaşamını yitirdi. Haberi duyduğumuzda Zeki Müren'in TRT'de adına hazırlanan bir belgeselde söyledikleri bir kez daha aklımıza geldi. Zeki Müren şöyle diyordu: "Binlerce, on binlerce, kanayana kadar alkışlayan ellerden sonra bir yatak odası ve dört duvar, bir ayna. Elbetteki yavaş yavaş başlayan bir bunalım, uzun yıllar sonra günde 34 ilaç ve iki insülin iğnesi ve bununla yaşayan yapayalnız, hayret edeceksiniz ama yapayalnız bir Zeki Müren..." "Assolistler gerçekten yalnız mı ölüyor?" İşte sonra da bu soru düştü aklımıza... Bu sorunun yanıtını öğrenmek için ise yayınladığı albümlerle özellikle 60, 70 ve 80'lerin efsane sanatçılarını günümüze taşıyan yapımcı, menajer Hakan Eren'in kapısını çaldık.

- O dönem assolist olmanın koşulları neydi?
- Assolistlerin çoğunluğu radyo kökenli sanatçılar. Hepsi çalışarak ve kendilerini göstererek var olmuşlar. Ve herkes assolist olamamış. İyi icranın dışında iyi bir sahne, iyi bir müzik bilgisi de gerekiyormuş.

- Hepsinin karakteristik özellikleri de var değil mi?
- Assolist dediğimiz büyük yorumcuların hepsinin farklı okuyuşu, farklı tarzları var. Hepsi ayrı güzellikte. Düşünün 70'lerde bir şarkı çıkıyor, aynı anda Emel Sayın, Behiye Aksoy ve Muazzez Abacı ayrı ayrı plak yapıyor. Ve hepsi aynı anda listelerde yükselebiliyor.

- Assolistlik mertebesinde kalmak da ayrı bir mücadele olsa gerek?
- Birçok önemli gazino var ama bütün assolistler Maksim'de çalışmak istiyor. Başka bir boyut orası. Bu arada çalışma şartları çok ağır assolistlerin. 30 gün her gece gazinodalar. Matineler ve ekstraları var ayrıca. TRT'de görünmek önemli, çekimlere gidiyorlar. Bir de plak yapıyorlar. Öte yandan 30 gün sahnede olunca canlı okuma tekniği daha da gelişiyor. Onun için şimdiki gençler eski sanatçılarımızın performanslarının yakınına bile yaklaşamıyor.

- Behiye Aksoy nasıl bir assolist?
- En büyük özelliğinin çok iyi bir sahne hakimiyeti olduğu çok konuşulur. Bir başka özelliği ise sahnede konuşmayıp icra yapmasıdır. Muhabbet yoktur. Mikrofon kablosunu kırbaç gibi kullandığı da anlatılır. Çok şık giyinen bir assolist aynı zamanda.

- Assolistler yaşama yalnız mı veda ediyor?
- Sadece assolistlerin değil, bütün sanatçıların kaderi aslında. Türkiye'nin yarası. Yurtdışında duayen dediğimiz sanatçılar çok büyük saygı görüyor. Fransa'da Olympia'ya gidince "Buraya mutlaka girmeyelim" dedim, baktım Charles Aznavour konseri vardı. Ama biletleri iki ay önceden bitmiş. Bilet fiyatları da 200 euro bu arada. Biz burada rahmetli Berkant abiye konser yaptığımızda seyirci bulamadık. Bu sanatçılarımızı sokakta gördüklerinde "Sizi çok seviyoruz, neredesiniz?" diyen halk bedava bir etkinlik yaptığında bile asla gelmiyor.

- Şaşaalı bir hayatın ardından böyle bir yalnızlıkla başa çıkmak zor olmalı?
- 60, 70 ve 80'ler kuşağına baktığınız zaman sanatçılar gerçekten çok şaşaalı bir hayat yaşamışlar. Sonra gazinolar kalmıyor. O şaşaalı hayatlar bitiyor. Ayrıca o dönemlerde o kadar çok çalışmışlar ki aile de kuramamışlar. Bir Neşe Karaböcek bir Mediha Şen'dir düzenli bir aile hayatı olan.

- Behiye Aksoy nasıldı son yıllarında?
- 2007'de hastalığın ilk dönemlerinde bile kendi şarkılarını dinlettiğimizde tanımıyordu. "Ne kadar güzel söylüyor kadın" diyordu. Bir gün At Kadehi Elinden şarkısını dinledi dinledi ve sonra elindeki su bardağını yere fırlattı. "Attım ulan" deyip... Oğlu Ahmet Aksoy çok uğraştı, 10 yıl baktı kendisine. Ama profesyonel destek gerektiğinde yardım istedi. Keşke sanatçı arkadaşları ziyaret etseydi kendisini. Onun sayesinde ekmek yiyen çok sanatçı oldu. Cenazesine bile gelmedi birçoğu. Halkı da görmek isterdim. Sosyal medya kahramanı olmuş herkes. Resmini internete koymak yetmiyor.

TAZE KAN İHTİYACI BİTMİYOR

Söz ve Müzik: Assolistler belgesel serisinin yapımcılarından Suat Kavukluoğlu: "Ülkemize özgü çok acı bir durum 'taze kan' ihtiyacı var. Hep yeni, hep en genç, hep en güzeller aranıyor hâlâ müzik sektöründe. Yurtdışında yaşını almış kıdemli müzisyenler hâlâ albümler yapıyor, konserler veriyor ama bizim sektör onları ne yazık ki itip hüzünlü bir yalnızlığın kollarına bırakıyor. Oysa ki müzik, geride kalana iz bırakabilmek, kuşaklar ve çağlar boyunca hatırlanabilmek için çok kıymetli ve önemli bir araç. Ben bu belgeseli yaparken, eski kayıt ve görüntülere bakarken onu bir kez daha anladım. Artık ne yazık ki Zeki Müren, Müzeyyen Senar ve Behiye Aksoy gibi birçok isim aramızda değil ama şarkılarıyla, albümleriyle, eski görüntüleriyle sanki hâlâ bizimle gibiler. Sanki Zeki Müren daha dün ağır bir aşk acısından çıkıp stüdyoya girmiş ve Kahır Mektubu'nu kaydetmiş gibi, sanki Müzeyyen Abla bir yerlerde Haydar Haydar okuyup efeleniyor. Behiye Aksoy öyle bir yorumlamış ki Bir Garip Yolcuyum'u, sanki sesinde o meşhur mikrofon kordonunu bir kırbaç gibi şaklatmalarını duyabiliyorsunuz. Müziğin sihri ve gücü bu. Sonları hüzünlü de olsa, onlar o şarkılarla sonsuza dek aramızda aynı duyguda, heyecan ve tutkuda olabilecekler."

SAHNEYİ ÖZLÜYORLAR

- Seyirci nasıl o dönem?
- Dinlemesini bilen seyirci var. Şimdi dinlemesini değil, fotoğraf çekmesini bilen seyirci var. Gazinolarda sanatçılar performans gösteriyor, herkes dinliyor. Assolist çıktığı zaman yemekler bitmiş olur, salonda çıt çıkmazdı.

- Bahsettiğimiz sanatçılar sahneye çıkmak istiyorlar mı?
- İstiyorlar. Bazen bir şarkı için sahneye çıkıp beş şarkı okuyorlar. Çünkü özlemişler. Sahnede olmayı seviyorlar, orada olmak istiyorlar. Partilere götürüyorum, canlı okumak istiyorlar. Şimdiki genç müzisyenler ise playback yapmayı tercih ediyor.

- Peki ne yapılmalı?
- Yaşarken değerleri verilmeli. Ben albümlerini yapıyorum ve bazı mutlulukları yaşamalarını kendi adıma sağlıyorum. Fikret Şenes'e yaşarken gece düzenledim örneğin, çünkü ön koltukta o otururken yapmak istedim. O atmosferi yaşasın, istedim.