X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Gençlerle birlikte renkli bir meclis olacak
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Gençlerle birlikte renkli bir meclis olacak

  • Giriş Tarihi: 21.6.2015
Gençlerle birlikte renkli bir meclis olacak
Gençlerle birlikte renkli bir meclis olacak

Fatma Gaye Güler Türk siyasi tarihine adını, parlamentoya giren en genç iki isimden biri olarak yazdırdı. 26 yaşındaki Güler, siyasi hayatına 2009 yılında Ankara AK Parti İl Gençlik Kolları Üniversiteler Birimi'nde başladı, 2012-2014 yılları arasında AK Parti İstanbul Gençlik Kolları Halkla İlişkiler ve Seçim İşleri Birimleri'nde sürdürdü, şimdi ise Tokat milletvekili

AK Parti Tokat Milletvekili Fatma Gaye Güler seçimin en genç galiplerinden... 19 yaşından beri aktif olarak çalışıyor AK Parti'nin çeşitli kademelerinde görev alan Güler, çıktığı yolculukta milletvekilliğine kadar yükseldi. Biz de mecliste yerini alan bu genç kadını Ankara'da ziyaret ettik. Yağmurlu bir Ankara gününde, Başbakan Davutoğlu ile milletvekili olarak ilk grup toplantılarının ardından buluştuk Güler ile... Gözlerinin içi gülen, son derece pozitif bir genç kız vardı karşımda. Güler ile milletvekilliğine uzanan sürecini, çalışmalarını, hedeflerini konuştuk

- Hikayenizi en başından öğrenmek isterim. Nerede doğdunuz? Nasıl bir aileniz var?
- Aslında benim hikayem babamın hikayesiyle bağlantılı olduğu için onunla söze başlamakta fayda var. Babam bir öğretmen. Öğretmenliğinin ilk yılları Sivas Gürün ilçesinin bir köyünde başlıyor. Gürün, Malatya sınırında bir ilçedir. Annem babamın bu ilk görev yerinde bana hamileymiş. Ama köy ortamında doğum yapmak istememiş. Bu nedenle babam annemi, kendi annesinin yaşadığı Tokat Niksar'a göndermiş ve orada doğmuşum. Sonra babamla birlikte dolaşmaya başlıyoruz ailecek. Sivas, Gürün, Reşadiye, Koyuhisar derken ilçeleri gezerek büyüdüm.



19'UMDA SİYASETE GİRDİM

- Zor koşullarda mı öğretmenlik yapmış babanız?
- 90'lar döneminin okullarını düşünün. Zor şartlarda eğitim verilen yerler elbette. Babamın her sabah okula gidip, sobayı yaktığını hatırlıyorum mesela. Şimdi ki gibi akıllı tahtalar, tabletler falan yok. Ama köy ortamı çok keyifliydi. Çocukluğum Heidi gibi dağlarda, bayırlarda, çam ormanları arasında geçti. Çocukluğuma dair en güzel fotoğraf karelerinde, boyumu aşan karlar arasındayım, ağaç dallarından aşağıya sarkıyorum... Yedi yaşıma geldiğimde okula başlayacağım zaman babam İstanbul'a tayinini istedi.

- Babanız sizi büyükşehirde okutmak istedi o zaman...
- Evet. Daha gelişmiş bir ortamı tercih ettik. İstanbul Pendik'e geldik. Çocukluğumun bir bölümü ve gençliğim Pendik'te geçti.

- Nasıl bir çocukluk ve gençlik dönemi geçirdiniz?
- Çok uslu bir çocuktum. Mülayim biriydim. Annemin gözünün içine bakardım. Onun rızası olmadan hareket etmezdim. Bana gıpta ederlerdi. Okul hayatım başarılarla doluydu. Çalışmadan başarılı olurdum. Sınıf başkanı olurdum hep. Beş yaşımda Arapça, altı yaşımda Türkçe okuyup yazmayı öğrendim.

- Neden Arapça öğrendiniz?
- Çünkü arkadaşlarımın hepsi yazın camiye Kur'an kursuna giderdi. Pendik'te bu bir adetti. Öğlen oynayacağım, ip atlayacağım saatte kimse ortalarda yok. Herke camide. Ben de o hevesle Arapça'yı öğrendim. Bir sene sonra Türkçe okumayazmayı babam öğretti. İlkokula başladığım gün de sınıf başkanı yapmıştı öğretmenim. Herhalde siyasetin ilk nüveleri orada atıldı (gülüyor). 10 sene Pendik İlköğretim Okulu'nda sınıf başkanlığı yaptım. Sonra Pendik Alparslan Lisesi'nde okudum. Ardından Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'ne devam ettim.

- Üniversiteden önce "İlerde ne olacaksın?" sorusuna ne cevap veriyordunuz?
- Arkeolog olmak istiyordum. Çocukluğumdaki tüm oyuncaklarım bu yöndeydi, dürbün, kazı aletleri... Okuduğum kitaplar hep tarihle ilgiliydi... Hâlâ içimde uhdedir. İkinci üniversitemi tarih üzerine okuyorum. İçimdeki yarayı, eksikliği şu an okuduğum tarih bölümüyle kapatmaya çalışıyorum.

- Şu an üniversite öğrencisi misiniz yani?
- Aynen. İstanbul Üniversitesi tarih bölümünde okuyorum, öğrenci kartım var, Akbil'im var.

- Mecliste bir üniversite öğrencisi var yani...
- Ama tek değilim, başka arkadaşlarımız da var meclise giren ve üniversite öğrencisi olan...

- Üniversite yıllarınız nasıl geçti?
- İlk sene biraz zorlandım. Dokuz zayıfım vardı. Şehir değişikliği yaşamıştım, ailem yanımda yoktu, serdim biraz dersleri. Arkadaşlarımla biraz fazla gezdim. Yoldan çıkardım arkadaşlarımı da, hepimizin zayıflarla bitirdiği bir yıl oldu. Sonra bu iş böyle gitmeyecek diye düşünüp derslere asıldım. Üniversiteyi dereceyle bitirmedim, geziyordum, siyaset yapıyordum, bir gencin kendini beslemesi gereken tiyatro-sinema'dan da geri durmuyordum.

- Siyasete nasıl bulaştınız?
-19 yaşımdaydım. Gazi Üniversitesi'nde üçüncü sınıfta okuduğum dönemde bulaştım. Bizim kapatma davalarının gündemde olduğu günlerdi. Şimdiki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ı o dönem de çok seviyordum ve onu cezaevine atacaklardı. Öyle görünüyordu, partiyi kapatacaklardı, bizim seçtiğimiz partiydi... Hayatımda ilk defa oy kullanmışım ve AK Parti'ye vermişim. Ve inandığım istikametin önü kesilmek isteniyordu. Gittim Kocatepe'deki il başkanlığına, "Ne yapabilirim?" dedim ve form doldurdum. Öyle hızlı bir giriş yaptım ki, o gün televizyon kanallarında röportajlar, seçim otobüslerinde turlar... Çok hızlı bir giriş yaptım partiye. Sonra sevdim, maceralı bir iş gibi geldi.