Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bu şehir insanın içini kıpkırmızı bir neşeyle dolduruyor

Giriş Tarihi: 24.4.2016
Bu şehir insanın içini kıpkırmızı bir neşeyle dolduruyor

Onlar ’un misafiri oldu, şehrin keyfini sürdü. Ünlü misafirlerden kimi yazar, kimi şair, kimi mimar, kimi ise siyasetçi... Aralarında İstanbul’a yerleşen de var, kısa süreli kalan da. İstanbul sevdalısı İngiliz şair, gezgin ve romancı Julia Pardoe ve Boğaz’da yalı satın alıp yerleşen Kont Ostrorog da bu isimlerden. Hepsi şehre hayran kalmış, İstanbul’u masalsı anlatmış

İki kıtayı birleştiren , yüzyıllar boyunca ünlü isimlere de ev sahipliği yaptı. Öyle ki rotasını İstanbul'a çeviren ünlü isimler İstanbul'un büyüsüne kapıldı, kadim şehrin keyfini en iyi onlar çıkardı; kimi ressam, kimi yazar, kimi şair, kimi mimar, kimi ise siyasetçi... Aralarında İstanbul'a gelip kısa süreli kalanlar da var şehrin büyüsüne kapılıp yerleşenler de; Agatha Christie, Mark Twain, Gustave Flaubert, Amiral Bristol ve Lady Montagu bu isimlerden sadece birkaçı. Kültür A.Ş tarafından yayımlanan İstanbul'un 100 Misafiri isimli kitapta da tarihçiyazar Asım Fahri, İstanbul'a farklı dönemlerde gelen ünlü misafirlerin hikâyelerine yer veriyor. Altı aylık bir araştırma sonrası binlerce isim arasından titiz bir eleme yapan yazar, kitaptaki isimleri belirlerken doğumu 1900'den önce olanları seçmiş. Tarihçi-yazar Asım Fahri amacını şu sözlerle payşalıyor: "Bu kitapta yüzyıllara yayılmış bu misafir/insan hikâyelerinde uzun yaşamında hep İstanbul'un hikâyesini aradım aslında. Kendi çağlarının gözünden İstanbul'un görünümlerini ya da imajlarını toplamaya çalıştım. Bir başka düzlemde hayatımı etkileyen, beni büyüleyen şehrin onları etkileyip etkilemediğini ya da nasıl etkilediğini anlama çabası bu. Neticede onca misafir gelmiş geçmiş buradan."

İSTANBUL'UN KEYFİNİ ÇIKARDILAR
İstanbul'a kendilerinden iz bırakan, İstanbul'un gönül elçisi gibi de olan bu ünlü misafirler İstanbul'un keyfini de doyasıya yaşamış. Çoğu İstanbul'dan zevk almış, keyfini çıkarmış ve gezmiş. Büyülenip yazılarında övgüyle bahsedenler de çokça. Geriye eserler bırakmışlar. Bir süre kalıp İstanbul'dan geri dönenlerin çoğu da kötümser ayrılmamış. İstanbul'a sevdalanıp yerleşenler de hem İstanbul'un keyfini hem de Boğaz'ın eşsiz güzelliğini sonuna kadar yaşamış! Julia Pardoe, Pierre Lotti, Hammer, Kont Ostrorog, Goltz Paşa bunlardan sadece birkaçı.

BALOLARDA EĞLENDİ
İstanbul'un misafirleri arasında kadınlar da var. İstanbul'u İstanbullu gibi yaşayabilmiş, keyfini gezerek sürmüşler. Onlardan biri de İngiliz şair, gezgin ve romancı Julia Pardoe (1806-1862). II. Mahmud devrinin yaşandığı günlerde İstanbul'a misafir olan Miss Julia, Müslüman, Yahudi, Ermeni ve Rum evlerine konuk olmuş, yaşamlarına tanıklık etmiş. Padişah'ın ablası Esma Sultan'ın sarayına da misafir olmuş. Kadınların kıyafetlerini, eşyalarını gözlemlemiş, düğüne katılmış. Miss Julia, Pera'daki sefaret balolarında dans ederek İstanbul'da eğlenmesini de bilmiş. Boğaz'ın güzelliğine de vurulmuş. Zaten gezi yazılarını bir araya getirdiği Sultanların Şehri ismindeki kitabında Boğaziçi'ni eşi benzeri olmayan bir peyzaj olarak nitelendiriyor. İstanbul'un tabiatına, mesire yerlerine de tutkun. Yereteban Sarayı, Binbirdirek Sarnıcı ve Selimiye Kışlası gibi yapılara hayran kalmış.

SANATÇILARIN BULUŞMA NOKTASI
Boğaz'a nazır yalı satın alanlar da olmuş. En meşhur olanı ise Kont Ostrorog Yalısı. Fransız tebaasından bir Leh asilzadesi olan Kont Leon Valerien Ostrorog (1867-1932) tam bir İstanbul tutkunu. İstanbul'a iki kez gelen kont, 19. yüzyıl başında Osmanlı'nın hukuk danışmanlığını yaptığı sıralarda İstanbul Darülfünunda öğretim üyeliği ve serbest avukatlık da yapmış. Venedik kökenli levanten bir aile olan Lorandoların kızı Jeanne ile evlenince Kandilli'deki Adliye Nazırı Served Paşa'nın yalısını satın alıp İstanbul'a yerleşmiş. Boğaz'ın huzurunu bu yalıda yaşayan aile, Boğaziçi'ne kısa sürede damgasını da vurmuş. Piyano ve org çalacak kadar müzisyenliği de olan kontun Boğaz'a nazır yalısı kısa sürede Fransız ve İstanbullu sanatçıların gözde buluşma noktalarından da biri olmuş. Hem Boğaz'ın hem İstanbul'un hem de sanatın keyfini çıkarmasını bilmiş.

İSTANBUL'A SEVDALI PAŞA
Yüzyıllar boyunca gelen misafirler arasında siyasetçiler ve askerlerin de yolu İstanbul'a düştü. Aralarında Osmanlı ordusunda askerlik yapanlar da bulunuyor. Osmanlı ve Alman ordularında mareşallik yapan Goltz Paşa da (1843-1916) II. Abdülhamid döneminde Osmanlı ordusunu modernleştirmek amacıyla İstanbul'a gelmiş bir isim. İstanbul'a o kadar bağlanmış ve sevmiş ki: "İstanbul, herkesi kendine çeken ve felakete sürükleyen, Doğu'da bir denizkızı gibidir. Bu şehir, muhteşem konumuyla, çevresini saran güzel tabiatıyla, mavi ve açık gökyüzüyle, ılık ve gevşeten havasıyla, cazibesiyle kendine çektiği ve zamanla azmini yok ettiği insana hükmetmektedir" sözleriyle İstanbul'u yere göğe sığdıramamış. Bağdat'ta bulunduğu dönem hastalanıp vefat edince, İstanbul'da gömülmeyi vasiyet ettiği için Tarabya'da bulunan Alman mezarlığına defnedilmiş. Bu İstanbul âşığı Alman paşanın mezar taşında ise haç ve ay yıldız bir arada yer alıyor.

DÜNYANIN EN GÜZEL MANZARASI
İstanbul'a gelen bir diğer kadın ise Lady Montagu (1689-1762). Britanya'nın İstanbul sefiri olarak görev yapan eşiyle geldiği İstanbul'a hayran kalmış. Bir nevi gönül elçisi olarak, arkadaşlarına mektuplarla İstanbul'un güzelliklerini anlatmış. Ayasofya'yı, Sultanahmet Camii'ni, Süleymaniye'yi ve Atmeydanı'nı gezen Lady Montagu, sandalla çıktığı Boğaz gezilerinin keyfini sürmüş. Pera'da kaldığı konağın penceresinden her baktığında İstanbul'a bir daha âşık olmuş. Limanı, şehri, sarayı ve Anadolu yakasındaki uzak tepelere baktığı o penceren gördüğü manzarayı dünyanın en güzel manzarası olarak nitelendirmiş. Avrupalı erkeklerin adım atamadığı Doğu'nun kadınlar âleminin de tanığı olan Lady Montagu, yazdığı mektupları Şark Mektupları ismiyle yayımlamış.

İSTANBUL SABAHLARI BİR BAŞKA
İstanbul edebiyatçıların da uğrak noktası oldu. Yazarlar, İstanbul sevgilerini kâğıda döküp tanıklıklarını kitaplaştırmayı ihmal etmemiş. 1920'de Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi olan Norveçli yazar Knut Hamsun ise gençlik yıllarında İstanbul'a misafir olanlardan. Gezgin ve maceracı bir yaşam süren Hamsun, 1899'da İstanbul'a geldiğinde şaşkınlığını itiraf etmekten kaçınmamış. Gördüğü cennet manzarası karşısında sadece büyülenmemiş, İstanbulluları da çok sevmiş. İstanbul'da uyandığı bir sabah için duygularını "Pera tepelerinin gerisinden birdenbire beliren güneş, şehrin minareleriyle Altın Boynuz'un üzerine doğarak, insanın içini kıpkırmızı bir neşeyle dolduruyor. Uzun gece boyunca uyuklayan her şey şimdi uyanıyor" sözleriyle dile getirmiş.

Valide Sultan ile tanıştı
Fransa İmparatoru III. Napolyon'un 1867'deki davetine icabet eden Sultan Abdülaziz'e iade-i ziyaret için Fransa İmparatoriçesi Eugenie ziyaret etti. İmparatoriçenin vapuru Dolmabahçe Sarayı'nın önünde top atışlarıyla karşılandı. Osmanlı devlet adamlarıyla görüştü. Pertevniyal Valide Sultan ile de tanıştığı rivayetler arasında.

İstanbul'a yolu düşen ünlüler
İstanbul'a kısa süreli uğrayanlar da yok değil. Polisiye romanları ve yarattığı Sherlock Holmes karakteriyle bilinen Arthur Conan Doyle da onlardan biri. 1907'de ikinci evliliğini yapan Conan, balayını geçirmek üzere İstanbul'a gelmiş. Hatta bu seyahatin haberini alan II. Abdülhamid, hayranı olduğu yazarı ve eşini Yıldız Sarayı'nda ağırlayıp nişan da takmış.
Japon işadamı ve sado hocası Torajido Yamada, İstanbul'a ilk kez 23 yaşında geldi. 1890'da açıklarında batan Ertuğrul Fırkateyni için toplanan yardım paralarını getiren Dışişleri Heyeti'nde Yamada'da vardı. II. Abdülhamid ile tanışması sonrası padişahla uzun yıllar sürecek dostlukları başladı. Japonya kültürünü de padişaha tanıtan Yamada, 1902'de Müslüman oldu. Ve tabii İstanbul'a tutkun da.
Mimar Le Corbusier, 1911'de yedi ay sürecek seyahatinde İstanbul da duraklarından biri oldu. Mimari yapılar üzerine notlar alan mimar, Ankara'ya yazdığı mektupta İstanbul'un imarıyla ilgili olarak bu güzel şehri olduğu gibi korumayı tavsiye etti. 37 yıl sonra tekrar şehri ziyaret etti, New York ve İstanbul'u kıyaslarken, İstanbul'u yeryüzü cenneti olarak gördüğünü, New York'u ise pratik eylemlerin karşılandığı şehir olarak adlandırdı.
Arjantinli öykü, deneme yazarı ve şair Jorge Luis Borges (1899-1986) görme yetisini kaybetme emareleri görülünce daha sonra evleneceği sekreteri Maria Kodama ile birlikte dünya turuna çıktı. İstanbul'a da uğradı, şehrin doğasına, Boğaziçi'ne ve Haliç'e hayran kaldı. "Birçok değişik ulusun gölgesi buralarda geziniyor olmalı'" diyen Borges, Atlas'ta İstanbul'a izlenimlerine da yer verdi.
Amerikan edebiyatının önde gelen yazarlarından Mark Twain (1835-1910), çeşitli gazetelerin muhabiri olarak pek çok ülkeye gitti. 1867'de İstanbul'da Kapalıçarşı'yı, Ayasofya'yı, padişah türbelerini ziyaret etti, sema törenlerini izledi. Haliç ve Üsküdar kıyılarında yürüyüş yapan Twain, Binbirdirek Sarnıcı ve Osmanlı hamamına da gitti. Gezi kitabında İstanbul'u mizahi bir dille anlattı.
Madame Bovary romanının yazarı Gustave Flaubert 1849'da fotoğrafçı ve şair arkadaşı Du Camp ile iki yıl süren Doğu seyahatinin bir ayını İstanbul'da geçirdi. Vaktinin büyük kısmını Pera'daki otel odasında geçiren yazar, Galata Mevlevihanesi, Üsküdar Rufai asitanesindeki ayinlere katıldı. Sultanahmet, Nuruosmaniye, Süleymaniye ve Ayasofya camilerini gezdi.
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Bu şehir insanın içini kıpkırmızı bir neşeyle dolduruyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz