X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Krizler çağından kriter çağına geçtik
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Krizler çağından kriter çağına geçtik

  • Giriş Tarihi: 22.5.2016
Krizler çağından kriter çağına geçtik
Krizler çağından kriter çağına geçtik

Yayın hayatına yeni başlayan Kriter’in yayın yönetmeni ve SABAH yazarı Fahrettin Altun’a göre “Krtier ’de yeni dönemin önemli bir kavramı ve gerçekliği. Kend ikriterlerimizi inşa etmemiz gereken bir dönemden geçiyoruz. Çünkü krizler çağından kriter çağına geçtiği bir dönemi yaşıyor”

Uzun zamandır hazırlıkları süren Kriter dergisi, ilk sayısıyla hayli iddialı bir giriş yaptı yayın dünyasına. 'deki değişim ve dönüşümü serinkanlılıkla okuyabileceğimiz bir dergi olarak öne çıkan Kriter, ilk sayısıyla kendinden söz ettirmeyi bildi. Dergide yer alan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan söyleşi epey ses getirdi. Derginin yayın yönetmeni SABAH yazarı ve SETA'nın İstanbul Genel Koordinatörü Fahrettin Altun ile konuştuk.

- Kriter iddialı bir isim. Dergi, nasıl bir ihtiyaçtan doğru?
- Evet kriter çok iddialı bir isim. Bunun farkındayız. Nihayetinde kriterin 'de yeni dönemin önemli bir kavramı ve gerçekliği olduğunu düşünüyoruz. Bu yeni dönemin üretiminde, biz de kendi mecramızda katkıda bulunmak istiyoruz.

- Türkiye'deki bu yeni dönemin özelliği nedir?
- 'nin geldiği nokta, yaşadığı çok ciddi krizlerden sonra kendi gerçekliğini üretebildiği, kendisini büyütebildiği bir nokta. Bir anlamda kendi kriterlerimizi inşa etmemiz gereken bir dönemden geçiyoruz. Artık Türkiye krizler çağından kriter çağına geçtiği bir dönemi yaşıyor.

- Bu krizler çağından kastınız nedir?
- Bizim ekonomik, kültürel, siyasal, toplumsal ve kimlik krizlerimiz vardı. Bu krizler Batılılaşma dönemi boyunca, yani 19. yüzyıldan 2000'lere kadar çok ciddi şekilde toplumu ve entelektüelleri yordu. Onların gündemini belirledi. Bu krizlerle hemhal olarak düşünce ve siyasal dünyamız oluştu. Tartışmalarımız, kavgalarımız bu krizlerle boğuşma çerçevesinde süregeldi.

- Neden çıkamadık bu krizlerin içinden?
- Bu krizleri aşmak için sürekli birbirini tekrarlayan Batılılaşma politikaları üretildi. Bunu da Batıcı bir elit yönetti. Onlar da bu krizlere, Batıda üretilmiş belli reçeteleri birebir bu coğrafyaya uygulayarak çözüm üretmeye çalıştılar. Mesela entelektüel anlamda soruları sahici olmayan bir elit grubunun ürettiklerini biz düşünce dünyamız olarak okumak zorunda kaldık. Onların siyasetteki çözümlerini bir politika olarak kabul etmek zorunda kaldık. Bunlar tutmadı...

- Peki sorun nasıl çözüldü?
- Toplum çok dinamik varlıktır. Her zaman kendi elitlerini üretme kapasitesine de sahiptir. Zaman içerisinde tarihiyle, kültürüyle elitlerini etkilemeye başladı. Türkiye'de 1950'lerden günümüze bir elit dönüşüm süreci yaşandı. 2000'li yıllarda ortaya çıkan yeni iktidar yapısı, sadece siyaset alanını dönüştüren bir şey değildi. Aynı zamanda bir sonuçtu. Aslında toplumun yeni elit üretme talebini karşılayan, onun somut olarak karşımıza çıkmış şekliydi. Siyasette karşımıza çıktı, aynı zamanda kültürel alanı da dönüştürdü, yeni toplumsal gerçekliklerin yaratılmasını da beraberinde getirdi. Şimdi bu değişim dönüşüm sonucu, siyaset normalleşti, ekonomi büyüdü, toplumsal alan rehabilite oldu, kültürel çeşitlenme yaşandı.

NİTEL GELİŞME DE ÖNEMLİ
Baktığınız zaman Türkiye'de nicel olarak devasa bir büyüme gerçekleştiğini görüyorsunuz. Mesela üniversite sayımız gittikçe artıyor. 200'e yakın üniversitemiz var. İşte bu nicel büyümeye paralel olarak nitel gelişme ihtiyacı gelişti. Kriter kavramı burada önemli. Türkiye'deki nicel büyümenin nitel gelişmeyle taçlandırılması için Türkiye'nin bir anlamda kriterlerini oturtması ve bu kriterlere uygun yol alması gerekiyor.

- Dergi bu noktada bir yol gösterici mi olacak?
- Tam da yeni anayasa konuştuğumuz bir dönemdeyiz. Malum, siyasal alanda bir dönüşüm yaşandı, bunun hukuksal altyapısını oluşturmak gerekiyor. Bu nasıl oluşacak, kriterleri neler olacak? Bunları konuşmamız, tartışmamız gerekiyor. Bu tartışmayı ne tür entelektüel çerçeveyle yürütmemiz gerekir, bunun kriterleri nelerdir? Bizim yapmak istediğimiz, bu sorula cevap aranırken, ciddi anlamda katkı sunmak. Aslında yeni bir dönem var karşımızda, bu yeni dönemin yeni soruları var. Bu yeni soruları, yeni dönemi anlamak, keşfetmek ve bu sorulara cevap bulmak istiyoruz. Çünkü eğer sorularınız sahici değilse sizin üreteceğiniz cevaplar da sahici olmaz.

- Sahici soru sormak neden önemli?
- Uzun yıllar Türkiye'de hem siyasal hem de entelektüel alanda sipariş sorularla yol aldık ve bu sorulara cevap üretmek için beyhude bir uğraş içerisine girdik. Türkiye bir sahicileşme süreci yaşıyor ve bu sürecin merkezinde kendi sorularının peşinden giden elitlerin olması çok kıymetli bir şey. Çünkü sahici sorular sorabilirseniz sahici cevaplara ulaşabilirsiniz.

DERGİLER HâLâ ÖNEMLİ MECRALAR

- Türkiye'de entelektüel tartışmaların fikir dergileri üzerinden yapılması bir gelenektir. SABAH Kitap'ta İbrahim Altay da yazdı ve Cemil Meriç'in dergiyi 'hür tefekkürün kalesi' ilan ettiğini anımsattı. Hâlâ bu kale sağlam mı?
- Evet! Hâlâ dergiler üzerinden çok daha sakin ve derinlikli bir şekilde mesajımızı verme, sorularımızı çoğaltma, cevaplarımızı yaygınlaştırma imkanına sahibiz. Ayrıca dergilerle bir entelektüel silsile oluşturma imkanınız var. Bunun için şu dönemde, bu çabaların daha kıymetli ve iddialı olduğunu düşünüyorum.

YERLİLİK VE MİLLİLİK BURANIN DEĞERLERİNİ ESAS ALMAK DEMEK

- Derginizin ilk sayısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan "Kriterimiz yerlilik ve millilik olmalı" diyor. Tartışılan bir konu bu? Tam olarak yerlilik ve millikten ne anlamalıyız?
- Yerlilik ve millilik meselesini, klasik lokallik ya da evrensellik tartışması içine sıkıştıramayız. Yerlilik ve millilik kendiniz olmanızla, sahici olmakla ilgili bir meseledir. Her şeyden önce, kendi toplumunuzun, ülkenizin, milletinizin çıkarını esas almak, kendi ad ve hesabınıza konuşabilmek demektir. Sizin içine kapanmanız, milliyetçi yaklaşıma savrulmanız değildir, bir şovenizm hiç değildir. Biliyorsunuz Türkiye entelektüel geleneği içerisinde bu damar hep olageldi. Yani yerliliğe ve milliliğe yapılan vurgu hep karşımıza çıktı. Burada iki yaklaşım vardır. Birinci yaklaşım yerliliği ve milliliği, bir tür abartılı bir özgüvenle, kendinde her ne olursa olsun bir milliyetçi üstünlük duygusu olarak gördü. İkincisi ise buralı olmayı, bu toprakların değerlerini savunmayı, bu değerler adına zenginlik üretmeyi esas alan yaklaşımdı. Bu gözden kaçıyor işte. Cumhurbaşkanımızın ısrarla altını çizdiği yerlilik ve millilik ne olursa olsun buranın değerlerini, çıkarlarını esas almak demek aslında. Bu sizin farklı düşünce geleneklerinden, farklı unsurlardan beslenmeyeceğiniz anlamına gelmez. Ki zaten Türkiye, tarihsel ve coğrafi olarak farklı kültürlerden beslenebilen ve zenginleşebilen bir yer. Israrla Batılıların bizi Doğuya hapsetme çabasına, bu zenginliğin üzerinde durarak direnebilen bir noktadayız.