X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER ‘Markete de X-ray’den geçilerek gidilmez. Ama... ’
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

‘Markete de X-ray’den geçilerek gidilmez. Ama... ’

  • Giriş Tarihi: 3.7.2016
‘Markete de X-ray’den geçilerek gidilmez. Ama... ’
‘Markete de X-ray’den geçilerek gidilmez. Ama... ’

Terör Uzmanı Dr. Eray Güçlüer:
Toplum destekli güvenlik anlayışına ihtiyaç var

Terör saldırılarıyla birlikte güvenlik-özgürlük ilişkisinde bir eşik de aşıldı. Herkes gerekirse her yer aransın istiyor. Terör uzmanı Dr. Eray Güçlüer ise "Sürekli fiziksel önlemler alarak terörün önüne geçilemez. Markete de X-ray cihazından geçerek gidilemez. Terörle mücadele akıl ve bilimle olur" diyor

Pazartesi günü hayat olağan akışında ilerlerken İstanbul Atatürk Havalimanı'nda akşam saatlerinde yaşanan vahim terör olayı tüm Türkiye'yi ve dünyayı derinden etkiledi. 44 yurttaşımız bu hain saldırıda yaşamını yitirdi, 238 kişi de yaralandı. Güvenlik güçlerinin erken ve hayatları pahasına yaptıkları müdahale daha büyük kayıpların önüne geçti. Her terör i sonrasında toplum olarak yine sarsıldık. Olay sonrasında daha önceki kitlesel terör eylemlerinde olduğu gibi medya özellikle de sosyal medyada bir kaotik görüntü ortaya çıktı. İtidal çağrıları yapanlar, ölenlerin acısını paylaşanlar, sükûnetli bir şekilde yayın yaparlar elbet vardı. Ama öte yandan patlama görüntülerinin ya da teyit edilmemiş bilgilerin paylaşılması, toplum psikolojisini düşünmeden yapılan paylaşımlar ve yayınlar tepki çekti. Ayrıca bu sefer insanlar çaresizlikten bahsediyordu. Gerçekten çaresiz miydik yoksa toplum olarak kriz anını yönetme konusunda eksikliklerimiz mi vardı? Güvenlik ve özgürlük ilişkisi açısından da zihinlerde bir eşik aşılması ise işin başka bir boyutuydu. "Gerekirse her yere arama cihazları konsun" deniliyor. Acaba her yere X-ray cihazları koymak işi çözer miydi? Kaygılar sorulara dönüştü. Biz de bu soruları Avrasya Stratejik Araştırma Merkezi (ASAM) Terör Uzmanı ve Kemerburgaz Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Eray Güçlüer'e sorduk. Bu tür terör eylemlerini ve bu eylemlere karşı yapmamız gerekenleri konuştuk.
- Terör temelde neyi amaçlar?
- Terör aslında olgunun adı. Birtakım örgütler amaçlarını demokratik ve meşru yollarla gerçekleştiremeyeceklerini bildikleri için şiddet yolunu seçip terörize olurlar, terör örgütü haline gelirler. Bunu yaparken de iki aşamalı bir yöntem kullanırlar. İlk aşama, eylemi gerçekleştirmek. İkinci aşama ise bu eylemle yaratılan şiddet üzerinden topluma, sosyal bütüne, İstanbul'daki vahim olayda olduğu gibi dünya toplumlarına psikolojik mesajlar vermektir. Mesajların iletilmesi için seçilen kitlenin büyüklüğüyle, hedeflerin büyüklüğü arasında bir korelasyon vardır.
- Son zamanlarda terör örgütleri neden sivilleri hedef alıyor?
- Terör örgütünün üzerindeki baskıyla, seçeceği eylem tipi arasında bir korelasyon vardır. Baskı ne kadar fazla ise o oranda büyük ses getiren ama riski az eylem tarzına yönelir ama baskı azsa kendini kahramanlaştırmaya dönük, fiziksel mücadeleye dayanan eylemler yaparlar.
- Hain saldırının faili olarak emareler DAEŞ'i gösteriyor. Bu örgüt neden bu denli baskı altında hissediyor kendini?
- Türkiye devlet olarak hem DAEŞ'e hem de PKK'ya karşı kararlılıkla ve net bir şekilde mücadele veriyor. Bu kararlılık, psikolojik olarak terör örgütlerinde çok ciddi bir baskı yaratıyor. Öyle ki bu baskı onlar üzerinde kırılma yaratacak denli güçlü. Bu baskı da terör örgütlerini ses getirecek eyleme yöneltiyor.

ÖFKE TERÖR ÖRGÜTÜNE YÖNELİYOR

- Türkiye uzun yıllardır terörle mücadele eden bir ülke. Bu tür vahim olaylardan sonra iyi sınav verebiliyor muyuz?
- Geçmişte, terörün ortaya çıkardığı travmanın istismar edilerek kaotik bir ortam yaratılması konusunda çok daha fazla gayret vardı. Ama son larda bu konuda önemli mesafeler alındığını söyleyebilirim. Mesela eylemler sonrası toplumsal öfke artık direkt terör örgütüne yöneliyor. Saldırıda şehit olan üç taksiciden birinin cenazesinde "Ne IŞİD'ten ne PKK'dan korkuyoruz" denildi. Bu, tamamen halkın sesiydi. Bu örnekleri çoğaltabilirim.
- Eylemden sonra TV'de sükûnetten uzak, yayınlar yapıldı. Birtakım insanlar çıkıp saatlerce konuştu. Bunlar ne kadar doğru şeyler?
- Çoğu doğru değil. Elbette yayınlar yapılacak ama bu yayınların olabildiğince soğukkanlı yapılması gerekiyor. Olay mahallinden bilgi veren habercinin beden dili bile çok önemlidir bu konuda. Ama iyi yayın yapan da var yapamayan da. Mesela bugüne kadar olan eylemlerde biz şunu gördük: Eylemlerle birlikte sosyal medyada da eş zamanlı olarak bir algı operasyonu başlıyor.
- Mesela paylaşılan sahte fotoğraflar bu operasyonun parçası mı?
- Pek tabii. Çünkü sahte fotoğraf paylaşmak bilinçli bir harekettir. Ki bu sadece bir örnek. Bu algı operasyonuna bilmeden kapılanlar da oluyor. O insanların da çok dikkatli olması gerekiyor. Ama fotoğrafın bütününe bakınca şunu görmek gerek. Terör eylemini yapan güç ile bu eylemin psikolojik etkisini artırmak için yapılan operasyonu yapan güç aynıdır. Çünkü eylem bazında iş, yarım bırakılmak istenmiyor. Aynı zamanda toplumun bütününe yönelik psikolojik tahribat da artırılmak isteniyor. Düşünün herkes "Aman terör her yerde, sokağa çıkamıyorum, çocuğumu okula göndermeyeceğim" dediği an hayatın akışı durma noktasına gelir. İşte bunu sağlamak için algı operasyonu da yapıyorlar.