X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Allah’ım utandırma, kimsenin günahını almayayım
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Allah’ım utandırma, kimsenin günahını almayayım

  • Giriş Tarihi: 30.10.2016
Allah’ım utandırma, kimsenin günahını almayayım
Allah’ım utandırma, kimsenin günahını almayayım

Müge Anlı tam 10 yıldır ekranda bir adalet savaşçısı gibi çalışıyor. Kayıpları buluyor, ayrı düşenleri kavuşturuyor ve hatta insanın kanını donduran cinayetleri çözüyor... Genç bir ekiple çalışan Anlı, her biri ayrı bir drama sahne olan hayatlara dokunuyor. En son 3.5 yaşındaki Irmak Kupal’ın katili Himmet Öztürk programda yaptıklarını itiraf etti. Müge Anlı soğukkanlılıkla olayların gelişimini canlı yayında yönlendirdi... Bu ilk çözdüğü cinayet değildi, belli ki son da olmayacak

Müge Anlı'nın stüdyosundan çok sayıda katil geçti. Cinayeti işleyenlerin stüdyoya gelmesi neredeyse sıradanlaşıyordu ki, son program olay oldu! atv'de yayınlanan programın reklam arasında Himmet Öztürk, 3.5 yaşındaki Irmak Kupal'ı tecavüz ederek öldürdüğünü itiraf etmişti. Bu olay sadece Türk basınında değil, dünya basınında da yankı uyandırdı. Mirror, The Sun gibi gazetelerde Müge Anlı'nın programı için, "Soruşturma konusunda uzmanlaşmış bir program" yorumları yapıldı. Müge Anlı'nın 10 yıldır ekranda, insanı sevinçten hüzne sürükleyen bir program yaptığını biliyoruz. Ama bir kadın olarak hislerini bilmiyoruz. Anlı bugüne kadar çok az röportaj veren, verdiğinde vakalardan söz etmeyi tercih eden biri. Ama bu kez, programda yaşadıklarının kendisi üzerindeki etkisini konuşmak üzere buluştuk. Uzun zamandır yapmayı istediğim söyleşi için stüdyosuna konuk oldum. Tam da programın bitişine denk gelmiştim. Anladım ki, Müge Anlı'nın işi aslında program bitince başlıyor. Kayıplarını arayanlar, derdini anlatmak isteyenler, hatta ölen çocukları adına hediye getirenler... Neredeyse gerçeküstü bir topluluk... Bir program bitiyor, duygu durumları arasında geçiş töreni başlıyor gibi... Birine sevinirken, diğeri için gözyaşı dökme arasında sadece 10 saniye var! Müge Anlı'nın kendisiyle baş başa kaldığı yer kulisi... Bir taraftan kendi kendisinin psikoloğu da olmuş. "Program sonrası tüm yaşananların etkisinden nasıl kurtuluyorsunuz?" diye hayretler içinde soruyorum. O, soğukkanlılıkla "Bir eğlence programı yapsam, sabahtan öğlene vur patlasın çal oynasın göbek atsam bile içim mutsuzsa, program bitince de mutsuz olmaya devam ederim. Bu da öyle, program bitiyor hayatlarımıza, kendi ruh durumlarımıza dönüyoruz, diğer türlüsü mümkün değil" diyor. Hak veriyorum. Ama yine de ağır bir yük taşıdığını düşünüyorum. İşte Müge Anlı'nın anlattıkları:
- Irmak Kupal'ın katili cinayeti işlediğini size itiraf etti. Ama bu kez stüdyoda küçük bir çocuğa tecavüz edip öldüren bir adam vardı. Neler hissettirdi size bu durum?
- Sanırım en zorlandığım konulardan biriydi ama zaman içinde karşımıza daha başka neler çıkacağını da bilmiyorum... Zorlandım çünkü küçük kızın katili kendini o kadar acındırıyordu ki... "Zavallı adamın üzerine niye bu kadar gidiyorsunuz?" diye mail ve telefon yağıyordu stüdyoya. Kimseye kızamıyorum çünkü "Çok açım" dediği anlarda beni de kandırdı. Büyük bir kumar oynadık aslında... Yıllar içinde stüdyoda kızını öldüren babayla da karşılıklı oturduğum oldu, oğlunun gözleri önünde öldürüldüğünü saklayan anneyle de...
- Alıştınız mı yani?
- Alıştım diyemeyeceğim çünkü alışılası bir durum değil.
- Böylesine büyük ve toplumu da sarsan bir cinayetin failiyle aynı ortamda bulunup öfkenize nasıl hakim olabildiniz?
- O an yapılması gereken kişisel öfke gösterisi değildi. Hedefim önce itiraf ettirmek sonra da minik bebeği nereye gömdüğünü öğrenmekti. Ve o adam sadece iyi davranınca çözülüp konuşan biri... Aksi durumda kilitleniyor, ağzından laf alamıyorsunuz. Günlerdir birlikteydik, onun karakterini az buçuk çözmüştük. Arif Verimli, Rahmi Özkan, Şevki Sözen hepimiz üzerine gittik. Üzerine gidildikçe içine kapandı. Başka bir yol gerekliydi, o yol da güzelikle konuşmaktı. Reklam arası iyi bir fırsat oldu. Aslında her şey bir anda gelişti.
- Bir şeyler hissettiniz yanlış anlamıyorsam...
- Prensip olarak yayın dışında konuklarla görüşmem ama o an içimden bu geçti. Sonrası bildiğiniz gibi... İtiraf etti.
- Canlı yayında cinayet mahalini de gösterdi size... Bu çok ilginç bir deneyim olmalı...
- Sadece yer göstermesi yapmadık aynı anda hem ekibimizi, hem emniyet yetkililerini harita üzerinden gösterdiği üzüm bağına yönlendirmeye çalışıyorduk. Ekibimin ve polislerin o bahsi geçen bağa varmaları 10 dakika bile sürmedi. Onlarca polisin, muhabirimin, kameramanımızın bağın içine doğru nefes nefese koşup minik Irmak'ı aramalarını izlerken gözyaşlarımı tutamadım.
- Bir umut oluyor insanın içinde son ana kadar, değil mi?
- Tabii... Onca gün sonra bebeğimizi sağ bulur muyuz heyecanı vardı herkeste. Zor bir sınavdı. Stüdyoda sadece ben değil tüm ekip öfke ve üzüntüden kıpkırmızı kesilmişti. Herkes gözümün içine bakıyordu. Küçücük bir kıvılcım istenmeyen bir sonuca yol açabilirdi. Şimdi geriye dönüp baktığımda hepimizi kutluyorum. Doğru olanı yaptık. Gerisi adaletin işi...

KIRMIZI LEKELER DÖKTÜM
- Özellikle bu yayından sonra neler yaşadınız? İçinizde nasıl fırtınalar koptu?
- İki gün sadece su içebildim. Sıkıntıdan vücudum kırmızı lekeler döktü. Ama programda sevinçle hüzün kol kola geziyor. Bu yayının hemen ertesinde Gaziantep'te üç gündür kayıp olan iki buçuk yaşındaki kızımızın sağ salim bulunmasına sevindik. Pazartesi akşamı 29 yaşındaki bir genç kızımızın öldürüldüğü ortaya çıktı yine üzüldük. Tıpkı yaşam gibi program da acılar ve sevinçlerle sürüp gidiyor.
- Standart bir program değil yaptığınız. Zaman zaman 24 saat yaşanan bir süreç. Standart bir işin içinde olmayı tercih eder miydiniz?
- Kimse bu programı yapmam için beni zorlamıyor. Halimden memnunum.