X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Hep biz öldürülüyoruz ama terörist hâlâ biziz!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Hep biz öldürülüyoruz ama terörist hâlâ biziz!

  • Giriş Tarihi: 6.11.2016
Hep biz öldürülüyoruz ama terörist hâlâ biziz!
Hep biz öldürülüyoruz ama terörist hâlâ biziz!

Haifa Beseisso Ortadoğulu, Müslüman bir genç kız... Çok iyi İngilizce bilen, kendinden emin, hayata bakış açısıyla hayranlık uyandıran biri. Henüz 25 yaşında ama yaşının iki katı kadar ülke gezdi

Tüm bu gezilerini Fly with Haifa isimli YouTube kanalında yayınlıyor. Bir zamanlar bir televizyon kanalında çalışan Haifa şimdi bir You- Tube fenomeni... 150 bine yakın abonesi var. Avrupa'da ve ABD'de yaptığı seyahatler, tarzı ve üstlendiği misyon büyük ilgi görüyor. New York Times'da, BBC'de defalarca haber oldu... Doğuyla batı arasındaki köprü olarak tanınıyor...
Başörtülü bir Müslüman kızın, kendini ve dinini dünyaya anlatma çabası ilgiyle izleniyor. Biz de iki günlüğüne geldiği İstanbul'da, küçük bir şehir turuna çıktık Haifa ile...
- En başından başlayalım hikayeye... Ailenizden, doğduğunuz yerlerden biraz söz eder misiniz?
- Kök olarak Filistin Gazzeliyim. Büyükbabam ve büyükannem yıllar önce savaş nedeniyle ayrılmış Filistin'den... Onlar çok iyi kalpli insanlardı, bize hiç savaştan, orada yaşadıklarından söz etmediler. Affedici insanlardı... Belki bu nedenle ben de aşırı milliyetçi biçimde büyümedim. Geçen yıla kadar ben de hiç görmemiştim köklerimin uzandığı toprakları... Birleşik Arap Emirlikleri'nde doğdum, büyüdüm ve eğitim aldım. İki pasaportlu biriyim. Her yere ait hissediyorum kendimi. Belli bir ülkeye ait değil... Dünyanın kızı gibiyim!
- Dünyanın kızı güzel bir tanımlamaymış... Anne ve babanızla ilgili neler anlatırsınız?
- Babam küçükken vefat etti. Beş kardeşiz ve annem bizi kendi başına büyüttü. Çok güçlü ve inatçı bir kadındır. YouTube kanalımı kurarken bu inatçı gen çok işime yaradı... Kardeşlerimle hepimiz birbirimizden farklıyız. Üç erkek kardeşim Dubai'de yaşamıyor. Kız kardeşim benden altı yaş küçük ve başörtüsü takmaz. Annem bizi kendi karakterlerimizle varolabilmemiz yönünde eğitti. Zaman zaman garipleşsem de, çılgınlaşsam da beni kabul ettiler.
- Başörtülü olmayı neden tercih ettiniz?
- Küçükken annem beni derslere götürürdü, Kuran'ı ve İslam dinini çok iyi öğrendim. Din eğitimini her zaman sevdim. Oradaki hocamız bize dini bir aşk gibi anlattı ve bu yol beni kendine çekti. Babam hayata gözlerini yumunca, başörtüsü takmamın zamanı geldiğini düşündüm. O gittikten sonra, arkasında iyi bir kız çocuğu bıraktığını hissetsin istedim.

BANA HİÇ ŞANS VERMEDİLER
- Çok iyi İngilize konuşuyorsunuz... Üniversitede ne eğitimi aldınız?
- Dubai'deki bir Amerikan üniversitesinde medya konusunda eğitim aldım. Okulda her zaman sunucu olurdum. Çeşitli sosyal sorumluluk projelerinde yer aldım. Ama üniversite öncesindeki okulumdaki yöneticim, ne zaman yeni bir fikirle ona gitsem beni geri çevirdi. Her zaman bana "Kendini Oprah mı sanıyorsun?" derdi. Şimdi onun karşısına dikilip, "Bak neler yaptım, gördün mü?" demek istiyorum. Üniversitem beni çok destekledi ve fikirlerim için beni heveslendirdi.
- Hevesleriniz sizi bu aşamadan sonra hangi noktaya taşıdı?
- Stajımı bir televizyonda yaptım. Çeşitli programlarda görev aldım ama hayalim kamera önünde olmaktı. Bunun benim gücüm olduğunu düşünüyordum. Ama bana izin vermiyorlardı. Görünüşüm, aksanım belki uygun bulunmuyordu. Ama ben kim olduğumu biliyordum ve kimsenin fikrinin bunu değiştirmesine izin vermeyecektim. Bana üç yıl boyunca ekran önünde hiç şans vermediler. Sonra kendi şansımı yarattım! Televizyonda çalıştığım sürece çok seyahat etmiştim ve o sırada kendi çekimlerimi yapma şansı bulmuştum. Yapımcı, sunucu, yönetmen, kurgucu hepsi bendim. One man show'du bu! Kendi başıma bir şey tasarlamıştım.
- Sınırları zorlamayı seviyorsunuz sanırım... Şansınızı hep kendiniz mi yaratırsınız?
- Hani limonu sıkarsınız ya sonuna kadar, ben de kendimi sonuna kadar sıktım en iyi tadı elde etmek için. Çünkü kimse bana şans vermiyordu. İki yıl boyunca elimdekilerle videolar hazırladım. İşten ayrıldıktan sonra, beş bölümü YouTube'a koydum. Zaten çevremdeki herkesin rüyası dünyayı gezmekti. Çin, Japonya... Londra'ya gittiğimde sokaktaki insanlara "Başörtüm hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye soruyordum. İlk bir yıl sadece beş video yüklemiştim ve başta sadece üç-dört bin takipçim vardı. Sonraki bir buçuk yıl 50 video yükledim ve şu anda 150 bin abonem var. Zaten bir süre sonra ülkelerin turizm ofisleri tarafından davet edilir hale geldim.

Müslaman gençler seslerini dünyaya duyurmalı!
- Dünyayı bu kadar gezip vizyonunuzun bu kadar açılması ama bir yandan da muhafazakâr bir çevrede yaşamak sizin için zor olmalı...

- Seyahat insanın aklını, sizin dediğiniz gibi vizyonunu açıyor. Ama şunu belirtmem gerek bizim dinimiz zorlu kuralları olan bir din değil, insanlar onu zor hale sokmuş. Seyahatlerimde Allah'ı daha iyi anladım ve ona daha çok yaklaştım. Çünkü Allah her şeyi tasarlayan. Her şeyde onu görmek mümkün. Dünyayı onun gözüyle görmek için seyahatler inanılmaz bir fırsat. Ama insanlar sürekli dini kurallara takılıyor. Allah siyah ve beyaz insanı yaratmış, Çinli'yi, Nepalli'yi... Biz onları, onun gözünden sevelim diye. İnsanlar her şeyi kültür diyerek, ülke diyerek, politika diyerek karmakarışık hale getirmişler. Böyle bakacak olursam, ailem çok açık görüşlü. Düşünsenize annem beni hem Kuran kursuna göndermiş, hem de dünyayı gezmem için cesaretlendirmiş... Seyahat ettiğimde kendi değerlerimle birlikte gidiyorum o yere, çünkü onlarla barışığım. Dubai'de içki içmiyorsam, Japonya'da da içmiyorum. Ama seyahat insanı daha derin, daha ruhani yapıyor. Allah'ı her yerde bulma şansını yaşıyorsun.
- Gençler dünyanın dört bir yanında birbirlerine ve farklılıklara karşı daha anlayışlı sanırım. Siz de böyle mi düşünüyorsunuz?
- Kesinlikle. İnternet harika bir şey. Belki biz elimizdeki teknoloji yüzünden göz temasını kaybettik ama birbirimizi daha iyi anlıyoruz. Üstelik bunu internet sayesinde gözlerimizle görüyoruz. Afrika'dan çıkan bir siyahinin sadece sporda değil, tıpta da başarılı olduğunu görüyoruz. Benim gibi bir Müslüman kızın dünyayı özgürce gezebildiğini görüyoruz. Gençler ülke kimlikleri üzerinden "Biz daha iyiyiz" diye düşünmüyor! Bu nedenle Müslaman gençler seslerini dünyaya duyurmalı! Müslamanlar olarak biz hep kurban edildik. Irak'ta yaşananları düşünün. En az 1 milyon yetim, 1 milyon dul var orada. Hep biz öldürülüyoruz ama hep biz terörist diye anılıyoruz. Medya çünkü kahramanlar istiyor, onları göstermek istiyor. Bizim de ayağa kalkmamız ve kahramanlarımızı göstermemiz lazım! İmajımızı, tanıtımımızı yapmak bize düşüyor, kendimizi göstermeliyiz.

Ortadoğulu gençlere ümit olup ırkçılıkla savaşacağım
- Başörtünüz nedeniyle tepkilerle karşılaştığınız oldu mu?

- Hiç olmadı. Çünkü yüzümde bir gülümseme, enerjimle seyahat ediyorum. İnsanlarla ilk tanıştığımda belki önyargıyla bakabiliyorlar ama onlara bir gülümsüyorum her şey değişiyor. Zaten başörtümle dolaşmamın özel bir nedeni de var; dünyaya "Müslümanlar haberlerde gördüğünüz gibi değil" diyorum!
- Bu bir misyon mu oldu?
- Misyonum basmakalıp düşüncelerle ve ırkçılıkla savaşmak! Siyahlara, Müslümanlara, her şeye yönelen ırkçılıkla savaşıyorum! Zaman zaman bazı insanlara Arapça öğretiyorum. Onlara kültürümden söz ediyorum. Nepal'de çektiğim video bence kendimi anlatmak için harika bir örnekti. Çünkü orada Müslüman bir kız vardı; farklı diller konuşabiliyor, eğitimli, sosyal, insanlarla iletişimi iyi, dağdan paraşütle atlıyor, gülümsüyor, dalış yapıyor... Bunların hepsi birer mesajdı. Bunları izleyenler şöyle düşünüyor; başörtülü bir kız eğleniyor, geziyor. Elimdeki ruj, bomba değil! diyordum yani... İtalya'da çektiğim bir video viral oldu. Bir sosyal deney yaptım çünkü orada; caddede insanlara yaklaşıp, "Ben bir Müslümanım ne düşünüyorsun?" diyordum.
- Nasıl tepkiler aldınız?
- Çok güzelsin, harikasın, kız kardeşime benziyorsun gibi tepkiler aldım. Yüzde 100'ü olumlu tepki verdi. Bana çiçekler verdiler, kucakladılar. Londra'da insanlara iltifatlar ettim, onlar da bana hoş geri dönüşler yaptı. Onlara Dubai'deki Müslüman kız arkadaşlarımın yaptığı videoları gösterdim. Kimi dalıyor, kimi tenis oynuyor, kimi makyaj yapıyor... "Biz normaliz!" diyordum orada da. Ya dua ediyorlar ya bombalıyorlar diye biliniyoruz çünkü. Hayır öyle değil! Bazen bu misyonumda çok yalnız olduğumu hissediyorum. Bazen Müslümanlar bile bunu dünyaya anlatmamız gerektiğini anlamıyorlar, "Ne düşünürlerse düşünsünler, umurumuzda değil" diyorlar. Umurumuzda olmaz mı? Niye dünyada en çok nefret edilenler arasında olalım?
- Kötü şeyler de geldi mi başınıza?
- Belki buna şaşıracaksınız ama ben en büyük ırkçılığı Araplar ve Müslümanlardan gördüm. Yurtdışındaki insanlardan değil! Dubai'de bile program yapmak istediğimde başörtümü çıkarmamı isteyenler Arap'tı. Ama Oprah'ın bir yapımcısıyla tanıştım ve başörtülü halimle çok ilgilendi. Biz birbirimizi itiyoruz, uzaklaştırıyoruz! Bunların değişeceğine inanıyorum.
- Bundan sonraki hedefleriniz neler?
- Bundan sonraki videolarımda misyonum Ortadoğu'daki gençlere umut olmak, ırkçılığa karşı savaşıma devam etmek, orada yaşananları dünyaya göstermek olacak. Sonra belki Oprah ile tanışırım ve kendi televizyon şovumu yaparım...

ŞU ANDA ÖNCELİĞİM AŞK DEĞİL
- YouTube fenomeni olmak kolay mı?

- Kesinlikle değil! Birçok YouTuber depresyonda, kaygı içinde... Çünkü bu bir çılgınlık. Her gün, her an kanalın için düşünmek zorundasın. Büyükannem vefat etmişti ama ben duramazdım. Onun vefat ettiği hafta yayınlacak bölümü çekmem gerekiyordu. Onunla ilgili bir şeyler yaptım. Bu tek başına yaptığınız bir iş olduğu için, fikirler sizin, iyi olup olmadığını soracak kimseniz yok! Tek başına çekiyorsunuz, tek başına montajlıyorsunuz. Her gün çalışıyorum bu kanal için. İnsanlar bunun hobi gibi yapılabileceğini sanıyor. Böyle bir şey olamaz!
- Peki ya bu kadar seyahat arasında aşkın yeri nerede?
- Ailemden bazıları kimsenin benimle olmak istemeyeceğini düşünüyor. Çünkü çılgın bir hayat tarzım var, sürekli seyahatteyim. Bazen bu ilginç yaşam tarzım bazı erkeklerin ilgisini çekiyor. Üstelik seçeceğim erkeğin ailemin tarzına uyacağını da sanmıyorum. Kimsenin geldiği ülkeyle ilgilenmiyorum, ailelerin önemsediği birçok şeyi önemsemiyorum bu noktada... Yani farklı bir düşünce tarzım var. Şu anda önceleğim aşk değil. Akışında bıraktım, aşkı bulmak için uğraşmıyorum, eninde sonunda o beni bulur. Ama umarım ailemin tercihleri ve benim tercihlerimin bir dengesini tutturum. Ailem Filistinli ve onlar bu konuda muhafazakar, belli kuralları var. Bunları önemsemiyorum, âşık olmam için karşımdakinin illa bir Filistinli olması gerekmiyor.

En sevdiğim 4 şehir
1
Zanzibar City'e bayıldım. Çünkü ben alışveriş için değil gittiğim ülkelerin enerjisi için geziyorum. Sokakta insanlar dans ediyor, stresleri yok çünkü onlar ada insanı...
2 İtalya'da Floransa'yı çok sevdim. İtalyanlar harika insanlar. Tarih insanı çok etkiliyor.
3 İstanbul'u her zaman seviyorum. Bir sürü seçenek var. Şehir hayatını çok sevmem ama burası harika.
4 Dubai de en sevdiğim yerlerden... Çünkü tıpkı İstanbul'da da olduğu gibi birçok seçenek var orada. Sürekli gelişen bir yer.

TÜRKİYE BİZİM İÇİN BİR UMUT, ÇÜNKÜ YIKILMADI
- Türkiye hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Çok politik biri değilim. Hatta nefret ederim, bence politika büyük bir tiyatro! Ama büyük resmi görebiliyorum. Araplar için Türkiye umut! Çünkü Türkiye yıkılmadı! Burası eskiden borç içindeydi artık değil. Bizim oralardan yani Ortadoğu'dan bakınca, "Bakın Müslüman bir ülke de başarılı oluyor, modern oluyor"un bir simgesi... Çok iyi bir itibarı var Türkiye'nin Ortadoğu'da...

OLMAZSA OLMAZLARIM
Şarjı tam dolu kameram
Başörtüm
Renkli kıyafetlerim
Zaman zaman aynı kıyafetleri giydiğim pelüş maymunum.
Rujum

YAŞADIĞIM 2 BÜYÜK HEYECAN
1- Ürdün'de bir ipin üstünde bir yamaçta yürümek!
2- İşimden istifa etmek!