X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Suriyeli kardeşlerimizin durumu dünya için bir vicdan azabıdır
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Suriyeli kardeşlerimizin durumu dünya için bir vicdan azabıdır

  • Giriş Tarihi: 13.11.2016
Suriyeli kardeşlerimizin durumu dünya için bir vicdan azabıdır
Suriyeli kardeşlerimizin durumu dünya için bir vicdan azabıdır

“Farkından değiliz ama giderek vicdansız bir toplum oluyoruz” diye uyarıyor usta oyuncu Menderes Samancılar. Neden böyle düşünüyor derseniz, Suriyeli mültecilere karşı toplumsal kayıtsızlığın geldiği noktayı gösteriyor. Bunun için Altın Portakal’ını onlara ithaf ettiğini söylüyor

Sinemamızın efsanevi oyuncularından biridir Menderes Samancılar. Bir filmde ya da dizide onu gördüğünüz an sahnenin atmosferi değişir. Tek düze değildir oyunculuğu. Sürprizlidir. Usta oyuncu, genç yönetmen Kıvanç Sezer'in yönettiği Babamın Kanatları filminde (2 Aralık'ta vizyona girecek) yıllar sonra başrol oynayıp ödüller üzerine ödül alıyor. İşçi ölümlerini konu alan filmde, bir ustabaşıyı canlandıran Samancılar, yılların demiyle oynuyor filmde. Bunun için, filmdeki performansıyla Adana Film Festivali'nden sonra Antalya Film Festivali'nde de En İyi Erkek Oyuncu ödülü alması hiç de şaşırtıcı değildi. Lakin Samancılar Antalya'da ödül alırken "Biz kendi acılarımızı biliyoruz ama komşularımız için de üzülüyoruz. Bu ödülü, ülkesi parçalanmış, çocukları kıyılara vurmuş Suriyeli dostlarıma adıyorum" dedi. Dikkatleri Suriyelilere çekti. Antalya sonrası Anadoluhisarı'nda buluştuk. Suriyeli mültecilere karşı toplumsal kayıtsızlık konusunda dolmuştu. Bunun için ödülü Suriyelilere ithaf ettiğini anlattı. Toplumsal ruh halimizle ilgili kaygıları da önemle üzerinde durduğu bir başka meseleydi. Usta "Birbirimiz sevmeyi unuttuk" deyip uyardı: "Bu böyle gitmez bir an önce birbirimize kenetlenmeliyiz."
- Antalya Film Festivali'nde ödül alırken ödülünüzü Suriyelilere ithaf ettiniz. Neydi motivasyonunuz?
- Bir ülke düşünün ki, paramparça edilmiş. Ne sokakları, ne şehirleri kalmış. Anneler ölmüş, çocuklar ölmüş. Bir de uzun süre insanların denizde boğulmalarına tanıklık ettik. Ölümü göze alarak denize açılan insanlar. Nasıl bir çıkışsızlık yaşadıklarını düşünün artık. İnsanın ülkesini terk etmesi, insanlık için utanç vericidir. Çok acı bir şeydir. Açıkçası özellikle Aylan bebeğin kıyıya vurması beni derinden etkiledi. İnsanların dikkatini bu konuya çekmek istedim. Çünkü ülkemizde bize misafir olarak sığınan Suriyeli kardeşlerimize yaklaşım konusunda kaygılarım var.
- Ne tür kaygılar?
- Dışlanmaya, ötekileştirilmeye başlandı kardeşlerimiz. Biraz alıcı gözle bakınca durumun vehametini görüyorsunuz. Dilenciler, trafikte cam silen çocuklar artık Suriyeli. Ve onlar sokakta yanımıza gelince artık eskisi gibi duyarlı yaklaşılmıyor. İnsanlar kovuyorlar yanlarından, azarlıyorlar onları. En iyi ihtimalle de kafalarını çevrilip görmezden geliyorlar. Sanki o insanların, bu vahim durumu kanıksanmış gibi. İşte buna itirazım var. O insanlar yerlerinden, yurtlarından kolayına ayrılmadı, Suriye'deyken belki başka hayatları vardı. Ama işte savaş, hayatlarını paramparça etti ve onlar bugün bizim misafirlerimiz. Bizse onlara karşı duyarlılığımızı yitiriyoruz. Bunu hatırlatmak istedim.
- Nerede yitirildi bu duyarlılık?
- Aslında uzun zaman önce başladı bu çözülme ya da duyarsızlık. Eskiden Mardin'in bir yerinde biri öldüğü zaman ya da Egeli bir ailenin oğlu askerde şehit olunca, bunu Adana'da duyardık. Egeli askere Adana'da ağlanır, Mardin'deki insana da Ege'de ağıtlar yakılırdı. Özellikle 12 Eylül'den önce yaşanan ölümler, acıyı, ölümü kanıksamamıza sebep oldu. Bunun bizi getirdiği nokta da bu işte. Suriyeli kardeşlerimize karşı duyarsız hale geldik. Farkında değiliz ama giderek vicdansız bir toplum olmaya başladık. Toplumun genel yapısında vicdanı bir çözülme yaşıyoruz. Empati duygumuzu yitiriyoruz. Onların gerçeğini anlamak için bir Suriyeli ile empati kurmak yeterli aslında. Ama bunu yapamıyoruz.
- Mülteci meselesine dünya da çözüm üretemiyor.
- Zaten dünyanın genelinde bir vicdansızlık var. Suriyeli kardeşlerimizin durumu, aslında tüm dünya için bir vicdan azabıdır. Ama başka toplumlara ne diyebilirim ki, beni bizim toplumuz ilgilendiriyor. Neticede Suriyeliler bizim komşumuz. Oturup konuşunca komşumuzun acısı bizim de acımızdır diyoruz değil mi?

SEBEP 12 EYLÜL
- Siz bir durum tespiti yapıyorsunuz. Milat 12 Eylül mü?
- 12 Eylül her şeyi böldü. Hiç yaşamadığımız şeyler yaşadık. Kenan Evren yasaları, bize hiç iyi gelmedi. Bugün sancısını çektiğimiz kaosun temeline gidince karşımıza 12 Eylül çıkıyor. Ağır bir süreç yaşadı toplumumuz. Geldiğimiz noktada şunu görüyorum. Biz birbirimizi sevmeyi unutmuşuz. Birbirimizi kaybetmişiz.
- Bulur muyuz?
- Buluruz tabii. Yol çok da uzak değil. Bir an önce birbirimize kenetlenmemiz lazım. Bunu başaramazsak ülkemizin geleceği hiç de iyi gözükmüyor.

BİZİM KUŞAK ÖLÜNCE HER ŞEY YOLUNA GİRECEK
- Biraz karamsar gördüm sizi?
- Şu aralar karamsarım ama umutsuz değilim. Gençlere, çocuklara güveniyorum. Onlar bu ülkeyi düze çıkartacak. Belki benim de içinde bulunduğum kuşak ölünce her şey yoluna girecektir diye düşünüyorum.
- Neden?
- Demek ki onların kafasını karıştırmışız.
- Ne tür bir kafa karışıklığından bahsediyorsunuz?
- Bugünkü ortamda bir sevgisizlik, bir duyarsızlık varsa bunda hepimizin suçu var. Yolda yürürken birbirimizin yüzüne bakmıyoruz. Asansöre binerken, bırakın merhaba demeyi birbirimizi eziyoruz. Trafikte giderken bir adama korna çalıp yol istiyorsun. Sağa çekip duruyor önce belinden silahını çekiyor. Birbirimize selam vermiyoruz. Selamın bittiği yerde sevgisizlik başlar. Peki bu ortam nasıl oluştu, biz bu hale nasıl geldik? Demek ki hepimiz suçluyuz, böyle bakıyorum olaya.

BİR AKIL TUTULMASI YAŞIYORUZ
- Olan bitenin ne kadar farkındayız?
- Bizde bir söz vardır "Ayağını yorganına göre uzat" diye. Biz bunun ölçüsünü ayarlayamayan bir milletiz. Toplumda delice bir savrukluk var. Bir akıl tutulması yaşıyoruz. Mesela kimse borçtan korkmuyor. Adamın aylık maaşı bin 500 lira, elinde 3 bin liralık telefonu var. Ya markette gördüm hazır yumurtalar satılıyor. İki yumurtayı kıramayacak kadar tembel hale mi geldik? İşte bütün bunlar da bir çözülmenin parçaları.
- Eskiden nasıldı?
- Babam at arabacılığı yapardı. Sekiz kardeşiz. Evimize her gün yarım kilo da olsa et girerdi. En büyük zevkimiz sinemaya gitmekti. Bugün her şeyi ihtiyaç diye insanlara dayatıyorlar. Her şeye ne çok ihtiyacımız var! Dizilerde bölüm başı 2 bin lira alan da, 10 bin lira alan da para sıkıntısı çekiyor. Ama o ihtiyaç bildiklerimiz gerçekten ihtiyaç mı orası tartışmalı işte...

HER ŞEYİ DEMOKRATİK ORTAMDA ÇÖZMELİYİZ
- 12 Eylül'ün hâlâ etkisini yaşıyoruz diyorsunuz. 15 Temmuz'da bir darbe girişimiyle karşı karşıya kaldık...
- 15 Temmuz'da ülkemiz içinden çıkılması zor bir cenderenin içine çekildi. Kendi kendine çıkmış sıradan bir olay değil bu. Bu olaydaki dış güçlerin etkisi, onların içerdeki bağlantılarının etkisi neydi şu anda bilemiyoruz. Çünkü 15 Temmuz'un boyutu tam olarak anlaşılamadı. Soruşturma ve yargılama sürecinde her şey ortaya çıkar diye düşünüyorum. Ama koca koca komutanların, paşaların, işadamlarının Fetullah Gülen'e inanmış olmasını da aklım almıyor. Kendi uçaklarımızın, tanklarımızın kendi halkını bombalaması, üzerine yürümesi inanılır gibi değil. Kaç tane insanımız öldü. Bu ülke bunu hak etmedi. Biz her şeyi siyasi ve demokratik ortamlarda çözmeliyiz. Ötesi düşünülemez!

USTALARIM İHSAN YÜCE VE TUNCEL KURTİZ
- Peki kaç filmde rol aldınız?
- Herhalde 110 civarında. Kesin rakamı bilmiyorum.
- Hangileri sizin için unutulmaz?
- Kara Çarşaflı Gelin, Zıkkımın Kökü, 72. Koğuş, Sis'i severim. Orhan Kemal'in eserlerinden uyarlanan filmlerde çok oynadım.
- Seversiniz Orhan Kemal'i diye biliyorum. Hiç yolunuz kesişti mi?
- Yok yetişemedim ona. Yaşar Kemal'e yetiştiğimize dua ediyorum. Çok severdim onu. Allah rahmet eylesin.
- Siz genelde genç yönetmenlerle çalışıyorsunuz son yıllarda...
- Vallahi en son çalıştığım eski kuşak yönetmen Memduh Ün'dü. O da Zıkkımın Kökü filminde. Açıkçası seviyorum gençlerle çalışmayı. Nasıl insan çocuklardan çok şey öğrenebiliyorsa eğer açıksanız, genç yönetmenlerden de çok şey öğreniyorsunuz. Yani onun gençliği senin tecrüben bir araya gelince çok güzel bir yolda yürüyebiliyorsunuz.
- Kıdemli bir oyuncu olarak sinemamızın dününü ve bugününü kıyaslayın desem size?
- Aslında sadece işin teknolojisi değişti. 1975'te Süreyya Duru Kara Çarşaflı Gelin'i çektiğinde 40-45 yaşındaydı. Genç sayılırdı. Duru filminde, ırgatın ağalar tarafından sömürüsünü, insanların ezilmesini anlatıyordu. Bugün Kıvanç Sezer de Babamın Kanatları'nda sömürülen işçileri anlatıyor. Ha şimdi filmlerimiz dünyaya açılıyor. Bir de eskiden negatifle film çekilirdi, en az hata ile çekim yapmak zorundaydınız. Şimdi dijital, istediğin kadar çekebiliyorsun.
- Siz usta bir oyuncusunuz. Peki sizin ustalarınız kimler?
- İhsan Yüce ve Tuncel Kurtiz derim. Çok şey öğrendim ikisinden. Hem mesleğimle hem de hayatla ilgili.