X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Yeşil sahaların antikahramanları
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Yeşil sahaların antikahramanları

  • Giriş Tarihi: 20.11.2016
Yeşil sahaların antikahramanları
Yeşil sahaların antikahramanları

Futbol yıldızları, çocukların en büyük süper kahramanlarıdır aslında. Gerçektir onlar... Milyonların hayallerini onlar gerçeğe dönüştürür. Gelgelelim öyle bazı isimler var ki, bir kahraman tanımına uyduklarını söylemek zor. Evet milyonlarca seveni var, evet çok yetenekliler. Ama gene de asla bir rol model değiller. Tıpkı ısırma huyuyla meşhur süper forvet Luis Suarez gibi. Tıpkı egosu dağları aşan Ibrahimovic gibi... Tıpkı en ilkel içgüdülerle, sahada oyunu minder dışına taşımakta sakınca görmeyen hırçın Diego Costa ya da kazanmak her şeydir diyen Mourinho gibi. İşte size futbol tarihinden üç ahtikahraman portresi...

RONALDO
Pek çok insan ona bakınca, sansasyonel yetenekler ya da biyonik adamı andıran bir fizik değil; kibir, dozu kaçmış bir kazanma hırsı ve sınırsız bir ego görüyor... Geçtiğimiz günlerde kulübü Real Madrid'le sözleşmesini yıllık 23.6 milyon euro'ya beş yıl uzatan ve ömür boyu geçerli bir sponsorluk anlaşması imzalayan Ronaldo, ağzıyla kuş tutsa Messi gibi sempatik kahramanlığa terfi edemiyor. Spor araba koleksiyonu, kaybetme olgunluğundan yoksun tavırları, akıllardaki 'kibir' algısını besliyor. Oysa çocuklara olan samimi sevgisi, hastaların yardımına koşması, bugün olduğu yere gelebilmek için verdiği insanüstü mücadele ve gösterdiği sebat, çok daha fazlasını hak ediyor. Messi ile tarihin en büyük futbol düellolarından birine tutuşan Ronaldo için, oyunun her anı fethedilecek yeni bir kale, kırılacak yeni bir rekor demek. Sıfırdan buralara gelerek tarihe adını şimdiden yazdırmış, bireysel ve takım olarak yaşanabilecek hemen hemen tüm zaferlere ulaşmış bir adamın, 'fanilere özgü' bir egoyla yaşamasını beklemek de biraz hayalcilik sanki.

MARADONA
Gelmiş geçmiş en büyük futbolcu kim?" sorusuna en sık verilen cevaptır onun adı. Sihirbazlık sınırlarını zorlayan yetenekleri sayesinde, Arjantin'e tek başına dünya kupası kazandırmışlığı vardır. Ya da İtalya Serie A'nın en zorlu lig olduğu dönemlerde, Napoli'ye onca çetin rakibin arasında tarihinin ilk şampiyonluklarını yaşatıp bir de Avrupa kupası kazandırmışlığı... Çocuklara, torunlara biraz da hava atılarak anlatılacak bir hatıradır Maradona... En sert fauller ona yapılmıştır. Ama oynadığı zamanın 'esnek kuralları' yüzünden, gaddarca fauller savunmacıların yanına kâr kalmıştır. Gel gelelim birkaç kuşağa ilham veren bu ufak tefek adamın bir rol model olduğunu söylemek de zor. 1994 Dünya Kupası'nda dopingli madde aldığı ortaya çıkan da 1994'de gazetecilere havalı tüfekle ateş ettiği için hapis cezası alan da odur (ceza ertelenmişti)... Uyuşturucu batağına sürüklenen, hatta bir ara aldığı aşırı kiloların da etkisiyle ölümün eşiğine gelen Maradona, ülkesinin milli kahramanı, Napoli halkının en büyük aşkı ama bir yandan da bir anti kahraman olarak tarihe geçmiştir.

TONI SCHUMACHER
Özellikle 80'li yılların en renkli figürlerinden biriydi Toni Schumacher... 1980-86 arasına milli formayla bir Avrupa şampiyonluğu iki de Dünya ikinciliği sığdırdı. O dönem fırtınalar estiren Köln'ün başarılarında kilit isimlerden biriydi. Saçları, uzun dilli ayakkabıları, libero tarzı kaleciliğin ilk numunelerinden olması, karşı karşıya pozisyonlarda kendine has tarzı ve öfkesi ile bir kalecilik ikonuydu aslında o dönemde. Fakat 1982 Dünya Kupası yarı finalinde Fransız Battiston'u ölümün eşiğine getiren o unutulmaz faulü, tüm kariyerinin önüne geçti. Sadece Fransa'da değil kendi ülkesinde dahi kötü adam ilan edildi. Beş yıl sonra kitabında Alman Milli Takımı'nın sırlarını ifşa etmesi ise anavatanında forma giymesini imkânsız kıldı. Afaroz edildi. Soluğu Türkiye'de aldı. Fenerbahçe'de tarihi 103 gollü sezonun kahramanlarından oldu. Defansa attığı fırçalar ekrandan bile duyulurdu. Schumacher hem Köln'de hem de Fenerbahçe'de milyonların kahramanıydı belki. Milli formasıyla çok büyük işlere de imza attı. Ancak öfkeli tarzı ve o meşhur pozisyon, onu gerçek bir kahraman olmaktan alıkoydu.