Türkiye'nin en iyi haber sitesi
İLKER GEZİCİ

Duayen oyuncu Uğur Yücel: Hayat kimseye elem keder bırakmadan geçsin gitsin

"Gençler benden hızlı koşar ama ben kısa yollara hakim olduğum için çözüme daha çabuk varırım. Yaptığınız işler teselli oluyor, bir sözle insanları güldürüyorsunuz. Karşımda kahkaha atanlar varsa, bu bana çok mutluluk verir"" "Ben oyunculukla cebimde dolaşmam. Bilmediğim bir dünya gibidir. Abartmıyorum, beni yakından tanıyanlar bilir. Her role sınav gibi hazırlanıyorum. Star hissiyatı, köhne ve eksik bir karakter belirtisidir" "Kadınların el üstünde tutulması eski bir Anadolu geleneğidir. Hâlâ kadınların sözü söz köyler, kasabalar vardır. Erkek seyirciler kadar, kadınlar da benim EDHO'ya katılmama seviniyor. Daha başlamadan gelen tepkiler beni şaşırtıyor"

Uğur Yücel, rol aldığı ve yönettiği unutulmaz filmlerle sinemamıza adını kazıyan bir usta. 'Arabesk', 'Muhsin Bey', 'Eşkıya', 'Ejder Kapanı' ve 'Benim Dünyam' filmleri; 'Alacakaranlık', 'Hırsız Polis', 'Canım Ailem' ve 'Aramızda Kalsın' dizilerinde hafızalarda unutulmaz bir yer edinen, genç oyuncuların birlikte oynamak için can attığı bir isim. Usta sanatçı, atv'nin efsane dizisi Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz'ın kadrosuna dahil olunca, diziyi hiç izlemeyenler bile "O varsa bakarım" demeye başladı. Biz de 'Urfalı Ağa' karakteriyle izleyici karşına çıkacak Yücel ile bu vesileyle konuşma imkânı bulduk. Yücel her zaman konuşan, röportaj veren biri değil. Ama konuşunca da anlattıklarıyla farklı bir bakış açısı kazandıran, ufuk açan bir mentör. Az sonra okuyacağınız söyleşide de Yücel'in sadece rolüyle ilgili değil, hayata dair görüşleri, kariyer yolculuğuna dair tespitleri ve yeni hedefleriyle ilgili bilgi sahibi olacaksınız. Sizi Yücel ile söyleşimizle baş başa bırakıyorum.
- Uğur Bey hayırlı olsun. Sizi yeniden atv ekranlarında görmek heyecan verici. Öncesinde neler yapıyordunuz, nerede nasıl vakit geçiriyordunuz?
- Teknecilik bitti. Vertigo çıktı ortaya birkaç yıldır. Panik atak ta yokluyor. Bu ikisi yelkenciliğe elveda dedirtti. Arkadaşın teknesiyle şöyle ada turu yapsak inince zehir oluyor. Mecburiyetten terk etmek zorunda kaldığı bir şeyi de özlemiyor insan. Evet bu bir aşkı bitirmek kararlılığı gibi. Geri dönüp özlem duyarsan bitmemiştir. Bu yıl denize bile girmedim. Ama kıyısında olmazsam içim daralıyor. Suyun şiiri, müziği vardır.
- Malum pandemi süreci içindeyiz. İnsanların özüne döndüğü, içsel anlam arayışlarının yaşandığı bu sürecin size öğrettiklerini merak ediyorum.
- Kendiyle içsel arayış sanatla uğraşanların sürekliliğidir. Oradan yaratırsınız. O nedenle yepyeni içsel hislere kapılmadım. Aslında artist pandemik yaratık. Sürekli kapanık. Garip şeyler yaşadım öte yandan. Okumak ve çok film izlemek gibi benimle yan yana yürüyen alışkanlıklarım, bilinmez yarınlar karşısında anlam kaybına uğradı. Çoğu değer, mana kaybına uğradı. Tuhaf bu! Müziğe ve resime daha çok yöneldim. Bu içeriye doğru donanmak yerine dışarıya doğru hareket ettirdi beni. Artık sergi açacak kadar tablom oldu.
- Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz (EDHO) yedi sezondur devam eden bir dizi. EDHO hakkında bilginiz var mıydı?
- Bilgim vardı. Hiç dizi izlemem ben. Bir iki bölüm ara ara bakmıştım. Bazen yeni oyuncuları işaret ederler arkadaşlar izlerim. Kendimi de seyretmem.
Ama dizide oynamam söz konusu olunca didiklemeye başladım.
- Seçici olduğunuzu biliyoruz. Bu dizide rol almak için nasıl ikna oldunuz?
- OOfff seeeç, seeeç, seç... Bittim be kardeşim. Öyle standartlara geldik ki; aaa keşke bunda olsaydım diyecek yerim kalmadı. Filmler de dahil. Hatta bu sözü hayatımda hiç kullanmadım. Kendi işlerime döndüm yine. Fatma dizisinde eğlendim. Hoşca vakit geçirdim. Uysallar daha yayınlanmadı. Onda da sete zevkle gittim. Bir de haydi bir bilgi: Ben öyle oyunculukla cebimde dolaşmam. Bilmediğim bir dünya gibidir. Abartmıyorum yakından tanıyan bilir. Her role sınav gibi hazırlanıyorum. Derttir yani ilk zamanlar benim için. Bir eğlencesini bulursam akar gider. Ben tamamen sahneye dönmüştüm yine pandemiden önce. Sadece kendi filmlerimi çekip gösteri ve tiyatro yapacaktım. Olmadı.

SETTE İLGİDEN UTANIYORUM

- Nasıl bir setle karşılaştınız?
Yeni transferlerle birlikte iyice güçlenen oyuncu kadrosuyla ilgili ne söylemek istersiniz, daha önce birlikte rol aldığınız isimler var mı ekipten?
- Set çok deneyimli ve yılların uyumu var. Senaristlerimizde ilk buluşmamızda karakter hakkında neredeyse aynı şeyleri düşünmüşüz. Eh yaş ve deneyim itibariyle bir abilik, amcalık durumumuz var sette de. Hürmet ediyorlar ama onun dışında çok sıcak bir coşku yaşıyorlar. Kimi oyuncu arkadaşlarım da hissettirdi bunu. Ferahlatıcı bu anlamda. Sevgi saygılarından utanıyorum.
- Sizinle aynı dizide karşılıklı oynamanın heyecanını yaşayanlar var. Tüm işlerinizde bir şeyler öğrenmek için ağzınızın içine bakanlarla bir arada oluyorsunuz. Rol model olmak, işinize nasıl yansıyor?
- Beni en çok sevdikleri, takdir ettikleri yanım onlar kadar çaresiz olmam. Bak ne yapman lazım biliyor musun dememişimdir birilerine, hem yönetirken hem oynarken. Birlikte ne yapabiliriz diye yaklaşmışımdır. Kendimi onun yerine koyup oradan yola çıkmak. Bu elinden tutmak ya da arkasında durmaktır. Ben de dâhil çoğu oyuncu yalnızdır aslında, çaresizdir. Ben oyuncu duruşuyla yaşamam. Öyle bir hissiyatım yoktur. Star hissiyatı köhne ve eksik karakter belirtisidir. Yönetmenlik yaptığım zaman da setin bütün alanlarına dalıp kendimi kaybederim. Böylelikle artist ya da bütün departmanlar senin biçimsiz kulaçlarla su yutarak çimen bir salak değil diplerde soluksuzca çare arayan biri olduğunu görür. O zaman beraber yürüyüp tadını çıkartmak isterler.

HEP KÜÇÜK MUTLULUKLAR ARADIM, BULDUM DA...
- Müzisyen, oyuncu, yazar, yönetmen; birçok kimliğiniz var. Hayatınızda sanatseverlerle sağlam bir bağ kurdunuz. Gönlümüzde ayrı bir yeri olan Muhsin Bey, Eşkıya, Arabesk gibi filmlerde rol aldınız. O günleri nasıl anıyorsunuz? Mutlu musunuz yaptığınız işlerden, bıraktığınız intibadan?
- Mutsuz olduğumu hatırladığım çok az işim oldu. Şanslıyım. Muhsin Bey, Eşkıya, Arabesk... Ne günlerdi. Hep ileride daha büyük mutluluk umuyorsunuz ama esas mutluluklar geçmişte kalıyor. Mutlu diziler de yaptım. Müzikaller, oyunculuklar, sahnede müzikler, gösteriler de... Sanki hiçbir şey yapmamışım gibi. Sevilmek, saygı duyulması biraz mahcubiyet yaratmakla beraber haz veriyor.
- Peki, egoyla nasıl baş ediyorsunuz. Sürekli sevilme ihtiyacı hissediyor musunuz? Hiç psikoloğa gitme ihtiyacınız oldu mu mesela?
- Egomun bende ve başkalarında tahribat yaratıcı güçte olduğunu sanmıyorum. Sürekli seviliyorum zaten.
Ben de sevmesini bilirim. Çoğunlukla danışan değil, danışılan biri oldum psikolojiye gelirsek.
- Mutluluk tanımınızı da merak ediyorum. Nietzsche 'Mutluluk unutabilmektir' der, Uğur Yücel ne der acaba?
- Bakıyorum da özlü sözler etmek konusunda pek zengin değilmişim. Mutluluğa doğru istekli olmakla ona ulaşabilir miyiz acaba? Ben hep küçük mutluluklar arzu ettim, buldum da. Aniden kaybettim üstelik. Demek çabuk kanan biriyim.
- İnsan yaş aldıkça huysuz olur derler. Sizin yaşla aranız nasıl?
- Gençken sustuğunu yaşlıyken bağırarak söylüyorsun sadece. Sesini çıkarırken de huysuz oluyorsun. Ben ihtiyarlamış insanlardan hazetmem. Sebepsiz bir haklılık içinde hissederler kendilerini. Ama kimi yaşlılar -evet "yaşlılar" diye ayırıyorum- zihin tazeliğinden hiçbir şey kaybetmez. İhtiyarlamazlar.

SANATÇI TOPLUM İÇİN BİR ŞEY YAPMAZ, YAPMAMALI

- Son dönemde kadınlara yönelik şiddet haberleri okuyoruz. Ne düşünüyorsunuz kadına şiddet konusunda?
- Ne düşüneyim Allah aşkına ne düşüneyim. Bir gün ülkemde bu kabuslarla yaşayacağım hiç aklıma gelmezdi. Lanetle uyanıp lanetle uyuyoruz şiddet haberlerinden.
- Bir sanatçının topluma rol model olması gerekir mi sizce?
- Hayır, sanatçı toplum için bir şey yapmaz ve yapmamalı. Siz onun yaptıkları ardından koşuyorsanız değerlidir. Tabii ki bu ardından gidenin niteliğine bağlı o ayrı.

KİMSEYE YÜK OLMADAN UYKUDA GİTMEK İSTERİM

- Geriye dönüp baktığınızda dönüm noktası olarak tanımlayacağınız işler var mı?
- Konservatuvara girip, Yıldız Kenter'in Melih Cevdet Anday'ın, Sabahattin Kudret Aksal'ın tedrisatından geçip Haldun Taner hocanın yanında durmak. Ahmet Gülhan, Şener Şen, Ertem Eğilmez ve Yavuz Turgul'un dinleyicisi öğrencisi olmak. Evet konservatuvar diyeyim hayatımın döndüğü yer.
Bu nedenle Büyükada'da Adalar Belediye Konservatuvarı açılmasına ön ayak oluyorum.
- Yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey var mı? Neyin hayalini kuruyorsunuz?
- Yok be bilemiyorum. Babam gibi sessizce kimseye yük olmadan uykuda gitmek, belki ormanların arasında bir su kaynağında, üç beş kişiye yemek pişirmek.
- Bir şov programınız vardı. Yıllar sonra sahneye dönmüştünüz.
Çok da iyi gidiyordu. Ona devam etmeyi düşünüyor musunuz? Neyzen Tevfik'le ya da başka bir oyunla tiyatro sahnesine çıkma arzunuz var mı?
- Neyzen Tevfik'ten şimdilik vazgeçtik. Pandemiden önce "Zorba" hazırlığı yapılıyordu. Şimdi bir prodüktör aldı haklarını galiba yapacağız onunla. İki yılı bulur ama.

MEĞER HERKES BU DİZİYİ İZLİYORMUŞ

- EDHO, erkek ağırlıklı, genel olarak erkek izleyici kitlesine hitap eden bir dizi. Ancak dizide kadınlar el üstünde tutuluyor, kadın karakterlere büyük bir hürmet var. Tabii ki bu durum kadın izleyicilere de pozitif yansıyor. Kadınların önemini hâlâ vurgulamaya çalışıyor olmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Aslında kadınların el üstünde tutulması eski bir Anadolu geleneğidir. Hâlâ kadınların sözü söz köyler, kasabalar vardır. Dizi buna anlam ve değer veriyorsa ne âlâ. Bu arada erkek seyirciler kadar, kadınlar da benim diziye katılmama seviniyorlar. Daha başlamadan gelen tepkiler beni şaşırtıyor.
Yaşam biçimiyle hiç ilgisi olmayan insanlara "EDHO'da başladık" diyorum. Herkes biliyor, hepsi bu diziyi izliyormuş meğer.

URFA'YI, URFALIYI, SOFRASINI VE TÜRKÜLERİNİ ÇOK SEVERİM

- Dizide canlandırdığınız Urfalı Ağa karakterinin yaşam şekli, hayat felsefesi sizinkiyle uyuşuyor mu?
- Urfa'yı, Urfalıyı, sofrasını ve tabii ki türkülerini çok severim. Evimde çiğ köfteye de kebaba da yer vardır. Urfalı dostlar isotumu, salçamı eksik etmezler.
Geçmişim İstanbul, Boğaz çocuğu. Ama Anadoluluyum ben. Doğma büyüme Kuzguncuklu olarak Urfa'ya ilk gittiğimde baterist, müzisyen, tiyatro mezunu, cazcı, rockçı biriydim. Döndüğümde Muhsin Bey filmindeki türküleri hoyratları seslendirdim. Aslında Urfa bana Anadolulu özümü hatırlatmıştı. Son yıllarda Antakya'ya yakalandık. Orası da çok yakın bulduğum dünya. Diyarbakır, Antep, Kars, Rize dağları... Oralarda özüm oturur. Başa dönersek, öyle koyu bir Urfa lehçesi ya da yaşam şekli olmayacaktır şimdliik dizide. Şimdilik esintisi olacaktır.
- Ağaların genelde çağı yakalayamama gibi bir durumları olur.
Gençlerin dilini anlamakta zorlanırlar. Bu karakter de öyle mi?
- Tabii ki bu bir Maho Ağa değil. (Gülüyor) Bunda şimdilik hissettiklerim çok geniş bir algı ve istihbarat gücü var. Bir de müdahale alanı ve çevresi çok geniş. Her alemden, insanların sevdiği saygı duyduğu biri. Kimin evinde ne eksik ne fazla biliyor. Bunlar zekaya delalet. Bilgisayara oturup döküm yapacak, sosyal medyayı takip edecek hızda bir kafa. Çünkü meraklı. Takma adı, "Maho Firik Wesson" olabilir.
Ayrıca Aga denmesi yaşı ve hakimiyetiyle ilgili olsa gerek. Ha Urfa'ya telefon açsa dört otobüs gelir, o ayrı.
- Sizin yeni nesille aranız nasıl? Onların hızına yetişebildiğinizi düşünüyor musunuz?
- Hız konusu göreceli. Gençler benden hızlı koşar ama ben kısa yollara hakim olduğum için çözüme daha çabuk varırım. Şaka... Ben galiba ilk bilgisayar kullanıcılarındanım. Ancak gençlerin hızına yetişmek aklımdan bile geçmez.

ANCAK RENKLİ VAGON OLURUM

- Uğur Yücel'in rol aldığı bir iş her zaman dikkat çeker. Bu farklı bir sorumluluk yüklüyor mu?
- Sorumluluk hissi yok. Dizi oturmuş kendi rayında giden lokomotif. Ben ancak renkli bir vagon olurum eğer karakteri severlerse.
- İzleyici nasıl bir Uğur Yücel izleyecek. Sizi hangi rolde göreceğiz?
- Aga Dayı ismi. Öyle, hem Dayı, hem Aga.
- Urfalı Ağa karakterinin motivasyonu nedir? Masada nasıl bir ağırlığı olacak, neyi kimi savunacak? Sert biri mi?
- Bunlar önceden bilgi olur. Hani spoiler. Öyle derin sırları var da senaristler çok sır vermiyor. Tatlı sözlü, hikâye, anı anlatmayı seviyor ama sert biri. Yaşı deneyimiyle ağzına geleni yüksek sözle söylüyor. Acımasız biri olduğunu sanmıyorum şimdilik. Ama en çok böyle tiplerden korkacaksın.

HAYAT FELSEFEM VİCDANDIR!

- Ne kadar sinirlenseniz de etliye sütlüye çok karışmayan, en azından sosyal medyada henüz lince uğramayan bir sanatçısınız. Bu duruşunuzu korumayı nasıl başarıyorsunuz?
- İki seçenek var. Ya içerdeki tımarhanede yaşayacaksın ya dışarıdaki. Ben sevdiklerime yakın olmak onları üzmemek için dışarıyı tercih ediyorum. Yoksa hep kapanasım var. Bir de bazen yaptığınız işlerle teselli oluyorsunuz. Bir sözle yüzlerini güldürüyorsunuz. Karşımda kahkaha atan insanlar bana çok mutluluk veriyor.
- Hayat felsefenizi en iyi anlatan cümle ne olabilir?
- Felsefem demeyeyim ama, Kelime "Vicdan" olmalı. Tolstoy' un sözü beni hep yaralar; 'Acı duyabiliyorsan, canlısın. Eğer başkalarının da acısını duyabiliyorsan insansın.'

ŞİMDİLİK BELGELENMEK İSTEMİYORUM DAHA GENCİZ

- Çok okuyup izlediğinizi biliyoruz. Hayatınızı değiştiren veya 'Bende derin izler' bıraktı dediğiniz kitap ya da filmler var mı?
- Yazarlar yönetmenler diyeyim; Homeros, Shakespeare, Çehov, Gogol, Gabriel Garcia Marquez. Miguel de Cervantes, Dostoyesky, George Orwell... Fellini, Bergman, Kurosawa, Tarkovsky, Charly Chaplin. Bütün ürünleriyle olmasa da Coppola, Scorcese, Orson Welles, Stanley Kubrick, Hithcock.
- Bir yönetmen olarak sınırsız bütçe ile bir film çekecek olsaydınız kadronuzda yerli veya yabancı kimlerin olmasını isterdiniz?
- Benim bulacağım insanlar. İsimsiz. Kimsenin bilmediği bir mekân ve yepyeni bir dil. Hayattan çekip giderken bana da benzemeyen öncesi ve sonrası olmayan bir hikâye anlatmak. Şimdi düşündüm. Aa dur bir daha düşüneyim.
- Son olarak son dönemde sizin gibi usta isimlerin yaşam hikâyelerini anlatan belgeseller çekiliyor, kitaplar yayınlanıyor. Siz de hayatınıza giren isimlerin sizi anlattığı, sanat hayatınızdaki dönüm noktalarını anlatan bir belgesel ya da kitap da yer almak ister misiniz? Bu yönde bir çalışmanız var mı?
- Yok. Şimdilik belgelenmek istemiyorum. Daha genciz. Anneme bir gün 'Hayatı konuşmuyorsun hiç' demiştim! Minik parmaklarıyla "şık" diye bir işaret yaptı. Hayat mı? Öyle işte! Geçsin gitsin kimseye elem, keder, acı bırakmadan. Anamın babamın göçüşü gibi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA