X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Diyabete dur demek elinizde
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

e dur demek elinizde

  • Giriş Tarihi: 11.11.2013 15:41

Yaşam boyu süren yani şeker hastalığı, kontrol altına alınmadığı takdirde kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği, körlük gibi birçok hastalığa yol açabilmektedir. Toplumda giderek salgın haline gelen diyabet hastalığından korkmak yerine, onu tanımak ve yaşam tarzını yeniden gözden geçirmek en doğru adımdır.

14 Kasım Dünya Diyabet Günü öncesinde Memorial Ataşehir Hastanesi Endokrinoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Erol Bolu, diyabetle yaşam hakkında bilgi verdi.

ÜLKEMİZDE 6.5 MİLYON KİŞİ DİYABETLE MÜCADELE EDİYOR

"Diabetes Mellitus" yani diyabet sıklığı ülkemizde bu yıl itibariyle %16.5'a ulaşmış bulunmaktadır. Bu oranın %7.5'u yeni tanı konulmuş diyabetik hastalardan oluşmaktadır. Buna göre ülkemizdeki muhtemel diyabetik hasta sayısı da 6.5 milyon civarındadır. Diyabet görülme sıklığı 2010'lu yıllarda 10 sene öncesine göre %90 oranında artmıştır.

BU 4 KRİTERE DİKKAT!

Diyabet hastalığı pankreastan salgılanan insülin hormonunun azlığı, yetersizliği ya da etkinliğinin azalması sonucu ortaya çıkan ve kan şekerinin yüksekliği ile seyreden bir hastalıktır. Tanı için açlık kan şekeri önemli bir kriterdir; ama yeterli değildir.

Doğru tanının konulması için şu 4 kritere dikkat edilmelidir:

•Çok su içme, çok idrara çıkma gibi yakınmalar ile birlikte günün herhangi bir zamanında kan şekerinin 200 mg/dl ve üzerinde olması
•Açlık kan şekerinin (en az 8 saat açlığı takiben) 126 mg/dl üzerinde olması
•75 gr. glukoz yükleme testinde 2. saat kan şekerinin 200 mg/dl ve üzerinde olması
•A1c değerinin %6.5 üzerinde olması

HİÇBİR BELİRTİ VERMEYEBİLİR

Diyabetik hastalarda en çok rastlanan belirtiler çok su içme, sık idrara çıkma, çok yemek yeme veya iştahsızlık, halsizlik, çabuk yorulma, ağız kuruluğu, gece idrara çıkmadır. Ayrıca bulanık görme, açıklanamayan kilo kaybı, inatçı enfeksiyonlar, tekrarlayan mantar enfeksiyonları, kaşıntı hastayı ve hekimi uyarması gereken yakınmalar da olabilmektedir. Son yıllarda hiçbir yakınması olmadan ve taramalar sırasında yakalanan olguların sayısı da giderek artmaktadır.

HANGİ TÜR DİYABETSİNİZ?

•Tip 1 Diyabet öncelikle kan şekerimizi kontrol eden hormonlardan insülin isimli hormonun yetersizliği veya etkisizliği temelinde gelişmektedir. Bu hastalar ani başlangıçlı ve genellikle acil kliniklerine başvurulduğunda tanınırlar. Çok su içme, çok idrara çıkma ve istemediği halde hızlı kilo verme yakınmaları olan ve bu yakınmaları kısa bir süredir olan kişilerdir.

•Tip 2 Diyabet dediğimiz olgular ise; insülin hormonuna duyarsızlığın olduğu ve insülin yetmezliğinden önceki dönemlerde uzun bir süre insülin fazlalığı olan olgulardır. Ayrıca kan şekerinin kontrolünde etkili olan diğer hormonların düzensiz salınımları ile ortaya çıkan diyabet tabloları da vardır. Bu tabloları iyi tanımak tedaviyi daha iyi yönlendirmemize yardımcı olmaktadır.

RİSK FAKTÖRLERİNİ BİLİN VE KORUNUN

Obez veya kilolu olan kişilerde, 45 yaşından itibaren 3 yılda bir tercihen diyabet taraması yapılmalıdır.

•Yakın akrabalarında diyabet olanlar
•Gebelikte diyabet gelişen veya iri bebek doğuran kadınlar
•Hareketsiz ve yüksek kalorili dengesiz beslenenler,
•Polikistik Over Sendromu olanlar,
•İnsülin direnci ile ilgili klinik hastalığı veya bulguları bulunan kişiler,
•Kalp ve damar hastalıkları bulunanlar,
•Düşük doğum tartılı doğan kişiler,
•Şizofreni hastaları ve bazı ilaçları kullanan kişiler
•Kan yağlarında bozukluk olanlar,
•Hipertansiyonu olanlar.

YAŞAM ŞEKLİNİZİ DEĞİŞTİRİN

Diyabet için söylenecek en doğru söz "ilerleyici ve henüz tam şifası olmadığıdır". Doğru beslenme ve egzersizi kapsayan bir yaşam değişikliği ise tedavinin ilk ve en öncelikli basamağıdır. Bunun yanı sıra hekimin, hastayı iyi tanıması ve ona göre en uygun yöntem ne ise o tedaviyi uygulaması önemlidir. Tip1 Diyabet tedavisi içinse olmazsa olmaz ilaç insulindir. Tip 2 Diyabet tedavisinde ise tedavinin ilk basamağından itibaren olmazsa olmaz metformin isimli ilaçtır. Beslenmenin düzenlenmesi tedavi süreciyle birlikte yürütülmelidir. Hastaların "beslenmeme dikkat ediyorum bu bana yeter" şeklinde yanlış bir inanışa da saplanmamaları gerekir.