Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Lohusalık depresyonundan kurtulmanın yolları

Giriş Tarihi: 11.3.2014 12:31 Güncelleme Tarihi: 11.3.2014 12:32

Lohusalık; doğumla başlayan, tıbben ilk altı haftalık dönemi ifade eden, gebelikte meydana gelen değişikliklerin yavaşça ortadan kaybolduğu zaman dilimidir. Ancak tam olarak eski hale dönme kadın için emzirmeyi bıraktığı güne kadar sürer.

Bu dönemde kadında bedensel ve ruhsal bazı değişiklikler olur. Lohusaların yarısından çoğunda lohusalık melankolisi, hüznü ya da üzüntüsü (baby blues) adı verilen, doğumdan sonraki birkaç günde başlayıp, birkaç haftada kendiliğinden kaybolan endişeli dönem yaşarlar. Her sağlıklı gebe doğum sonrasında bu endişeli dönemi geçirebilir.

Florence Nightingale Hastanesi'nden Yard.Doç.Dr. Herman İŞÇİ, lohusalık döneminde yirmiye yakın psikiyatrik sendrom görüldüğünü belirtti. Bunlardan sık rastlananlar ise lohusalık depresyonu, lohusalık psikozu, libido kaybı, lohusa paniği ve bebeğin reddidir.

Üzüntü, kaygı dönemi eğer bir aydan uzun sürer ve anne bebeğin ihtiyaçlarını yerine getirmekte dahi zorlanırsa lohusalık depresyonundan bahsedilebilir.

Lohusalık üzüntüsü ve depresyonu, bebeğin doğumuyla başlayan ve birden bire ortaya çıkan, daha ağır bulgularla seyreden lohusalık psikozuyla da karıştırılmamalıdır.

EN ÇOK KİMLERDE GÖRÜLÜR?

Lohusalık üzüntüsü herkeste görülebilir. Ağır formlar (lohusalık depresyonu ve psikozu) için risk faktörlerinin başında eş veya yakın akraba ilgisizliği ön plandadır. Ayrıca:

-Kadında gebelik öncesi var olan ve farkına varılamayan psikolojik sorunların olması,
-Eşin psikolojik sorunları olması,
-Eşin çalışmıyor olması,
-Düşük eğitim seviyesi,
-Küçük anne yaşı,
-Ekonomik sorunlar,
-Aile içi şiddet,
-İstenmeyen veya planlanmamış gebelikler,
-Evli olmama,
-Gebelik sırasında bebekle veya anneyle ilgili tıbbi ve/veya ruhsal sorunlar, endişeler yaşanmış olması,
-Tedavi ile elde edilmiş gebelik,
-Bebeğin erken doğması,
-Zor ve zahmetli doğumlar,
-Bebeğin doğmasıyla evliliğin olumsuz etkilendiği düşüncesi,
-Bebeğin kronik hastalığının olması,
-İyileşmesi uzun süren dikişler, meme enfeksiyonları gibi ağrılı lohusalık sorunları,
-Uykusuzluk,
-İlk doğumdaki acemilik sayılabilir.

GENETİK FAKTÖRLERİN ETKİSİ VAR MIDIR?

Genetik faktörlerin etkisi olabilir. Ancak bazı psikolojik sorunlarda ailedeki bireylerin rol modelliği de bilinen bir gerçektir. Genetik yatkınlık, öğrenilmiş davranış biçimleri, sosyal çevre olumsuzlukları ve hormonal değişikliklerin bir araya gelmesi tabloyu ortaya çıkarmaktadır.

Doğum öncesinde veya doğum sırasında depresyon yaşamış olmak, ailede depresyon ve/veya lohusalık depresyonu öyküsü olması, lohusada depresyon görülme sıklığında artışa neden olur. Daha önceden geçirilmiş lohusalık depresyonu öyküsü olan bir kadının önümüzdeki 5 yıl içerisinde yeni bir depresyon atağı geçirme sıklığı iki kat artar. Gebelik depresyonu geçiren kadınların da lohusalık dönemlerinde depresyon görülme ihtimali 6 kat artmıştır.

Lohusalık üzüntüsünde; endişeli ruh hali, panik, her şeye yetişememe duygusu ön plandadır. Ancak anne her halükarda bebeğin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktadır ve bebeğe ilgisinde azalma söz konusu değildir.

Lohusalık depresyonunda ise annenin bebeğinin ihtiyaçlarını karşılamakta isteksiz ve yetersiz olduğunu görüyoruz. Çok uzamış veya sık tekrarlayan lohusalık üzüntüsüne dikkat edilmelidir. Yapılacak bir psikiyatrik muayene sonrasında lohusalık depresyonu tanısı konulabilir.

-Halsizlik, bitkinlik,
-Hayattan zevk alamama, aile ve arkadaşlardan uzak durma
-Odaklanma güçlüğü, bellek zayıflığı
-Uykusuzluk veya aşırı uykuya meyil
-İştahsızlık, iştah sapması, aşırı yemek
-Kaynağı bilinmeyen üzüntü, boşluk duygusu veya aşırı duyarsızlık,
-Huzursuzluk, gerginlik hali,
-Ağlama nöbetleri,
-Kendisinin sevilmediğini düşünme,
-Bebeğe karşı ilgisizlik,
-Bebeğe zarar verme korkusu ve suçluluk duygusu,
-Zaman zaman tekrarlayan intiharı düşünme lohusalık depresyonu belirtileridir.

Semptomlar akşamları daha belirgin olabilmektedir. Lohusalık psikozunda ise reel yaşamdan kopma vardır. Aşırı duygusal cevaplar, uçlar arasında kaymalar, düşüncelerde uçuşmalar, halüsinasyonlar, kendisine ve çevresine zarar vermeye neden olacak davranışlar gözlenebilir.

LOHUSALIK SENDROMUNUN GİDEBİLECEĞİ EN KÖTÜ NOKTA NEDİR?

Lohusalık üzüntüsü kendiliğinden düzelir.
Lohusalık depresyonu genelde tıbbi yardımla yüzde yüze yakın düzelir.
Lohusalık psikozu önemlidir. Kısa zamanda yakınları tarafından fark edilmez ve tıbbi destek başlatılmaz ise kişi öncelikle kendine ve yakın çevresine, çok nadiren de bebeğine zarar verebilir.
Lohusalıkta görülen ruhsal sendromlar bazen iç içe geçebilir. Hafif bir lohusalık depresyonunda ağır bebek reddi görülebilir. Çevresindeki kişilere, ibadet yerlerine bebeği terk etme, onu dövme, ısırma, boğmaya kalkma, yakma, aç ve susuz bırakma, hatta çok nadiren öldürmeye rastlanılabilir.

TOPLUMDA GÖRÜLME ORANI NASILDIR?

Lohusalık üzüntüsü lohusaların % 50-70'inde görülür.
Lohusalık depresyonu görülme olasılığı % 10-20 civarıdır.
Bebeğin reddi, bebeğe hafif zararlar verme, lohusalık paniği % 1 civarında görülür.
Lohusalık psikozu ise binde 1'den az görülür.
İntihar çok nadir, infatisit (bebek öldürme) ise çok daha nadir görülür.

EŞLERE VE AİLE BİREYLERİNE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?

Lohusalık sendromlarının yarıya yakını tanı almamakta ve bu nedenle tedavi edilmemektedir. Annenin kötüleşen ruh halinin bebeğin doğumuyla başladığını düşünmesi nedeniyle bebeğiyle iletişim kurmasında güçlüğe, ileride bu çocuklarda davranışsal ve bilişsel gelişimde olumsuz etkilere yol açabilmektedir. Bu nedenle her gebenin düzenli gebelik takiplerine gittiği doktoru tarafından doğum sonrası depresyon risk faktörleri açısından değerlendirilmesi erken tanı ile tedaviye başlanmasında yardımcı olabilir.

Lohusalık üzüntüsünde çevre desteği, özellikle eş desteği çok önemlidir. Lohusanın endişeden kurtulmasının en önemli yolu kendisinin emniyette olduğunun hissettirilmesidir. Yalnız olmadığını, her sıkıntısında eşinin ve sosyal çevresinin yanında olacağını bilmek lohusayı çok rahatlatır. Eşin görevi bu dönemde sabırla her yardım isteğine koşmaktır.

Bu dönemde annenin bebek emzirme dışında bir işe bakmaması sağlanmalıdır. Bebeğin altının değiştirilmesi, banyosu, uyutulması gibi emzirme haricindeki bebeğe ait diğer işlerde ailenin bir büyük ablası yardımcı olmalıdır. Her ağlamada lohusa uyanmamalıdır. Ufak tefek mırıldanmalarda diğer aile bireyleri bebekle ilgilenirse annenin uyanma sıklığı azalır. Gerçek acıkmalarda bebek susmayacağı için o zaman anne emzirmeye başlamalı ve sadece bu işle meşgul olmalıdır. Bebekle ilgilenen güvenilir bir ablanın varlığı annenin " bebeğim iyi mi" endişesiyle sık sık uyanmasını önler.

Bebeğin göbeği düştükten sonra bebekle yürüyüşlere çıkmak, evde ya da dışarıda arkadaşlarla buluşmak sıkıntıları azaltır. Deneyimli annelerle sohbet etmek, hatta internette anne bloglarında dolaşmak yararlı olacaktır. Lohusanın bebeği haricinde kendine de zaman ayırması sağlanmalıdır.

Bu tedbirlerle düzelmeyen, düzelip inatla tekrarlayan endişe hallerinde bir tıbbi yardım almak doğru olur. Lohusalık depresyonunda basit psikoterapiler yararlı olur. Nadiren ilaç kullanmak gerekir.

İç içe geçmiş psikotik durumlarda tedavi kolay değildir. Lohusayı hastaneye yatırmak, emzirmeyi kesmek gerekebilir. İlaç tedavilerinden başka daha hızlı etki eden elektroşok tedavileri de kullanılabilir.

Psikiyatrik sorunlar altta yatan tablonun ciddiyetiyle orantılı olarak ağrılaşabilirler. Nüks ihtimalleri de altta yatan hastalığa bağlıdır. Lohusalık sendromları her lohusalıkta tekrarlayabileceği gibi, ağırlıkları çok ya da az olabilir. Daha önce lohusalık sendromları görülmüş hastaların gebelik ve lohusalık dönemleri yakından takip edilmeli, sosyal çevresi uyarılmalıdır.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Lohusalık depresyonundan kurtulmanın yolları
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz