X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Cildin su kaybetmesine izin vermeyin
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Cildin su kaybetmesine izin vermeyin

  • Giriş Tarihi: 6.7.2014

Susuz kalan cilt kurur, incelir ve zamanla sarkık bir görünüme bürünür. Susuzluk sadece cildi değil, tüm hücreleri hasara uğratır. Vücudunuzun su kaybetmesini engelleyerek, tam kapasite ile çalışan, parlak ve sağlıklı bir cilde sahip olabilirsiniz

Sağlıklı bir cilt temiz, pürüzsüz ve güzeldir. Bu amaca ulaştığınızda başka bir hedef daha ortaya çıkar: Cildin savunucularını güçlü tutmak. Vücudunuzun koruyucu zarfı olan deriniz, içeriden ve dışarıdan sürekli saldırıya uğrar. Toksik kimyasallar, kirlilik, güneş ışığındaki ultraviyole ışınlar, enflamasyona neden olan maddeler ve atmosferdeki serbest radikaller cilt yüzeyine dışarıdan saldırır. Doğal enzim reaksiyonları, enflamasyona verilen tepkiler ve cilt içerisinde oluşan serbest radikaller ise cilde içeriden hasar verir. Sizin göreviniz ise; gece-gündüz, içeriden ve dışarıdan, sürekli bakım yapmak ve onarmaktır. Su prensibi, sadece günde dört, sekiz ya da on iki bardak su içmekle ilgili değildir. Ben, suyu hücre içerisine alarak orada tutmaktan ve böylece vücudunuzdaki trilyonlarca hücreden her birinin tam kapasite ile çalışmasını sağlamaktan söz ediyorum.

YAŞLANDIKÇA AZALIYOR

Oksijen ve su, ihtiyacınız olan en önemli maddelerdendir. Doğum anında vücut ağırlığımızın yüzde 75'ini su oluşturur ancak zamanla hücrelerimiz su tutma kabiliyetini yitirir. Ortalama olarak, bir yetişkinin vücudundaki su oranı yüzde 60'tır. Doğuma oranla vücut suyundaki yüzde 15'lik bir azalma çok büyük gibi görünmese de, bir bebek ve yetmiş yaşındaki bir yetişkinin yanaklarını karşılaştırdığımızda bu farkın ne denli büyük olduğunu görebiliriz. Deri, vücudun görünebilen en büyük organıdır ve su kaybı da dahil olmak üzere vücutta meydana gelen yaşlanma sürecini yansıtır. Kuru, ince ve sarkık bir cilt gördüğümde problemin orada bitmediğini bilirim. Bu bana, hasar görmüş susuz kalmış hücre ve lifler ve hepsinin içine gömülü bulunduğu jölemsi maddede oluşan hasarın; kalp, kaslar, karaciğer, damar duvarları ve eklemlerde de aynı şekilde mevcut olduğunu gösterir. Vücuttaki bütün hücrelerin arasında ayrı ayrı bağlantı vardır. Bu sebeple eğer epidermiste su kaybı söz konusu ise; buradaki hücreler kaybettiği suyu başka yerlerden bulmaya çalışacaktır. Kaybettiği suyu hücreler arasında dolaşan sıvıdan, komşu bir hücreden ya da altında bulunan dermisten, daha sonra dokular ya da diğer organlara ait hücrelerden elde etmeye çalışılacaktır.

CİLDİNİZİ TEST EDİN

Bir hastanın susuz kalıp kalmadığını tespit etmenin en çabuk yolunun, elinin üzerindeki deriyi çimdiklemek ya da deriyi tutarak, çekip bırakmak olduğunu öğrenmiştim. Eğer deri anında eski haline dönmezse, hastanın daha çok sıvıya ihtiyacı var demektir. Bu test genç yetişkinlerin çoğunda işe yarasa da yaşlılarda, öyle olmadığı halde sanki ciltleri susuz kalmış gibi tepki verir. Bu kısa süreli ve kolay test, nemsiz bir ciltte bir saniye, nemsiz ve aynı zamanda güneşe maruz kalmış bir ciltte çok daha uzun süre, çıkıntı oluşturacak şekilde kalıcılık gösterebilir. Yaşlıların cildi uzun zaman önce su tutma kabiliyetini yitirir ve cilde esnekliğini veren yapılar ise; onarılamayacak şekilde hasar görmüş olur. Siz, su kaybetmeye bir son verebilirsiniz. Hayati önem taşıyan güçlü bir bariyer oluşturabilir, böylece sadece genç bir görünüme sahip olmakla kalmaz, aynı zamanda su kaybına karşı kendini koruyan ve tam kapasite ile çalışan bir cilde sahip olabilirsiniz.

YETERLİ SU KAYNAĞI OLMADIĞINDA DERİ HÜCRELERİ PARÇALANIR
Su, her canlı için hayati bir role sahiptir. Ayrıca kana hacim verir ve dokulara nüfuz etmesini kolaylaştırır. Bunu cildinizde daha net görebilirsiniz. Yeterli su kaynağı olmadığında deri hücreleri parçalanır. Deriyi destekleyen yapılar sertleşir ve esnekliğini kaybeder. Cilt tabakaları incelir ve düzleşir. Damar duvarları kırılgan ve delikli bir hale gelerek, eski borular gibi su sızdırır. Besinler dağıtılamaz ve atık maddeler dışarı atılamaz. Su kaybı ne kadar çok olursa, kırılganlık ve bariyerin delinebilmesi olasılığı o kadar fazla olacaktır. Bu güçsüzleşme daha da çok su kaybına yol açacak, yıkıcı ve kendi kendini sürdüren döngü harekete geçecektir.