X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Reflüye karşı her lokmayı en az 10 kez çiğneyin!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Reflüye karşı her lokmayı en az 10 kez çiğneyin!

  • Giriş Tarihi: 19.1.2015
Reflüye karşı her lokmayı en az 10 kez çiğneyin!
Reflüye karşı her lokmayı en az 10 kez çiğneyin!

Reflü hastalarının düşük şekerli bir diyet uygulamaları, yağlı ve baharatlı yiyeceklerden uzak durmaları gerekiyor. Yiyecekleri yavaş yavaş yemeleri ve ağızlarına attıkları her lokmayı da en az 10 kere çiğnemeleri çok önemli

Medicana Çamlıca Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Alp Gürkan reflü hastalığı hakkında bilgi verdi:
Mide reflüsü olarak bilinen gastro-özefageal reflü hastalığı; mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması ile oluşur. Mide içeriği, belirgin derecede asittir. Aynı zamanda, mide içeriğinde hemen her zaman safra ve pankreas sıvıları da bulunur. Alkali özellikli olan safra ve pankreas sıvıları da mide asidi gibi yemek borusunun tahrişine neden olabilir. Reflü hastalığı, asitli ve/veya safralı mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun kendini asitten ve/veya safralı mide içeriğinden koruyamaması nedeniyle oluşur. Yemek borusunu bu sıvıların tahriş edici etkisinden iki temel yolla korunulur:
1. Yemek borusunun kendisinin temizlenme mekanizması: Yemek borusunun mideye doğru olan normal hareketleri, tükrük salgısının alkali olması; mideden yemek borusuna gelen sıvıların tahriş edici etkisini azaltıyor.
2. Mide sıvısının yemek borusuna çıkmasını engelleyen kas yapısı: Yemek borusunun alt kısmıyla mide girişindeki kaslar özel bir yapı oluşturarak burada bir valv mekanizması yaratıyor. Yemek yediğimiz sırada lokma geçerken açılan bu mekanizma normal hallerde mide içeriğinin yukarı çıkmasına çok kısa süreliğine izin veriyor.
Ülkemizde reflü hastalığı oldukça yaygın; erişkinlerin yaklaşık yüzde 20'sinde reflü görülüyor. Yutma borusuna gıdalarla birlikte mide asitinin geri dönüşü ile birlikte patolojik olaylar başlıyor. Mide duvarı, asite dirençli tip mukozaya yani bir örtüye sahipken, yutma borusunun ince ve narin örtüsü (mukozası) asite karşı dirençli değil. Hassas olan yutma borusu dokusu, asitle karşılaştığında hasar görmeye başlıyor. Bu hasarın ve reflünün şiddetine göre yakınmalar değişiyor. Reflü hastalığının çok değişik belirtileri olmasına karşın en sık karşılaşılan bulguları; göğüs kafesi arkasında yanma ve kuru öksürüktür. Bu nedenle ilk tanı öncelikle kulak-burun-boğaz uzmanlarınca saptanıyor. Ses kısıklığı veya yutma güçlüğü görülüyor. Yine hastalar çoğu zaman ağıza acı su gelmesinden yakınıyorlar.
Midenin iç tabakasının asit veya aşırı alkali yapıda tahriş edici maddelere karşı dayanıklı olmasına karşın, yemek borusunun iç tabakası bunlara çok duyarlıdır. Zaten yakınmaların büyük bir kısmı bu iç tabakanın tahrişine bağlıdır. Yakınmaların yanında bu tahrişe bağlı olarak, yemek borusunda ülserler ve bunlara bağlı kanamalar olabiliyor. Tedavi edilmeyen hastalarda zaman içinde yemek borusunda darlık gelişmesi ve daha önemlisi reflüye bağlı kanser gelişmesi söz konusu. Reflünün tedavisiz uzun süre devam etmesine bağlı olarak yemek borusunun iç yapısını örten hücrelerde değişimler başlayabiliyor.
Tedavide mide asidini kontrol altına alacak ya da salgısını azaltacak ilaçlar kullanılıyor. Böylece yemek borusuna kaçan asit miktarı azaltılıyor

CERRAHİ YÖNTEMLER

Alınan önlemlere ve ilaçlara rağmen hastalık kontrol altına alınamıyorsa; cerrahi olarak anti-reflü yöntemlerinden birisi uygulanıyor. Ameliyatla büyük oranda başarı sağlanıyor ve reflü şikayeti tamamen ortadan kalkıyor. Bu ameliyatta, valv mekanizması düzeltildiği için mide sıvısının yemek borusuna geçmesi engellenmiş oluyor.
Günümüzde en sık uygulanan yöntem; kapalı yapılan Nissen Fundiplikasyonu veya onun modifikasyonlarıdır. Bu yöntemle, yanma ve ağza su gelmesi şikayetleri yüzde 90'a varan oranda engellenebiliyor. Ancak bu tedaviyi yapacak hekimin mutlaka bu konuda deneyimli olması gerekiyor. Ameliyatlarla başarılı sonuçlar alınmakla birlikte hastalarda ameliyat sonrası yutma zorluğu, geğirememe, kusamama ve gaz çıkarma gibi şikayetler olabiliyor.

10 KİLO VEREN HASTALARIN REFLÜ ŞİKAYETLERİ KAYBOLUYOR
Yemek yedikten hemen sonra yatmayın. Yatmak için en az üç saat geçmesini bekleyin. Çünkü mide asit miktarı yatarken çoktur. Yattığınızda ise baş ve boyun bölgenizi yukarıya koyun. Yatarken mümkünse sol yana doğru yatın.
Asitli ve gazlı içeceklerden, alkol (özellikle fermante olanlardan), kahve, kızartmalar, yağlı, soslu, mayonezli kremalı, acı ve baharatlı yiyeceklerden, çikolata, soğan, sarımsak gibi besinlerden uzak durun.
Düşük şekerli bir diyet olan taş devri diyetini uygulayan kişilerin büyük bir bölümünde reflü birkaç gün içinde kendiliğinden kayboluyor.
Aspirin ya da ağrı kesici ilaçların mümkün olduğunca az kullanılması gerekiyor.
Sigarayı mutlaka bırakın.
Az ama sık yemek yiyin. Midenizi şişirmeyin. Yavaş ve bol çiğneyerek yiyin. Her lokmadan sonra çatalı bırakın ve her lokmayı en az 10 kez çiğneyin.
İdeal kilonuzda olun. Bazı kilolu hastaların tüm reflü şikayetleri, 10-15 kilo verdiklerinde kayboluyor.
Kemeri çok fazla sıkmayın, dar giysilerden kaçının.
Çok fazla güç gerektirecek işlerden uzak durun.

ENDOSKOPİK TEDAVİNİN UZUN SÜRELİ SONUÇLARI BİLİNMİYOR
Günümüzde reflü hastalığı tedavisinde kullanılan en etkili ilaçlar, proton pompası inhibitörü (PPİ) denilen ilaçlardır. Son zamanlarda popüler olan bir diğer ilaç grubu da alginik asit içeren ilaçlardır. Son yıllarda reflü hastalarında ilaç tedavisi ve cerrahi dışında bir tedavi yöntemi olarak endoskopik tedaviler uygulanıyor. Bu yöntemlerde amaç; cerrahidekine benzer şekilde yemek borusu ile midenin birleştiği alanı sıkılaştırmak ve mide içeriğinin yemek borusuna kaçışını engellemek. Ancak bu tedavi yöntemleri yeni olduğu için uzun süreli sonuçları bilinmiyor. Bu nedenle her hastaya önerilmiyor.

YEMEK SONRASI BEBEĞİN BAŞI 25 DERECE YUKARIDA TUTULMALI
2-3 aylık bebeklerin yarısından fazlasında reflü görülür. Bebek büyüdükçe ve valv mekanizmasını oluşturan yapılar geliştikçe, reflü belirtileri yok olur. 12-18 ay sonunda nadiren devam eder. Ancak, aşağıdaki sorunlar oluşur veya devam ederse tedaviye başlanmalı:
Beslenme yetersizliğine bağlı gelişme geriliği
Hırıltılı solunum, astım veya sık akciğer hastalığı
Yemek borusunda hasara bağlı kan kaybı sonucu kansızlık
Tekrarlayan kulak ve sinüs enfeksiyonları
Bebeklerdeki tedavi yöntemleri; ameliyat dahil erişkinlerle çok benziyor. Öğünler mümkün olduğunca sık olmalı ve miktarlar küçük tutulmalı. Yemek sonrasında gaz çıkarması için karnına basınç uygulanmamalı. Öğün sonrası yatırıldığında bebeğin başı gövdesine göre 15-25 derece yukarıda ve başı yanda olmalı.