X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Sanal gerçeklik gözlüğünü 13 yaşından küçükler kullanmamalı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Sanal gerçeklik gözlüğünü 13 yaşından küçükler kullanmamalı

  • Giriş Tarihi: 19.7.2016
Sanal gerçeklik gözlüğünü 13 yaşından küçükler kullanmamalı
Sanal gerçeklik gözlüğünü 13 yaşından küçükler kullanmamalı

ile gereğinden fazla iç içe olan çocuklar hem hayal kuramıyor, hem de obeziteden kalp hastalıklarına kadar pek çok tehlikeyle karşı karşıya kalabiliyor

Sanal gerçeklik gözlüklerini çocuklar kullanabilir mi? Belli bir sınırı olmalı mı? Sanal dünya tehlikeli olabilir mi? Us Psikiyatri Enstitüsü'nden Uzman Çocuk ve Ergen Psikoloğu Meliha Çimen, çocukların gerçek ile sanalı ayırt edemeyerek tıpkı yıllar önce kendisini Pokemon zanneden bir çocuğun camdan atlaması gibi trajik sonuçlara yol açmaması için aileleri uyardı... Son larda çok yaygınlaşan 'sanal gerçeklik gözlükleri' hakkında ebeveynlerin oldukça kafası karışık... Bu gözlükler kullanıcılara; oyun, tarihsel veya doğal gezi, müze ziyareti ve sohbet gibi birçok alanda gerçeğe oldukça yakın deneyim sunmaktadır. Bu gözlüğün kullanımını üreticiler dahi 13 yaş öncesinde önermiyor. Kullanırken sık sık, her 10 dakikada bir ara verilmediğinde ve uzun kullanımlarda; gözlerde yakını görme ve miyop gibi problemlere yol açabiliyor. Ayrıca bazı kişilerde baş dönmesi, baş ağrısı ve mide bulantısı gibi yan etkileri de gözlemlenebilmektedir. Uzun süreli radyasyona maruz kalma da cabası... Diğer yandan, çocukların bu gözlüğü takıp hareket ederken, çevresindekileri değil gözlüğün gösterdiklerini göreceği için, etrafındaki objelere çarpıp yaralanma riski de var.

TEHLİKELİ İLE TEHLİKESİZ AYRIMINI YAPAMAYACAK DURUMA GELİYOR
Ayrıca, çocukların bu sanal gözlükler ile edindikleri deneyimin içeriği de çok önemli. Çocuklar, +18 şiddet içeren oyunlara, sanal sohbet odalarına veya pornoya maruz kalabiliyorlar. Öte yandan, dünyanın bir ucundaki müzeyi veya bir şehri gezmişçesine gerçeğe yakın bir deneyim sahibi de olabiliyorlar. Ayrıca sanal gerçeklik gözlükleri ile oynanan oyunlarda deneyimsel olarak gerçeğe çok yakın olmasına rağmen, şiddet içerikli oyunlarda gerçek bir yaralanma deneyimi de yaşamıyorlar. Bu da çocukların tehlikeli ve tehlikesiz ayrımını gündelik hayatta yapabilmesini olumsuz etkileyebiliyor. Bu durum, televizyonun da çocuklar üzerindeki etkisine benzetilebilir. Tıpkı bir zamanlar kendisinin Pokemon olduğunu düşünen çocuğun balkondan atlaması gibi riskler içerebilir. Sonuç olarak; sanal gerçeklik gözlüğü de diğer dijital ürünler gibi, ebeveyn kontrolünde çocuklara kullandırılmalı, kullanım süresi iyi takip edilmeli ve kesinlikle 13 yaşından küçük çocukların kullanımlarına izin verilmemelidir.

ÇOCUKLARINIZA ÖNCE Hayal KURMAYI ÖĞRETMELİSİNİZ
siz eğitim tekniğini uygulayan Waldorf okulları, yaratıcı ve elle yapılan aktivitelerin ileride zekaya dönüştüğünü, fakat bilgisayar temelli eğitimlerin çocukların yaratıcı düşünme becerisini, hareket alanını, insanlar ile olan etkileşimini ve aralığını kısıtladığını belirtmektedir. Bu nedenle, çocukları sosyal ortamlarından soyutlayan, yaratıcılıklarını ve hayal güçlerini olumsuz etkileyen ürünlerin kontrolsüz ve aşırı kullanımından kaçınılmalıdır. Aksi halde, çocuklarda duygu yönetimi, obezite, ilişkiler arası problemler ve sosyal beceri problemleri görülebilir. Eğer çocuklarımızın bizim geleceğimiz olduğunu kabul ediyorsak, onlara hayal kurmayı, nasıl öğreneceğini öğretmeyi, eleştirel düşünmeyi ve üretken olmayı öğrenebileceği ortamlar yaratmalıyız. Bunun için de çocukların teknoloji ile etkileşiminin çerçevelerini bilinçli bir şekilde çizmeliyiz.

KALP HASTALIĞINDAN OBEZİTEYE KADAR PEK ÇOK SORUN GELİŞİR
Çocukları teknolojiden uzaklaştırmak, onların çağın gerisinde kalmasına neden olmaz. Ergenlik dönemine kadar çocuklardaki beyin gelişimi çok kritik olduğu için bu döneme kadar olan süreçte çocukların teknoloji ile olan etkileşimini oldukça sınırlandırmalıyız. Teknolojinin bilinçsiz kullanımı çocuklarda; kalp krizi, diyabet ve bağımlılık gibi birçok fiziksel problemlere neden olduğu gibi psikolojik olarak da; ihmal edilmişlik hissi, aşırı uyarıma maruz kalma, sosyal çevresinden izole olma, zihinsel hastalıklar, gelişimsel bozukluk ve hatta otizm gibi bir çok sorunlara yol açabilir.

TEKNOLOJİNİN EĞİTİCİ YÖNLERİNİ GÖSTERİN
Diğer yandan tamamen teknolojisiz bir yaşam da etkili bir çözüm olmadığı gibi pek de uygulanabilir görülmemektedir. Düşünün ki çevrenizdeki tüm arkadaşlarınız bir 'minecraft' hakkında konuşuyor, fakat sizin bu konuda en ufak bir fikriniz yok. Bu durumda çocuk kendi sosyal çevresine yabancılaşabilir. Çocukların teknolojiyi tanımasına izin vermeliyiz. Fakat bunların yerine koyabileceği daha eğlenceli, gerçek yaşantılar ve paylaşımlar oluşturmasını desteklerken, teknoloji hakkında da bilinçlendirmeyi ihmal etmemeliyiz. Örneğin, bazı kurumlarda okul öncesi çocuklar için kod yazma veya grafik tasarım dersleri verilmeye başlatıldı. Diğer yandan okul müfredatlarına teknoloji tasarım dersleri yerleştirildi. Bu tip yaklaşımlar çocukları teknoloji ile bir araya getirirken, onların gelişimine de katkı sağlayan cinstendir. Böylece yeniliği takip eden, üreten ve hayal kuran çocuklar yetişebilir. Ayrıca teknoloji doğru kullanıldığında çocuk gelişimi için faydalı da olabilir. Örneğin; e-kitap okuyucularını çok faydalı buluyorum. Nereye giderse gitsin çocuğunuzun yanında taşıyabileceği bir kütüphanesinin olması ve üzerine yazım, çizim yapabilme seçeneklerinin sağlanması bence harika bir avantaj... Ayrıca e-kitaplarımızı da paylaşabiliyoruz. Kitaplarımız asla kaybolmuyor veya yıpranmıyor. Üstelik istediğiniz an kelimeyi seçip sözlükten bakma imkanı da sağlıyor. Bu işlemlerin çoğunu tabletiniz de yapıyor olabilir, fakat çocuğunuzun tablette oyun oynamaya yönelmesini bu aşamada kontrol edemezsiniz.

TEKNOLOJİ ÇOCUKLAR İÇİN NE ZAMAN FAYDALI, NE ZAMAN TEHLİKELİDİR?
Bu konu ya hep ya hiç, siyah ve beyaz gibi keskin çizgiler ile kısaca ifade edilebilecek basitlikte değildir. Bazen teknoloji ve getirilerinden ciddi ölçüde faydalanıyor olsak da, bazen hepsinden uzaklaştığımız, doğal ve ilkel yaşama yöneldiğimiz zamanlar oluyor. Artık biliyoruz ki sürekli çevrimiçi olmanın insan üzerinde depresyon, uyku bozukluğu, sürekli yorgunluk hissi ve stres gibi birçok yan etkisi vardır. Ayrıca verimliliği düşürdüğü ve dikkat eksikliği yarattığı da yine bilimsel olarak kanıtlanmış etkileri arasında yer almaktadır. Yetişkinlerin var olan teknolojik değişime ayak uydurmakta zorlandıkları, gençlerin ve çocukların ise çok daha hızlı kavradıkları, ebeveynlerin dillerine düşmüş durumda. Hatta ebeveynler, bu yüzden çocuklarını üstün zekâlı olarak bile etiketleme eğilimindedir. Fakat çocuklar için durum oldukça farklıdır. Bu yüzden teknoloji konusu ele alınırken, çocuklar ve yetişkinler için farklı açılardan ele alınmalıdır. Dijital ürünlerin, akıllı telefonların, playstation oyunlarının, sanal gözlüklerin ve elektronik kitapların çocuklar üzerindeki etkisinin ayrıca çalışılması gerekmektedir.