X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Obsesif Kompulsif Bozukluğa Dikkat
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Obsesif Kompulsif Bozukluğa Dikkat

  • Giriş Tarihi: 30.3.2015 11:58 Güncelleme Tarihi: 30.3.2015 17:24

Özel Optimed Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Merve Baydar, takıntı hastalığı olarak da bilinen Obsesif Kompulsif bozukluğun tedavi edilmesi gerektiğini belirterek, "Tedavi için yardım arayışı geciktirilmemeli, rahatsızlığın kendi kendine geçeceği düşünülmemelidir" dedi.
Özel Optimed Hastanesi’nde göreve yeni başlayan Uzman Klinik Psikolog Merve Baydar, Obsesif Kompulsif Bozukluk hakkında bilgi verdi. Psikolog Baydar, kişinin duyduğu kaygının ve evhamlı olma durumunun, baş etme düzeyini aştığında, günlük hayattaki işlerini yerine getirmesini engellediğinde ve kişinin takıntılı düşünceler üzerinde düşünmekten ya da takıntılı olduğu davranışı yapmaktan kendini alamadığında, çoğunlukla ’Takıntı Hastalığı’ olarak bilinen, psikolojik bir rahatsızlık olan Obsesif Kompulsif Bozukluğun ortaya çıktığını belirtti.
Obsesif Kompulsif Bozukluğun obsesyon ve kompulsiyonlardan oluşan bir hastalık olduğunu belirten Psikolog Baydar, "Kişide sadece obsesyon ya da sadece kompulsiyonlar bulunabildiği gibi, ikisi birlikte de görülebilmektedir. Obsesyon davetsiz olarak akla gelen, tekrarlayan düşünce ya da görüntüleri ifade etmektedir. Kişiler bu düşünce ya da görüntüleri kontrol edememekte ve günlük yaşam işlevlerini bozacak biçimde sıklıkla bu düşünce ve görüntüler akıllarına gelmektedir. Kişiler bu düşünceleri mantıksız olarak değerlendirirler, ancak bu düşünceler kişide ciddi düzeyde kaygı ve sıkıntıya neden olurlar. Kompulsiyonlar, obsesyonların yani kişinin aklına tekrar tekrar gelen takıntılı düşünce ya da görüntülerin kişide uyandırdığı kaygıyı azaltmaya yönelik tekrarlanan takıntılı davranış ya da zihinsel eylemlerdir" dedi.
SIK GÖRÜLEN OBSESYON KOMPULSİYONLAR
En sık görülen obsesyon kompulsiyonların bulaşma, kirlenme obsesyonu ve yıkama temizleme kompulsiyonu, kuşku obsesyonu ve kontrol kompulsiyonu, simetri, düzen obsesyon ve kompulsiyonları, cinsel obsesyonlar, dini obsesyonlar, sayma kompulsiyonları, dokunma kompulsiyonları, biriktirme, saklama kompulsiyonları olduğunu söyleyen Psikolog Baydar, Obsesif Kompulsif Bozukluğun tedavi sürecinin uzun süren, kişinin çaba göstermesini ve ilgili tedavi ekibinin yakından takibini gerektiren bir süreç olduğunu dile getirdi.
Kişinin idrar, dışkı, tükürük gibi vücut atık ya da salgılarının, toz, kir, mikrobun, deterjanların vücuduna, kıyafetlerine, eşyalarına bulaşacağına dair takıntılı düşüncelerinin bulaşma kirlenme obsesyonları olarak adlandırıldığını belirten Psikolog Baydar, "Kişinin bu takıntılı düşüncelerinin oluşturduğu kaygıyı azaltmak için takıntılı şekilde banyo yapma, ellerini yıkama, etrafı temizleme, bulaşık yıkama gibi tekrar tekrar yaptığı davranışlar ise yıkama, temizleme kompulsiyonlarını oluşturmaktadır. Örneğin, kişinin kapı kollarına dokunduğunda ellerine kir bulaştığını düşünüp ellerini defalarca yıkaması gibi. Kuşku obsesyonu kişinin evden çıkardan elektrikli ev aletlerini prize takılı bıraktığı, ocağı açık bıraktığı, kapıyı kilitleyip kilitlemediğiyle ilgili takıntılı şekilde kuşku duymasıdır. Kontrol kompulsiyonu ise, kişinin bunları yaptığından emin olmak için örneğin 10 kere ocağın kapalı olduğunu kontrol etmesi, ütünün fişini çekip çekmediğini kontrol etmek için 4 defa tekrar kontrol etmesidir. simetri, düzen obsesyon ve kompulsiyonları kişinin etrafındaki nesnelerin simetrik ve düzenli olmasıyla ilgili takıntılı düşüncelerinin olmasıdır. Kişi simetrik ya da düzenli olmayan nesneler karşısında ya da böyle bir ortamda yaşadığı kaygıyı azaltmak için o eşyaları simetrik ve düzenli hale getirmeye yönelik kompulsif davranışlar sergilemektedir. Cinsel obsesyonlar kişinin elinde olmaksızın aklına gelen ve kendisine yakıştıramadığı cinsel içerikli tekrarlayıcı düşünceler ve görüntüleridir. Dini obsesyonlar ise kişinin inançlarına zıt düşen tekrarlayıcı düşüncelerinin olmasıdır. Saldırganlık obsesyon türünde ise kişinin etrafındaki insanlara elinde olmaksızın zarar vereceği ya da onların hoş karşılamayacağı şeyler söyleyeceğiyle ilgili takıntılı düşünceleri vardır. Sayma kompulsiyonlarında ise kişi bir işi belli bir sayıya kadar yapmadığında kaygı duymakta ve bu yüzden kendisine ya da yakınlarına zarar gelebileceğini, bir şeylerin ters gidebileceğini düşünebilmektedirler. Örneğin, kişinin sabah kalktığında yüzünü 5 kere yıkamazsa o gün başına bir iş geleceğini düşünmesi gibi. Dokunma kompulsiyonlarında ise kişi bazı davranışlarda bulunmadan önce belli bir nesneye dokunma ihtiyacı duymaktadır. Örneğin, kişinin evden çıkmadan önce komidinin ucuna dokunmazsa, başına kötü bir iş geleceğini düşünmesi gibi. Biriktime kompulsiyonlarında da kişi ileride lazım olabileceğini düşünerek belki de hiç gerekli olmayacak eşyaları biriktirebilmektedir" ifadelerini kaydetti.
Obsesif Kompulsif Bozukluğun tedavisine yönelik ilaç tedavisi ve psikoterapi uygulandığına dikkat çeken Psikolog Baydar, "Yapılan çalışmalarda hem ilaç tedavisinin hem de psikoterapinin Obsesif Kompulsif Bozukluğu olan hastaların şikayetlerinin azaltılmasına yardımcı olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak, eğer kendinizde bu rahatsızlığın olabileceğine dair kuşkularınız varsa, en yakın psikiyatrist veya psikologtan yardım almanız faydalı olabilir. Ancak burada bir noktaya dikkat edilmelidir. Bahsedilen obsesyon ve kompulsiyon türleri çoğu kişinin zaman zaman kaygı duyduğu ya da evhamlandığı durumlar olabilir. Obsesif Kompulsif Bozukluğu düşündüren ayırıcı nokta, bu takıntılı düşünce ve davranışların kişinin günlük yaşamını, aile ilişkilerini ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkilemesidir. Bu rahatsızlığı olan kişilerin çoğu bu takıntılı düşünceleri düşünmekten ve davranışları yapmaktan kaçınmaya çalıştıkça kaygıları daha çok artmakta, bu düşünce ve davranışlar daha sık tekrarlanmaya başlamaktadır. Tedavi almadan geçen sürenin uzaması, bu takıntılı düşünce ve davranışların kişide daha çok yerleşmesine ve bunun sonucunda ise kişinin çaresizlik, üzüntü, umutsuzluk gibi duygular yaşamasına, kendine olan güveninin azalmasına ve kişinin kendini suçlamasına yola açabilmektedir. Bu yüzden tedavi için yardım arayışı geciktirilmemeli, rahatsızlığın kendi kendine geçeceği düşünülmemelidir" dedi.