Türkiye'nin en iyi haber sitesi

"Çöp"ün altından saray çıktı

Giriş Tarihi: 3.9.2009 14:33 Güncelleme Tarihi: 3.9.2009 16:53

Topkapı Sarayı'nın altı tarih kaynıyor. Sarayın birinci avlusunda yer alan gecekonduların atıklarıyla ''çöplük'' haline gelen mekanın, ilk yapımı 4. yüzyıla dayanan ve Aya İrini Kilisesi'yle organik bağı bulunan ''Piskoposluk Sarayı'' olduğu ortaya çıktı. Bu sarayın altında da Pagan dönemine ait Artemis Tapınağı'nın olabileceği tahmin ediliyor.

Ayasofya ile Aya İrini arasında kalan tarihi saray, eski karakol binasının arkasındaki gecekondular ve bunların atıklarıyla zaman içinde harap hale gelmiş ve ''çöplük''e dönüşmüştü. Ancak, Sur-u Sultani çevresini düzenlemek için harekete geçen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın emriyle alan, geçen yıl temizlenmeye başlanmıştı.

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ

İstanbul Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ferudun Özgümüş'ün kazı başkanlığında yürütülen temizleme çalışmaları sonucunda, daha önce bir hastaneye ait olduğu tahmin edilen, ancak bazı akademisyenlerce piskoposluk sarayı olabileceği belirtilen bu tarihi yapı gün yüzüne çıktı. Kazı Başkanı Özgümüş, iki aylık hummalı çalışmalar neticesinde burasının Aya İrini ile organik bağlantısı bulunan bir ''Piskoposluk Sarayı'' olduğunu kesinleştirdi.

Özgümüş, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, yapının, İstanbul'un başkent olmasıyla beraber ilk defa 4. yüzyılda yapıldığının tahmin edildiğini söyledi.

Bu tarihi yapıda ilk olarak 1940'lı yıllarda, ''çok bilimsel olmayan yöntemlerle'' o dönemki Ayasofya Müze Müdürü Muzaffer Ramazanoğlu'nun kazı yaptığını ve burayı Sampson Hastanesi olarak düşündüğünü, ancak çalışmalarını yayımlamadığını anlatan Özgümüş, daha sonra Ferudun Dirimtekin'in, Ramazanoğlu'nun yaptığı kazıları bir dergide yayımladığını dile getirdi.

Dr. Özgümüş, ''Ondan sonra da kimse buraya dokunmamış. Ramazanoğlu'nun kazı alanında açtığı çukur da yıllar içinde lağım ve çöple dolmuş, etrafına gecekondular yapılmış. Bunlar bütün pisliklerini oraya akıtmışlar ve orada zaman içinde bir orman oluşmuş, kalıntıların üzeri dolmuştu'' dedi.

''AYA İRİNİ İLE ORGANİK BAĞI VAR''

Kendilerinin çalışması sonucunda buranın ''Piskoposluk Sarayı'' olduğunun kesinleştiğini dikkat çeken Özgümüş, şunları kaydetti:

''Burası Sampson Hastanesi olarak biliniyordu ama öyle bir şey değil. Burası kesinlikle bir Piskoposluk Sarayı. Çünkü, yanındaki Aya İrini Kilisesi de bir piskoposluk kilisesidir ve Ayasofya ile birlikte bir bütün olarak düşünülmüştür. Bizim kalıntılarımızın da Aya İrini ile organik bağı gözüküyor, ortaya çıkıyor. Buranın Piskoposluk Sarayı olduğu çok belli. Çok eski bir kalıntı.''

Bahsedilen Sampson Hastanesi'nin ise Sur-u Sultani'nin dışında kalan bir yerde olduğunu tahmin ettiklerini belirten Özgümüş, ''Turing Misafirevi denilen bir otelin altında bir takım kalıntılar var. Soğukçeşme sokakta bir sarnıç var. Herhalde bunlardan biri hastane binası'' dedi.

Piskoposluk Sarayı'ndaki kalıntıların da 4. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar farklılıklar gösterdiğini anlatan Özgümüş, bu yapının 15. yüzyıla kadar kullanıldığını, o nedenle kalıntıların farklı devirler gösterdiğini söyledi.

OSMANLI'DA ARSLAN HANE OLMUŞ

Kazı Başkanı Özgümüş, Topkapı Sarayı'nın bu kalıntıların üzerine yapıldığını belirterek, ''Bu yapının Topkapı Sarayı ile bir bağlantısı yok. Hatta sarayın etrafını çeviren Sur-u Sultani'nin duvarları Piskoposluk Sarayı'nın tam ortasından geçiyor'' dedi.

Surun dışında kalan bölümlerin bazı oteller tarafından restore edilerek korunduğunu ifade eden Özgümüş, şöyle konuştu:

''Ama sarayın birinci avlusunda kalan bu kısım (benim tahminlerime göre) saray binaları, darphane ve sur yapılırken doldurulmuş. Çünkü elimizdeki eski gravürlerde, şu an kazı yaptığımız alan dümdüz görünüyor, kalıntı yok. Osmanlılar zamanında bir dönem odun ambarı, bir dönem arslan hane olarak kullanılmış. Hatta, odun tartılan dev kantarları bulduk.''

Özgümüş, Bakan Günay'ın buranın tekrar ortaya çıkarılmasına ön ayak olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

''Sayın Bakan buranın görüntüsünden rahatsızdı, ben de konuyu kendisine anlattım. Kendisi de bu kazıları yürütmemize izin verdi. Bakan beyin gayretiyle ortaya çıkmıştır bunlar, çünkü burası yıllardan bu yana öylece duruyordu. Ama tabii çok destek geldi. Buradaki 28 kişilik ekip gönüllü çalışıyor, öğle yemeğimizi Feriye Restoran veriyor. Maddi olarak da bakanlığın yanında Gür Yapı, İstanbul Rehberler Odası ve Fest Turizm destek verdi. Tüm bu desteklerin devam etmesi halinde buradaki kazıları gelecek yıl tamamlamayı planlıyoruz.''

SARAYIN ALTI ARTEMİS TAPINAĞI...

Buradaki tarihin Piskoposluk Sarayı'nın da ötesine geçtiğini düşündüklerini ifade eden Özgümüş, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu tapınağa aittir demiyorum ama eski Yunan dönemine ait sütun gövdesi ile Tunç çağına ait malzemeler de elimize geçti. Enteresan bir yer. Tam Akrapolis'in tepesi. Byzantion iken İstanbul'un Akropolis'iydi burası. Topkapı Sarayı, zaten bu Akropolis'in üzerine yapılmıştır. Birçok tapınak vardı burada. Belki de bizim kazdığımız saray ile Aya İrini bir tapınak üzerine yapılmış olabilir, Artemis Lisizonos (Kemer Gevşeten) tapınağı üzerine yapılmıştı. Çünkü Artemis burası başkent olmadan önce şehrin koruyucu tanrıcası idi. Hristiyanlık öncesi Pagan döneminde, nişanlanan genç kızlar, bellerine kırmızı şerit takıp, bu tapınağa geliyorlardı. Bu şeridi burada gevşetiyorlardı. Böylece evlendiklerinde ağrısız doğum yapacaklarına inanıyorlardı. İnşallah bu yapıların altında bu tapınağı da bulacağız.

Ayrıca, Byzantion sikkelerinde ay-yıldızdaki gibi hilal var. Artemis'ten önce de burada Thrako Frig kavimlerinin geldiğini bazı kaynaklardan biliyoruz. Bu yüzden buraya bu gelen kavimlerle birlikte 'Kibele kültü' de gelmiş olabilir. Özellikle Artemis tapınağının burada, yani Aya İrini Kilisesinin altında olması, buranın aynı zamanda Artemis'in öncülü olan 'mater kibele (Frigler'de dağın annesi anlamında)' ile alakalı bir yer olduğunu düşündürüyor. Zaten yeni kapı kazılarında ele geçen bazı buluntularda bu kavimlerin bu şehir Byzantion olmadan çok önceleri bile burada bulunduklarını göstermektedir. Biz burada onlara dair kalıntılara da ulaşılabiliriz.''

Dr. Ferudun Özgümüş, bunun çok önemli bir kazı olduğuna dikkati çekerek, ''İstanbul'da antik Bizans'ı kazmak çok heyecan verici. Dünyanın en önemli Akropolis'inde çalışıyoruz. Atina da önemli ama hiçbir zaman bir imparatorluk başkenti olmadı'' diye konuştu.

BİZANS SANATI UZMANI YILMAZ: YAKLAŞIK 50 YILDIR KADERİNE TERK EDİLMİŞTİ

Bizans döneminde Piskoposluk Sarayı olduğu düşünülen, Topkapı Sarayı 1. avlusunda Aya İrini Kilisesi güney cephesindeki yapı kalıntıları çöpler ve bitki örtüsünden temizlenerek gün ışığına çıkarıldı.

Çalışmaları yürüten kazı ekibinden Bizans sanatı uzmanı Hayri Fehmi Yılmaz, 1940'lı yıllarında burada bir çalışma yapıldığını, yapının varlığından haberdar olunduğunu belirterek, ''Yalnız yaklaşık 50 yıldır kaderine terk edilmişti ve zamanla içerisi bitkiler arasında kalmış, çöplerle dolmuştu'' diye konuştu. İstanbul Arkeoloji Müzeleri Başkanlığında İstanbul ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi sanat tarihi bölümleri tarafından 1,5 ay süren temizleme çalışmalarıyla birlikte yapının ne olduğunun daha iyi tespit edildiğini söyleyen Yılmaz, şöyle konuştu:

''Bazı araştırmacılar Sampson hastanesi, bir düşkünler evi olabileceğini söylemiştir ama bizim çalışma ekibimiz biraz daha farklı düşünüyor bu konuda. Hemen bitişiğindeki Aya İrini ile birlikte inşa edilmiş bir yapı, onunla organik bağları var. O yüzden çok büyük ihtimalle burası şehrin Piskoposluk Sarayı ile ilgili kalıntılar.

Aya İrini'nin hem içerisine hem avlusuna birçok giriş var. Hatta Aya İrini'nin galeri katına gidiş de yine bu kalıntı içerisindeki bir rampadan sağlanıyor. Dolayısıyla bu ikisi bir ortak yapı diye düşünüyoruz. Burası zaten Aya İrini ve Ayasofya ile birlikte aynı avlunun içerisindeydi. İkisine birden 'Büyük Kilise' deniyordu ve büyük bir çevre duvarıyla bu alan çevrilmişti. Yapı kalıntısı onun içerisinde bu da Ayasofya ve Aya İrini gibi 6. yüzyıla tarihlendiriliyor.''

Yapı kalıntılarının önemli bir kısmının 6. yüzyıla ait olduğunu belirten Yılmaz, ''Şu anda içinde bulunduğumuz yapı kalıntısı 6. yüzyılda yapılmış, 15. yüzyıla kadar kesintisiz kullanılmış. Çok enteresan, Osmanlı devrinde üzeri toprakla kapanmış, daha sonra üst tabakada Osmanlı'yı takip edebiliyoruz. 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar yapı malzemelerini bu alanın içerisinde görebiliyoruz'' dedi.

Yapının Bizans sivil mimarisinin önemli örneklerinden biri olduğunu belirten Yılmaz, bu alanın Bizans devrinden sonra da önemini koruduğunu, Topkapı Sarayı sınırları içinde kalan alanda Osmanlı dönemine de ait ilginç kalıntıların olduğunu dile getirdi.

İSTANBUL'UN EN ESKİ ÇEŞMESİ

Yılmaz, şunları kaydetti: ''Birçok Bizans eserimiz, taş eserlerimiz ve keramikler bu çalışmalar sırasında tespit edildi. Ancak Osmanlı ile de ilgili verilerimiz ilginç. Topkapı Sarayı'nın günlük hayatı ile ilgili verilerimiz var. Osmanlı döneminde burası Hatap Ambarı, odun deposu olmuş. Bununla ilgili bir kantarın ağırlıklarını tespit ettik. Yine sarayın muhtemelen ölülerinin yıkandığı yer burası. Sarayda 2 hastane, 2 gasilhane vardı. Bir tanesi muhtemelen buradaymış. Muhtemelen teneşir olan bazı izleri bulduk ki bu da Topkapı Sarayı'nın günlük hayatının çok az bilinen bazı ayrıntılarını tanıma fırsatını sağladı.

Aslan şeklinde çörteni olan ilginç bir çeşmemiz var. Bu da İstanbul'da şu ana kadar tespit edebildiğimiz en eski çeşme. Kesinlikle Bizans'tan önceye ait, Roma çağından bir İstanbul çeşmesinin parçası burada duruyor. Bir miktar da döşeme mozaiklerimiz var. Herhalde bu tür buluntular önümüzdeki dönemde de karşımıza çıkacak.''

''KLASİK DÖNEME KADAR MALZEME ÇIKABİLİR''

İstanbul'un merkezi, akropolü olan alandan daha eski dönemlere ait bulguların çıkabileceğine işaret eden Yılmaz, ''Biz bugün Osmanlı ve Bizans dönemlerinin malzemesini neredeyse kesintisiz olarak arazide görebiliyoruz. Ama hiç şüphesiz Bizans öncesi de burada çok güçlü olmalıydı. Hani küçük bir Roma çeşmesi parçasını görebiliyoruz ama onun dışında herhalde bu kotun altında Roma altında da Helenistik ve daha önceki dönemlere, klasik döneme ait malzeme de bu alandan gelebilir. O da çok heyecan verici bir şey'' şeklinde konuştu.

ÇAKMAK TAŞI BULGULAR

Yılmaz, henüz ne olduğunu bilmemekle birlikte alanda bazı çakmak taşı parçalar bulduklarını söyledi.

''Çakmak taşı aletler tarih öncesi dönemde kullanılan aletlerdir. Ya o tür malzeme ya da daha geç orta çağlarda süs olarak, kakma olarak kullanılmış malzeme olabilir'' diye konuşan Yılmaz, bu bulguların niteliği konusunda henüz kesin bir bilgiye sahip olmadıklarını vurguladı.

Hayri Fehmi Yılmaz, önümüzdeki yıllarda çalışmaların kalıntıların kalan kısımlarının çıkarılması şeklinde devam edeceğini, tüm çalışmaların 5-6 yıl sürebileceğini ifade etti.
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
"Çöp"ün altından saray çıktı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz