X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Kaz Dağları'nın efsane köyü: ADATEPE
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Kaz Dağları'nın efsane köyü: ADATEPE

  • Giriş Tarihi: 19.2.2014

Bu hafta efsaneler, yemyeşil vadiler, uzun upuzun ağaçlar, şelaleler, güzel köyler, antik kalıntılar, derin hikayeler diyarına, yani Kaz Dağları'na gideceğiz. Ve burada Adatepe adındaki dünyanın en güzel köyüne uğrayacağız

Kazdağları'na doğru yola çıkmadan önce size bir evvel zaman hikayesi anlatacağım. Çok çok eski zamanlarda Kaz Dağları'nda güzelliği dillere destan bir kız yaşarmış. Bahar gibi bir kızmış bu, gülünce yüzünde güller açarmış. Altın sarısı saçları bukle bukle beline kadar iner, başaklar misali en hafif rüzgarda bile dalgalanarak salınır dururmuş. İşte bu sebeple Sarıkız derlermiş adına. Namı memlekete yayılınca çok uzaklardan bile istemeye gelenler olmuş bu kızı ama o hiç kimseleri beğenmemiş. Güzellik başa beladır ya, işte öyle olmuş. Hasetlik almış yürümüş, gıybet başlamış. "Bizi beğenmiyorsa mutlaka başka birisiyle bir münasebeti vardır" diye düşünüp hakkında dedikodular çıkarmışlar. Sarıkız önceleri aldırmamış tevatürlere ama sonraları babası da inanmaya başlayınca bu yalanlara, lanet salıp ortalığa, köyün yukarısındaki yalçın dağlara atmış kendini. Söylence bu ya, Sarıkız dağlarda dolaşırken bir kaz gelmiş yanına ve ona birkaç yumurta vermiş. Sarıkız bunları saklamış ve bir müddet sonra yumurtalardan kaz yavruları çıkıp büyümüşler. Böyle böyle kocaman bir sürüsü olmuş bu güzel kızın. Aradan uzun bir zaman geçmiş. Bir gün kar ve tipiden yollarını kaybeden bir karı-koca tam donmak üzereyken Sarıkız'ın sığındığı zirveye ulaşmış. O yapayalnız kız bu iki yabancıyı almış kulübesine, ısıtmış, canlandırmış, beslemiş, günlerce bakmış ve tipi dinince de selametle yolcu etmiş. Bu yabancılar köye indiklerinde, olan biteni bütün ahaliye anlatmış. Tabii bu haber anne babasına da ulaşmış Sarıkız'ın. Annesi zaten hasretinden yanıp kavruluyormuş. Yaz gelince kızlarının yanına gitmişler. Sarıkız onları bekliyormuş. Baba soluklanmak için bir su istemiş kızından. Elindeki bakracı telaşla bir yerlere daldıran Sarıkız, babasına suyu ikram etmiş. Yaşlı adam suyu içince tuzlu olduğunu fark etmiş. "Niye?" diye sormuş. Sarıkız kıpkırmızı kesilen yüzüyle babasına dönmüş, "Heyecanlandım çok" demiş, yanlışlıkla pınara daldıracağıma denize gitmiş elim." Bu sırada yaklaşık 60 kilometre mesafedeki denizi gösteriyormuş. Baba bin pişman kızına sarılmış, kendilerini affetmesini istemiş. İşte ondan sonra bu dağlara Kaz Dağları denmiş. Ve her yıl ağustos ayında, o güzel ermiş kızın anısına bu zirvede şenlikler yapılır olmuş. Bu şenlikler yüzyıllardır ilk günkü gibi devam ediyor.

AĞUSTOS AYINDA ŞENLİK VAR
Evet işte böyle. Şimdi masaldan çıkalım da bu kıssanın geçtiği cennet misali diyara doğru yola çıkalım. Çanakkale ve Balıkesir sınırları içinde yer alan Kaz Dağları, Biga Yarımadası boyunca uzanıyor. Sarıkız şenliklerinin yapıldığı mesire yerine ulaşmak için Bayramiç'e 17 kilometre mesafedeki Evciler beldesine gitmek gerekir. 6 kilometre daha yol alınca Sarıkız'ın yaşadığı yere varabilirsiniz. Geniş bir coğrafyaya yayılan Kaz Dağları'na Çanakkale'nin Ayvacık, Küçükkuyu ve Balıkesir'in Altınoluk beldesinden de çıkılıyor. Biz Küçükkuyu'dan gireceğiz. İlçenin içinden doğu yönüne doğru bakarak ilerlediğimizde üzerinde Adatepe Köyü - Zeus Altarı yazan yola doğru direksiyonumuzu kıralım. Zeytin ormanlarının içinden yaklaşık üç kilometre tepeye doğru tırmandığımızda sağda Zeus Altarı ile karşılaşıyoruz. Burada Antik Yunan inanışında tanrıların tanrısı olarak geçen Zeus adına inşa edilmiş bir sunak var. Rivayete göre burada çeşitli hayvanlarla birlikte bakire genç kızlar da kurban edilirmiş.

TÜRKİYE 'NİN EN GÜZEL KÖYLERİNDEN
Sunağın bulunduğu yere arabayla çıkmanız mümkün değil. Yaklaşık 700 metre tırmanmanız gerekiyor. Bu yolculuğa katlanıp tepeye vardığınızda zahmetinizin karşılığını alacaksınız. Çünkü sunağın bulunduğu sırt, bütün Edremit Körfezini ve ufuklarda denize uzanmış olan Midilli Adası'nı görebileceğiniz en güzel yer. Günün her saati size farklı ışıklarla, değişik manzaralar sunan bu tepeden indikten sonra dağın içlerine doğru bir 700 metre daha yürüyünce Türkiye'nin en güzel köylerinden biri olan Adatepe'yi göreceksiniz. Yüksek ve yaşlı servilerle dolu mezarlığın hemen bitiminde bulunan köyün merkezi sizi büyüleyecek. Burası Türkler ile Rumların yüzyıllarca birlikte yaşadığı ve Anadolu'daki kültürel zenginlik açısından en bereketli yerleşim alanlarından biridir. Ulu çınarların ve dut ağaçlarının altındaki kahvelerde dinlenirken mevsimine göre koruk suyu, zamanına göre karadut şerbeti içmenizi tavsiye ederiz. Tarihçiler ve arkeologlar bu köye, Rumların Türklerden sonra geldiğini saptamış. Rumların Midilli ve Girit'ten gelerek bu diyarı mesken tuttuğuna dair bilgiler var. Taş yapıların ve sokak dokusunun en iyi şekilde korunduğu Adatepe'nin, Osmanlı devrinde kanalizasyon sistemi olan ender yerlerden biri olduğu da ortaya çıkmış.

BEŞ ARKADAŞIN KURTARDIĞI BİR KÜLTÜR HAZİNESİ
Aslında Erhan Şengel adında bir adam 1996 yılında tesadüfen bu köye uğramasıydı, şu anda bu yerleşim alanı ya bir yıkıntıya dönüşmüştü veya yerinde yeller esiyordu. Zeus Altarı'nı görmek için tepeye çıkan Şengel, köye şöylesine bir uğruyor. "Kahvesi varsa, bir çay içer dönerim" diye düşünüyor. Ama girince bir türlü çıkamıyor. Kahvede köylülerle sohbet ederken, "Bu gece burada kalabileceğim bir yer var mı?" diye soruyor. Köylülerden birkaçı, kendi evlerini ona açabileceğini ama konaklayacak bir yer olmadığını söylüyor. Ahaliden birisi de şaka yollu, "Bu viraneliği çok sevdiysen ve bir daha gelmek istiyorsan sana benim evlerden birini satayım" diyor. "Hangisini?" diye soruyor Erhan Bey. Köylü, eliyle hemen meydanın bitimindeki küçük bahçeli, kutu gibi bir taş evi işaret ediyor. Hemen kalkıp harabe halindeki eve girip bakıyorlar. Ertesi gün tapuyu alıyor bizim şehirli ve ondan sonra da köylü oluveriyor. Erhan Şengel'in iki de çocukluk arkadaşı var. Mahmut Boynudelik ve Haluk Yurtkuran. Lise ve üniversite dönemlerini de beraber geçirmişler. Onlara da köyden söz ediyor. Gelip bakıyor ve hemen, "Yahu biz de birer ev alalım, yaşlandığımızda burada oturur, bağ, bahçe işiyle falan uğraşırız" diyorlar. Sanat tarihçisi ve akademisyen Zerrin Boynudelik ve Serdağ Yurtkuran da eşlerine "Biz de bu projede sizinle beraberiz" mesajını verince ortaya muazzam bir ekip çıkıyor. Evlerini restore ediyor ve bahar, yaz aylarında gelip gitmeye başlıyorlar.

MÜZE VE TAŞMEKTEP
Günlerden bir gün Mahmut Bey gelip "Küçükkuyu'da bir eski zeytinyağı fabrikası satılıyor. Orayı alıp müze yapabilir hem de butik bir üretim yeri kurabiliriz" diyor. Ve Türkiye'nin bu alandaki ilk tarihi koleksiyonu olan Adatepe Zeytinyağı Müzesi ortaya çıkıyor. Açıldığı günden itibaren yerli ve yabancı turistlerin akınına uğrayan bu müzeye her yıl on binlerce ziyaretçi geliyor. Bu müze-fabrikada üretilen zeytinyağları ve sabunlar başta Japonya olmak üzere birçok ülkeye satılıyor. Köyde eski bir okul var. Bu okulu kiralıyor ve Taşmektep adında ilginç bir okul çıkarıyorlar ortaya. Yetişkin meraklılara yönelik haftalık, 15 günlük, aylık eğitimler vermeye başlıyorlar. Burada felsefe, sosyoloji, matematik, fotoğrafçılık, tarih alanında dersler veriliyor, atölyeler açılıyor. Okulda İlber Ortaylı, Mithat Sancar, Mete Tunçay, Serhan Ada, Kamil Fırat, Ömer Laçiner gibi önemli isimler dersler veriyor. Sonbahar gelince de köyün kadınlarının kurduğu bir atölyede şehirlilere, ekmek, tarhana, erişte, peynir ve salça yapımı öğretiliyor.

ALEVİ TÜRKMENLERİN GÜZEL KÖYLERİ
Kaz Dağları'nda Türkmenler yaşar. Dünyanın en güler yüzlü insanlarıdır. Çoğu Alevi'dir. Düğünlerine rast gelirseniz izin alıp katılın. Misafirperverdirler, kapılarını, kalplerini ve sofralarını bütün insanlığa açık tutarlar. "Tahtakuşlar Köyü nerededir?" diye sorun. Orada bir öğretmenin kendi çabalarıyla kurduğu etnografya müzesi var. Tahtacı adı verilen Ege Alevilerinin çok çok eski zamanlardan beri kullandığı eşyaları, takıları ve başka çeşit süsleri göreceksiniz. Türk sinemasının filozofu Tuncel Kurtiz'i kaybettik ama elleriyle yaptığı oteli ve lokantası şu anda bulunduğunuz yere pek uzak sayılmaz. Atlayın arabaya ve Edremit'in Çamlıbel köyüne gidin. Bu köye de Edremit Körfezi'nin balkonu derler. Manzarası olağanüstü. Tuncel Kurtiz ve eşi Menend Hanım, bu köyün hemen çıkışında Zeytinbağı adlı bir otel kurmuşlardı. Bu otelin bünyesinde de bir güzel lokanta var. Lokantada yapılan sebzeler otelin büyük bahçesinde organik olarak yetiştiriliyor. Bu otelde konaklayıp, yemeklerini de yerseniz, bana teşekkür edeceksiniz.

Nereleri görmeli, ne yiyip, ne içmeli, nerede kalmalı?
Adatepe'de konaklamak istiyorsanız şanslısınız demektir. Çünkü buradaki taş konaklardan birkaçı butik otel, pansiyon ve küçük otel olarak hizmet veriyor. Hünnap Han ve Zeus Han bu köyün ve çevrenin en güzel butik konaklama yerleri. Daha uygun bir yer arıyorsanız bulabilirsiniz. Her bütçeye uygun konaklama yeri mevcut bu köyde. Bahçelerinde rengarenk çiçekler açan, restore edilmiş bildiğimiz eski köy evlerinden oluşan Adatepe Pansiyonları da çok temiz ve kaliteli.
Köyde gezilecek çok yer var. Önce şöyle bir dolaşıp fotoğraflar çekin. Köyün kayrak taşı yollarında gezinin. Her mevsim bir başka güzeldir. Evler bakımlı, pencere önleri ve duvar dipleri çiçeklidir. Erguvan, hanımeli, mor salkım, begonvil, hünnap, limon ve portakal çiçekleri açar bahçelerde. Sarmaşıklar tırmanır duvarlarında. Bu arada taş konakların duvarlarına sırtınızı verip gölgelenin.
Çınaraltı Kahvesi'nde soğuk ya da sıcak bir şeyler yudumlayın. Akşam olunca Dut Dibi Kahvesi'ne gidin. Burası aynı zamanda çok güzel bir lokanta. Köyün eski ahalisinden Hasan Kaymakçı'nın yeri. Hasan Bey burayı ailesiyle birlikte işletiyor. Karısı, oğlu, gelini bir de durmadan ortada dolaşan minik torunu. Zeytinyağlı yemekleri müthiş. Mevsimine göre balıklar da bulunuyor. İsterseniz mantı da oluyor.
Elinize uzun bir değnek alıp zeytin ormanlarının içinde, başı göğe değen çam ağaçlarının altında gezinin. Bu mevsimde Kaz Dağları, uçsuz bucaksız bir çiçek bahçesine dönmeye başlar. Daha önce hiç görmediğiniz çiçeklerin gözlerinizin önünde şıkır şıkır açışını görecek, kendinizi cennette hissedeceksiniz.
Köyde el sanatlarıyla uğraşan birkaç değerli sanatçı var. Birinin ismini versek diğeri alınır. Gezinirken göreceksiniz. Çok güzel işçiliği olan takılar ve biblolar üretirler. Alın, takın, evinize götürün.
O kadar bahsi geçtiğine göre Taşmektep'e de uğrayın. Ama çat kapı "Ben geldim, beni de eğitin" diyemezsiniz. Bunun için daha öncesinde okulun yıllık programına bakıp hangi bölümü istiyorsanız oraya kayıt yaptırmalısınız. Ama eğitilmeniz şart değil, gezin, böyle bir okul nasıl oluyormuş görün.
Küçükkuyu'ya da inin. Adatepe Zeytinyağı Müzesi'ni de mutlaka görün. Zeytin, zeytinyağı ve sabun çeşitlerinden birini beğenin. Alın, kullanın, mesut olacaksınız.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.