X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bolivya bir Latin hüznü
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bolivya bir Latin hüznü

  • Giriş Tarihi: 14.5.2014

Yeraltı zenginliklerine rağmen halkının büyük çoğunluğu açlık sınırının altında yaşayan bir ülke Bolivya. 'Bir Latin hüznü' deyişimiz işte bundan kaynaklanıyor. Medeniyetler yatağı ülke, dünyanın dört bir yanından gelen turistleri tarihi ve doğası ile büyülüyor

Bolivya bugün dünyanın lityum rezervlerinin yüzde 50'sine sahip. Aynı zamanda, Venezuela'dan sonra Güney Amerika'nın ikinci büyük petrol üreticisi. Ama bütün bu zenginlikler, bir türlü insanlarına yansımıyor... Peru'nun aksine, burada Aymara yerlileri Keçuvalara göre çoğunlukta. Zaten 10 milyona yakın nüfusunu yaklaşık yüzde 80'i yerlilerden oluşmakta. Geriye kalan küçük bir grupsa Cholos adı verilen beyazların dedeleriyle yerlilerin karışımından ibaret görünüyor. Ülkenin kısa boylu ve koyu tenli insanları Aymara ve Keçuva dillerinin lehçeleriyle birlikte ortak dil olarak İspanyolca kullanıyorlar. Özgür bir ülke olan Bolivya, halen İspanyol kültürünü bir üst kültür olarak kabul etmeye devam ediyor. Kaynaklarının sömürülmesini ve göz göre göre yoksullaştırılmayı bu denli benimsemiş olmaları, iç karartıcı bir tablo sunuyor. Bir zamanlar gümüş, kalay, bakır başta olmak üzere çeşitli yer altı zenginlikleriyle göz kamaştıran bu topraklarda yaşayan insanlar, şimdi kendi varlıklarının sadece birer işçisi konumunda. Eduardo Galeano boşuna "Yerliler kendi zenginliklerinin gazabına uğradılar" dememiş... Küçük bir not; Bolivya, Amerika dışında hiçbir ülkeden vize istemiyor. Halkın yüzde 95'i Katolik ve yüksekteki kentlerde halk daha dindar.

YÜKSEKTEKİ BAŞKENT LA PAZ
Bolivya'nın başkenti olan ve 'barış' anlamına gelen La Paz resmi rakamlara göre 1 milyon, gerçekte ise 2 milyon nüfusa sahip. 4000 metrelerde dünyanın en yüksekte yer alan başkenti olarak bilinir. Bazılarına göre ise, bu konuda Tibet'in Lhase şehri ile yarışır. Şehir bir çukur gibi ve merkeze gittikçe gelir seviyesi artıyor, hatta lüks siteler ve gökdelenler yükseliyor, daha yüksekçe dış alanlarda ise tuğladan yapılan gecekondular yığını dikkat çekiyor. Merkezde olmanın bir başka avantajı ise, rakım farkından dolayı havanın iki derece kadar daha ısınması ve bu nedenle çeşitli bitkilerin yetiştirilebilmesi. La Paz, Peru'nun başkenti Lima gibi İspanyollar tarafından kurulmuş. Meşhur Calle sokağında (Calle Jean) zamanın devrimcileri toplanır, planlar yaparlarmış. Bizim Cezayir Sokağı'na benziyor. Bazıları müze olarak kullanılan kolonyal tarzda renk renk pek çok ev var. Bu sokağın girişinde Pedro Domingo Murillo'nun müzesi de bulunuyor. Lama ve alpaka yününden imal edilen giysiler ve gümüşten yapılan malzemeler gibi hediyelik eşyalar ve ufak bir gezinti için ise Sagarnaga caddesini önerebilirim. Cadılar/Büyücüler Çarşısı (Calle de Las Burujas) da yine bu cadde üzerinde. (Bu çarşıda heykelcikler, çeşitli taşlar, renkli iplikler ve belki de en ilginci de meskenlere bereket getirildiğine inanılan Lama cenininden yapılan bazı sözde büyü malzemeleri pazarlanıyor). Plaza del Estudiente kentin ana meydanlarından biri. Moridar adında tüm La Paz'ı yüksek seyredebileceğiniz bir manzara seyir terası mevcut. Yine ülkenin ilk başkanının (Murillo, bağımsızlık yolundaki isyan hareketini ilk defa 1810 senesinde başlatan kişi ve bir sene sonra bu meydanda idam ediliyor) adını taşıyan ve onun heykelleriyle süslü olan Murillo Meydanı görülmeye değer. Meydan, İtalyan-Fransız mimarların ellerinden çıkan eserlerle süslü. Başkanlık Sarayı ve Kongre Binası yine burada. Etnografya müzesi ve farklı sanatçıların iç açıcı eserlerinin sergilendiği Ulusal Sanat Müzesi ise bir başka alternatif.

RENGARENK KAYALARIYLA AY VADİSİ
La Paz şehrinden 10 km kadar uzakta yer alan Ay Vadisi (Valle de la Luna) yapıca Kapadokya'ya oldukça benzeyen bir oluşum sergiliyor. Önemli bir farkı, Kapadokya'nın volkanik, Ay Vadisi'ndeki rengarenk kayaların ise tortul taşlardan oluşmuş olması. Bölgeye, Ay yüzeyine benzediği için bu ad verilmiş. 100 kilometre uzunluğundaki bu milli parkın ancak küçük bir bölümü ziyarete açık ama bu bile konuklarını fazlasıyla etki altına almaya yetiyor. Bu yapıların aslında denizin altından çıkan deniz kumu birikintileri olduğunu öğreniyoruz. Tektonik hareketlerle yükselen alan, zaman içerisinde erozyona uğramış. Yağış, rüzgar ve sıcaklık gibi aşındırıcı etmenler neticesinde, ortaya çıkan son hali büyüleyici olmuş. Vadideki kaktüsler ayrıca dikkatimi çekiyor.

GÜNEŞ ADASI'NA YOLCULUK
3810 metre yüksekliğinde ve 8288 kilometrekare genişliğindeki Titicaca Gölü'nün bir tarafı Bolivya'da kalıyor. Peru sınırından geçtikten hemen sonra, Bolivya sahili Copacabana'dan Güneş Adası'na (Isla del Sol) kadar düzenli tekne seferleriyle bir saat sürecek yolculuğa başlarken, karşımızda karlı And Dağları ve onun arkasında uzanan Amazonlar muhteşem bir görsel şölen sunuyor. İnka mitolojisinde Güneş Tanrısı Inti, bu adada doğuyor. İlk İnka Kralı Manco Capac ve karısı Mama Ocllo (aynı zamanda kardeşi) Güneş Adası'nda bir kayaya bırakılıyor. Bu kaya bir pumanın kafası şeklinde. Günümüzde ancak uydu görüntüleriyle anlaşılabilen bu şekli İnkaların zamanında nasıl çözdükleri yine onların mistik ve astrofizik yeteneklerine bağlanmakta. Adada hayat suyu adı verilen kutsal kaynaklı bir çeşmeden su içip gençleşmeyi dileme fırsatını da yakaladık. Bunun için tepeye doğru 200 basamak kadar tırmandık. Normalde İnkaların yaptıkları bu merdivenlerin sayısı 2000'e ulaşıyor ama yüksek irtifanın zorlamasıyla nefes almamız güçleşince (tüm adayı besleyen içtiğimiz suya çok da güvenmeyerek) kendimizi daha fazla yormadık. Titicaca Gölü'ndeki İnka mitolojisi ile bağlantılı bir diğer ada, Ay Adası (Isla de la Luna). Adanın diğer tarafında balık, tavuk, meyve ve sebze çeşitlerinden oluşan tamamen organik ve taze ürünlerden oluşan çok özel bir yemeği göle ve üzerindeki adalara karşı yemek unutulmaz bir deneyim.

SERKAN DOĞAN