X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Masalsı bir şehir
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Masalsı bir şehir

  • Giriş Tarihi: 28.5.2014

Tuna Nehri'nin iki yakasındaki Buda ve Peşte şehirlerinin birleşmesinden oluşan Budapeşte'nin Avrupa'nın en romantik şehirlerinden biri olduğu kesin. İnsan bu şehirde kendini zaman içinde yolculuğa çıkmış gibi hissediyor

Avrupa'nın birçok şehrinde gördüğümüz tarihi yapılara yönelik korumacılık. Budapeşte'de had safhada. Burası tarihi binaların yanında, gökdelenlerin, iş merkezlerinin, AVM'lerin yan yana yükseldiği bir yer değil... Şehrin en yüksek binası Tuna kıyısında yer alan Parlamento Binası. 1902 tarihinde yapılmış, onun hemen arkasında ise 96 metre yüksekliği ile Budapeşte'nin iki yüksek yapısından biri olan Macarların ilk kralı Istvan adını taşıyan Szent Istvan Bazilikası... Bu korumacılık sadece eski bir komünist ülke olmanın getirdiği onurlu bir yoksulluğa bağlanabilir mi acaba? Bence hayır, çünkü bu yapıları koruyup restore etmek en azından yeni cam, çelik, beton binalar yapmak kadar pahalı.

KENDİNE HAS BİR ÜLKE
Macaristan kendine has bir Orta Avrupa ülkesi. Fin-Ugor dil ailesine bağlı Macarcayı konuşuyorlar. Bir yerde akrabayız Macarlarla... Macarca oldukça farklı bir dil gibi geliyor kulağa. Onca ortak kelimenin varlığına rağmen anlamak imkansız. En azından benim için... Buna karşın Macarların büyük bir kısmı İngilizce ve Almanca konuşuyor. Macarlar medeni insanlar, sokakta adres sorduğunuzda size uzun uzun adres tarifi yapıyorlar. Evet burası, tarihte çok sevdiğimiz Atilla'nın ülkesi. Yani kardeş bir ülke. Uçaktan indikten sonra 20-30 dakikalık bir araba yolculuğuyla şehir merkezine gidiyorsunuz. Şehrin tam ortasından Tuna Nehri geçiyor. Aynen Boğaz'ın Avrupa ile Asya'yı ayırması gibi. Tuna Nehri de Budapeşte'yi Buda ve Peşte olarak ikiye ayırıyor. Nehrin üzerindeki tarihi köprüler olduğu gibi muhafaza edilmiş. Aralarında en tanınmış olanı üstündeki aslan ve zincir heykellerinden dolayı Zincirli ya da Aslanlı Köprü olarak anılıyor. 1849 yılında yapılmış, az ilerisinde de muhteşem bir başka köprü olan Elizabeth Köprüsü var. Biz Buda tarafında, hemen Parlamento Binası'nın karşısındaki bir otelde kalıyoruz.Tam karşı kıyıda ancak Harry Potter filmlerinde görebileceğiniz tipte bir Parlamento Binası tüm ihtişamı ile karşımızda duruyor. Otelin penceresinden de görebildiğimiz bu muhteşem yapı geceleri bilinçli bir aydınlatma ile olağanüstü bir mücevhere dönüşüyor. Şehir içinde tarihi yapılar sadece sarı-beyaz ışıklarla aydınlatılmış. Kıyıdaki Parlamento Binası'nı gezmek istiyorsanız pasaportunuz yanınızda olmalı. İç yapısı da en az dışı kadar ihtişamlı ayrıca bu binanın, Budapeşte'nin en yüksek yapısı olduğunu öğreniyorum. Parlmento'nun Tuna Nehri'ne bakan kısmında ise çocuk, kadın ve erkek ayakkabı heykelleri dikkat çekiyor. Bu heykeller II. Dünya Savaşı'nda kurşuna dizildikten sonra nehre atılan Yahudilerin anısına yapılmış. Tarihe hem bilinç hem de kararlılıkla sahip çıkılmış bu şehirde. Dikkat ediyorum şehirdeki elektrik direkleri bile tarihi ortamla uyumlu.

HEDİYELİK UCUZ
Otelin kapısından taksi ile Peşte'ye doğru yola çıkıyoruz. Amacımız Peşte'nin Beyoğlu'suna gidip alışveriş yapmak. Zincirli Köprü'den karşıya geçiyoruz, yol sandığımız kadar uzak değil. Caddeye yaklaşınca arabadan inip yürümeye başlıyoruz. Sokaklarda turizme yönelik pazarlar kurulmuş. Deri eşyalar, seramikler, Budapeşte hatıraları satılıyor. Kış aylarında bu pazarlarda burnunuza karanfilli sıcak şarap kokusu gelir. Hemen her köşede sıcak şarap, peynir, şarküteri ürünleri satılır. Ayaküstü birşeyler atıştırmak için ideal. Hediyelik eşyalar oldukça ucuz. Öyle ki gereğinden fazla alışveriş yapıp dönüşte fazla valiz parası ödemek zorunda kalıyoruz. Üstelik gümüş ve yarı değerli taşlarla yapılmış eşyalar İstanbul'la kıyaslandığında ucuz sayılmaz. Budapeşte fazla kalabalık bir şehir değil. İnsanlar işlerinin başında, bizim sokaklardaki gibi bir kalabalığa rastlamak mümkün değil. Caddelerde orta yaşın üstünde emekliler ve okula gidip gelen talebeleri görüyorsunuz. Sokaklar da caddeler de boş, trafik sorunu hiç yok.

PEŞTE DÜZ BİR ŞEHİR
Mutlak görmek istediğimiz Peşte'nin Dohany Caddesi'ndeki büyük sinagoga gitmek üzere taksiye biniyoruz. Budapeşte'deki taksilerin çoğu Mercedes ve onları ancak telefonla çağırabiliyorsunuz. Yoldan işaretle bir taksi durdurmanız imkansız gibi. Bir otel önünde sıralanmış bir arabaya biniyoruz. Kısa bir yolculuktan sonra şöför ilerdeki büyükçe yapıyı işaret ederek sinagogu gösteriyor. Diğer ülkelerde gördüğümüzden hem farklı hem de daha büyük bir yapı bu. New York'taki Temple Emanuel'den sonra dünyanın ikinci büyük sinagogunun burası olduğunu öğreniyoruz. 15-20 dakikalık bir bilet kuyruğundan sonra içeri giriyoruz. Dışarısı oldukça kalabalık, turistlerin büyük ilgisini çekiyor bu mekan. Peşte'den Buda'ya yürüyerek dönüyoruz. Bu sayede şehri daha çok görmeyi planlıyoruz. Peşte düz bir şehir. Birbirini kesen caddelere bölünmüş. Binaları harika. Çoğunun dış cephesi heykel ve rölyeflerle kaplı. Bir hayal şehri sanki, 150 yıl evveline ışınlanmış hissine kapılıyoruz. Bu ulusa saygı duymamak imkansız. Budapeşte, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun başkenti. Viyana'dan daha az görkemli olduğunu söyleyemem. Kahramanlar Meydanı'ndan Elizabeth Meydanı'na kadar uzanan cadde Budapeşte'nin en ünlü caddesi. Cadde boyunca pek çok dükkan var. Meşhur opera binası da burada. Neo Rönesans tarzı binaların ve kalburüstü restoranların olduğu Andrssyut Caddesi'nin yapımına 1872 yılında başlanmış. 2000 yılında UNESCO tarafından da Dünya İnsanlık Mirası Listesi'ne alınmış. Bu caddede yürürken kendinizi tarihin içinde yürüyor gibi hissediyorsunuz. Karşılıklı sıralanmış muhteşem yapılar arasından geçerek nihayet Kahramanlar Meydanı'na geliyoruz. Burası anıtsal bir meydan. Bu meydanda Macar tarihinden önemli kişilerin, savaş kazanmış kişilerin heykelleri bulunuyor. Bizi yenen kutsal Roma İmparatoru Leopold'un heykeli de var. Meydanın bir kenarında önemli sergilerin gezilebileceği Macaristan Ulusal Müzesi var.

BİSİKLETİ SEVİYORLAR
Kış aylarındaki acı soğuğa rağmen, Budapeşte sokaklarında yaşları ilerlemiş insanlar, koyu renkli ve hafifçe aşınmış kıyafetler içinde dolaşıyor. Bu insanlar yürüyüş yapmayı seviyor. Budapeşteliler bisiklete binmeyi de çok seviyor. Farkında olmadan bisiklet yolunda yürürseniz sizi kornalarla uyarıyorlar. Yanınızdan geçerken de kibarca tebessüm ediyorlar. Gençler daha çok kaldırımların üstündeki bisiklet yollarında bisiklete biniyor. Gelişmiş bir Batı ülkesindeki trafik yoğunluğu burada olmuyor. Budapeşte insanlarıyla, yapılarıyla masal gibi bir şehir. İnsan kendisini gerçek bir masalın içinde hissediyor. İnsanlar size yardımcı olmaya çalışıyorlar. Üstleri başları temiz ama elbiseleri hafiften aşınmış. Rahmetli annemin ceket dirseklerime yapmış olduğu yamalar ve eniştemin paltosunu terse çeviren Beyoğlu'ndaki Rum terzi ve yine Beyoğlu'ndaki örücüler aklıma geliyor. Bu insanları anlıyorum. Ayrıca bu onarım ve yamaların bugün benim sanatı kavrayışımı da belirlediğini hissediyorum. Ve mu masalsı kente veda ediyorum.

Bubi Hayon/Ressam

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.