X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Uzakdoğu'nun renkleri
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Uzakdoğu'nun renkleri

  • Giriş Tarihi: 4.6.2014

Görkemli tapınaklar, Vietnam Savaşı'nın gerçek yüzü, devasa kayalar içinde benzersiz bir koy, Kamboçya'nın fakir ve sevimli insanları, fil üzerinde seyahat... Vietnam ve Kamboçya, konuklarına çok farklı duygular yaşatıyor. Back-Up Genel Müdürü Sitare Sezgin bu iki ülkeyi kapsayan gezisini yazdı

Gece uçağı ile Tayland aktarmalı Saigon'a uçuyoruz, oldukça uzun süren gümrük işlemleri sonrası saat 19.00 gibi otelimize geçiyoruz. Saigon'da kaldığımız otel Majestic Saigon, nehrin yanında ve koloni zamanından kalma, şehrin ilk büyük otellerinden. Biraz Pera Palas'ı anımsatıyor. İlk gecemizde şehir içinde güzel bir yemek yiyoruz, sonrasında bir roof barda şehrin güzel manzarası eşliğinde kokteyllerimizi yudumluyoruz.

1. gün: Saigon-Mekong Deltası
Otelimizin terasında nehir manzarası eşliğinde kuvvetli bir kahvaltı yapıp Vietnam maceramıza başlıyoruz. Saigon çok kalabalık bir şehir, trafik çok yoğun ama trafikte arabadan çok motosiklet görüyorsunuz. Neredeyse tüm sürücülerin her tarafı kapalı, eldivenli ve kapişonlu. Renk renk montlarını ve yüzlerinde de maskelerini görünce açıkçası ben biraz endişelendim, zira hava kirliliği veya salgın bir hastalık olduğunu düşündüm. Rehberimiz Vietnamlıların özellikle güneşten yanmamak için bu yola başvurduklarını söyledi. Özellikle eskilerden kalma bir alışkanlıkmış, daha çok işçi veya çiftçi sınıfı güneş altında çalıştıkları için hep yanık tenli olduklarından, şehirliler biraz da kendilerini farklılaştırmak için aşırı nemli bir havada bu eziyeti çekiyorlarmış. Çok ilginç başka bir şey de sokaklardaki direkler. Elektrik, telefon fark etmiyor, hayatınızda bu kadar çok karmaşık kablo topluluğu göremezsiniz. Şehrin tarihi postanesi ve Notre Dame Kilisesi'ni gördükten sonra Vietnam Savaşı'nın korkunç yüzünü gösteren savaş müzesine gittik. Binlerce kişinin hayatını kaybettiği ve yıllarca süren bu savaşın belki de en korkunç anlarına şahitlik eden fotoğraflar hepimizi çok derinden etkiledi. Sonrasında şehirden ayrılıp Mekong Nehri deltasına doğru hareket ettik. Burada balıkçı kayığı ile nehirdeki gezintimize başladık. Yine nehir kıyısındaki balıkçı köylerini, hindistan cevizinden şekerleme yapan bir atölyeyi ziyaret ettik. Açıkçası tüm Saigon turlarında bu gezi mutlaka tavsiye ediliyormuş ama biz çok fazla keyif almadık, zira nehir oldukça kirli ve hava çok nemliydi. Bunun yerine Saigon şehrini biraz daha keşfetmek daha akıllıca olabilirmiş.

2. gün: Hue
İkinci günümüzde Vietnam Havayolları ile Hue'ye geçiyoruz. Buradaki ilk durağımız Song Huong Nehri kenarında bulunan Dame Celeste Pagodası. Gerçekten çok büyük, içinde nilüferlerin olduğu havuzları bulunan bir tapınak. Rahiplerin yaşadığı evler de var. Pagodanın mimarisi de çok etkileyici. İç bahçedeki binaların birinde çok büyük altın bir Buda heykeli var, önünde de sürekli dua eden Vietnamlılar. Tapınak gezimiz sonrası imparatorluk şehrini (Hoang Thanh) gezmeye gidiyoruz. Burası yüksek duvarlar ardına gizlenmiş bir yeryüzü cenneti; krallar, soylular ve aileleri burada yaşıyorlarmış. Birçok tapınak, bina, havuzların olduğu bir yer. Aslında biraz da hüzünlü, çünkü çok büyük ve görkemli bir hapishane gibi. İmparatorluk şehri gezimizden sonra otelimize geçiyoruz. Otelimizi görünce açıkçası neden daha önce gelmedik ki diye hüzünleniyoruz. Pilgrimage Village iyi bir spa oteli. Odalar tahta bungalovlar şeklinde. Aslında biraz Hillside Beach Club havası var. İki günlük yoğun ve aralıksız gezilerimizin yorgunluğunu atmak için önce yüzüyor sonra da masaj yaptırıyoruz.

3. gün: Hoi An
Üçüncü gün karayolu ile Hoi An'a doğru yola çıkıyoruz, yolda Danang şehrinden de geçiyoruz. Burası deniz kıyısında, biraz Miami gibi bir şehir. Oldukça büyük bir ticari limanı da var. Hoi An ise, 15. yüzyıldan bu yana aktif, çok önemli bir liman şehri. UNESCO'nun dünya mirası şehirlerinden biri olduğu için de tüm tarihi yapılar korunmuş. Daracık sokakları, bolca sanat galerileri, restoran ve kafeleriyle Hoi An Vietnam'da gördüğümüz en bohem yer. Etrafta bir sürü Avrupalı ve Avusturyalı gördük. Hatta öğleden sonra bir Fransız çiftin açtığı Enjoy adlı kafede ev yapımı hamburger yedik. Kafenin işletmecisi kadın moda tasarımcısı, eşi ise fotoğrafçı. Vietnamlı bir çocuk evlat edindikleri için Hoi An'a taşınmışlar ve büyük bir ev yaptırmışlar, odalarını da oda-kahvaltı olarak kiralıyorlar. Muhteşem günbatımını izledikten sonra otelimize geçiyoruz, yine deniz kıyısında Palm Garden Life Oteli muhteşem bir yazlık resort, kocaman plajı, havuzu ve bahçesi var. Yalnız gündüzleri oldukça yoğun olan gezi programımızdan dolayı otellerimizin keyfine fazla varamıyoruz. Otelde biraz dinlenip gece Güney Çin Denizi'ne giriyoruz. Sonrasında tekrar muhteşem Hoi An'a gidip nehir kıyısında küçük bir lokantada yemek yiyoruz. Daha sonra gezimizin en eğlenceli keşiflerinden biri olan ve neredeyse müşterilerinin tamamının Avusturalyalı ve Yeni Zelandalı gençler olduğu Backpack adlı bara gidip eğleniyoruz.

4. gün: Hanoi
Dördüncü günümüzde yine Vietnam Havayolları ile başkent Hanoi'ye gidiyoruz, aslında burası politik başkent, ekonomik başkent ise ilk durağımız olan Saigon'du. Hanoi görkemli bir şehir, koloni zamanından birçok güzel bina, oteller var. Vietnam'ın Atatürk'ü Ho Chi Minh'in mozolesi gerçekten Anıtkabir'e çok benziyor. Ülkelerini bağımsızlaştıran bu iki büyük liderin bu kadar benzer mozolelere sahip olması çok ilginç geldi. Mozolenin önünde sürekli nöbet tutan askerler ve hayatımda gördüğüm en büyük meydan var. Mozole sonrası Vietnam'ın ilk üniversitesi olan Van Mieu'yu da geziyoruz. Burası 11. yüzyılda kurulmuş ve hâlâ aktif. Biz oradayken yeni mezun olan üniversite öğrencileri keplerini fırlatıp fotoğraf çektirdikler. Üniversite sonrası meşhur tuk tuklara bindik, daracık sokaklarda, yoğun trafikte farklı bir deneyim oldu. Akşam ilk olarak çok eski bir Vietnam geleneği olan suda kukla şovuna gittik, kukla oynatıcıları suyun içinde uzun çubuklarla kuklalarını oynatıyor, oynatıcıları görmüyorsunuz. Aynı zamanda Vietnam yerel müziği de canlı çalınıyor, şiddetle tavsiye ederim. Yemek sonrası şehri keşfetmek için yürüyüş yaparken gördüğümüz Sofitel Metropole Oteli'nin içindeki barda hem müzikler hem de kokteyller muhteşemdi.

5. ve 6. gün:Ha Long Koyu
Hanoi'den uzun bir karayolu yolculuğu sonrası çok merak ettiğimiz Ha Long Koyu'na vardık. Açıkçası Ha Long Koyu Catherine Deneuve'nun muhteşem filmi Indochine'i seyrettiğimden bu yana benim en çok görmek istediğim yerlerden biriydi ve bu gezide Vietnam'ı seçme sebeplerimin de başında geliyordu. Tekneyle akşamı geçireceğimiz lüks teknemize vardık. Ancak ne yazık ki çok az rastlanan fırtına beklentisinden ötürü liman güvenliği hareketimize izin vermedi ve hayalini kurduğumuz Ha Long Koyu gezimizi yapamadık. Ertesi gün hava düzeldiği için özel bir tekne ile tüm koyu ve kireçtaşının binbir şekil aldığı Sürpriz Mağarası'nı gezdik ama yine de akşam teknede kalıp Ha Long Koyu'nda yıldızların altında bir gece geçiremediğimiz için içimiz biraz buruktu. Lakin koyun devasa kayaları arasında geçirdiğimiz birkaç saat bile hepimiz için gerçek bir görsel şölendi. Biraz da tadı damağımızda kalarak Ha Long maceramızı tamamladık.

7. 8. ve 9. gün: Kamboçya
Kamboçya muhteşem doğası, tarihi ve çok sevecen insanları ile gezimizde hepimizin en çok sevdiği durak oldu. Kamboçya'da tapınaklar bölgesini gezdik, ama rehberimizden ayrıca çok güzel safari yapılabilecek yerler olduğunu da öğrendik. Ülke ne yazık büyük bir sefalet içinde. Dünya tarihinin en büyük katliamlarından birini Kızıl Kmerlerin yönetiminde yaşamışlar, ne yazık ki dünyada en fazla öksüz çocuğun olduğu ülkelerden biri. Ekonomik olarak komşuları Vietnam ve Tayland'a bağımlı ve her iki ülke de Kamboçya topraklarında hak iddia ediyor. Bu kadar kötü koşullara rağmen ülke halkı çok hümanist ve naif. Kamboçya tam bir tapınaklar cenneti. Biz burada geçirdiğimiz üç gün boyunca birçoğunu gezdik. Tabii ki en ünlü ve görkemli tapınak olan Angkor Wat'ı da gördük. Burası dünyadaki en büyük dini yapı. Boyut olarak çok daha küçük de olsalar gezdiğimiz tüm diğer tapınaklar gerçekten muhteşemdiler; onlarca taş Buda heykellerinden oluşan Bayon Tapınağı, Lara Croft Tomb Raider filminin birçok sahnesinin çekildiği dev ağaçların kökleri tarafından sarılmış Ta Phrom Tapınağı, çok ince taş işçiliğinden dolayı Lady Temple olarak bilinen Banteay Srei Tapınağı ve sudaki muhteşem yansıması ile fotoğrafçılar için bulunmaz komposizyonlar sunan Angkor Thom Tapınağı... Tapınakları gezerken ayrıca fil gezintisi yapıp, maymunlara muz yedirdik. Özellikle fil gezintimiz değişik bir deneyim oldu. Siemreap aynı zamanda gece hayatı çok renkli bir yer. Avrupa'dan ve Avustralya'dan buraya göç etmiş birçok kişinin açtığı bistrolar ve publar var. Molly Malone's Irish Pub'da hayatımın en güzel canlı müziklerinden birini dinledim hatta ekibimizden bir arkadaşımız da grup ile beraber canlı bas gitar çaldı.



kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.