X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ramazan ruhunu yaşamak için Konya ideal
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ramazan ruhunu yaşamak için Konya ideal

  • Giriş Tarihi: 25.6.2014

Konya, mistisizmiyle ve geleneksel kültürüyle dünyanın dört bir tarafından ziyaretçi akınına uğruyor. Üstelik ayak basar basmaz medreseleri, türbeleri, külliyeleri ve müzeleriyle, topraklarına her adım atanı farklı bir kültürün içine çekiyor. Bu nedenle Ramazan ayı Konya'yı görmek için ideal zamanlardan...

Tarihiyle, kültürüyle, mutfağıyla ülkemizin güzel kentlerinden biri olan Konya, Türkiye'nin en kalabalık dördüncü şehri. Anadolu Selçuklu Devleti'ne yüzlerce yıl başkentlik yapan Konya'da, Osmanlı'dan çok Selçuklu izlerine rastlanıyor. Ve bu izler zamana meydan okurcasına hâlâ dimdik ayaktalar. Kentin hemen her yanında karşınıza çıkacak çift başlı kartal figürü ise Selçuklu Devleti'nin askeri arması. ABD'li tarihçi Bernard Berenson, bu eserler karşısında hayranlığını şöyle ifade etmiş: "Selçuklu mimarisi ne büyük mucize! Zarafeti, tasarımdaki özgünlüğü, süslemesindeki ince mükemmelliği, Fransız Gotik mimarisinin en iyi örnekleri hariç, bildiğim bütün mimari tarzlarından çok üstünde..." Selçuklu sultanları Konya'da ikamet ederlermiş, şimdi de onların zevklerinin, güzelliğe duydukları sevginin ve ihtişamlarının bir anıtı Konya. Bu eserler içinde en etkileyicileri Alaaddin Camii, Büyük Karatay Medresesi, İnce Minare, Sırçalı Medrese ve Sahip Ata Külliyesi. İnsan emeğiyle oluşturulan Alaaddin Tepesi, kentin tam merkezinde. Ve bu eserlerin neredeyse tamamı Alaaddin Tepesi'nin çevresinde toplanmış durumda. Bu yüzden Konya'da gezmek oldukça rahat. Konya ova üzerine kurulduğu için bisikletinizle kolaylıkla gezebileceğiniz tipik bir Avrupa şehri gibi... Etraftaki bisiklet çokluğu, bisiklet sporunda en başarılı isimlerinin buradan çıkmasını da bu durum açıklıyor aslında. Bu arada Konyalıların en yoğun olarak kullandığı dinlenme yerlerinden biri olan tepe, Ramazan nedeniyle Konyalıların gölgelerinde dinlendiği bir açık hava parkına dönüşüyor. İftar saatini Alaaddin'in ulu ağaçlarının altında serin serin bekleyerek, hatta uyuyarak geçirmek Konyalıların adeti...

AÇIKHAVA MÜZESİ KONYA

Kentin en eski camilerinden Alaaddin Camii 793 yaşında. Anadolu Selçuklu mimarisinin Konya'daki en etkileyici yapısı olan caminin iki renk taş ve mermerden yapılmış taç kapısı, çinili mihrabı, çini mozaik süslemeli kubbe ve abanoz ağacından minber bölümü insan yaratıcılığının eşsiz örneklerinden. Selçuklu dönemi vezirlerinden Abdullah Bin Karatay tarafından 1251 yılında yaptırılan Büyük Karatay Medresesi, günümüzde Karatay Çini Eserler Müzesi olarak hizmet veriyor. 1955 yılında müzeye dönüştürülen medresede Selçuklular, beylikler ve Osmanlı devirlerine ait çiniler sergileniyor. 1258 yılında hadis ilmi okutulmak üzere inşa edilen İnce Minare ise 1956 yılında Taş ve Ahşap Eserler Müzesi'ne dönüştürülmüş. Özellikle Uzakdoğulu turistlerin ilgi gösterdiği İnce Minare'nin her santimetre karesinde sanatı görmek mümkün. Çapraz tonozlu giriş bölümünden geçilen divanhane, ortasında havuzu bulunan üzeri kubbeli, kare planlı avlunun güney ve kuzeyinde beşik tonozlu öğrenci hücreleri ve kubbe kasnağında kufi yazı ile işlenen 'El-Mülkü-Lillah' (Mülk Allah'ındır) ve Ayet-el Kürsi'ler hemen dikkat çekiyor. Turkuvaz renkli ve beyaz hamurlu tuğlalarla örülü minaresiyle İnce Minare, detaylarıyla insanı büyülüyor. Konya'nın İslamiyet öncesi geçmişini merak edenler için Arkeoloji Müzesi kesinlikle atlanmaması gereken yerlerden... Çatalhöyük, Canhasan, Suberde ve Karahöyük buluntularının yanı sıra Hitit, Frig, Grek, Roma ve Bizans devrine ait eserlerin de sergilendiği müzeden hemen sonra İslamiyet sonrasına geçiş yapmak isteyenler için, gidilmesi gereken ilk yerler Selimiye ve Aziziye camileri. 1587'de yapılan Selimiye Camii'nin mimarı bilinmiyor, bilinen II. Selim tarafından yaptırılıp babası Kanuni'ye armağan edildiği. Aziziye Camii ise 1676'da yapılmış, bir kez restorasyon geçirmiş, biraz Batılı tarzda bir camii. Rokoko tarzı minareleri bunun en belirgin örneği.

SICAKTAN BUNALARLAR İÇİN MERAM

Konya'nın mesire yeri Meram 'Konya'nın akciğeri' olarak anılıyor. Gürül gürül akan şelalesi, şelalenin sularıyla beslenen ve Venedik kanallarını andıran kanalıyla Meram, çölde vaha gibi. Çocukların atladığı, her iki yanında restoranların sıralandığı kanalda, renkli gezi tekneleri var. Eskiden Konya'nın bağlık yeri olan Meram, kentin en lüks ve nezih muhitine dönüşmüş. Günümüzde bağların büyük bir bölümü heba edilse de güzelliğini hâlâ koruyan Meram Bağları, İkinci Haçlı Seferi'nde Haçlı ordusunun konakladığı yer aynı zamanda. Ortasından Meram Deresi'nin aktığı bağlardaki tarihi Meram Köprüsü dikkat çekici. Osmanlı'da fakirlere sadaka vermek için kullanılan sadaka taşlarından biri bu köprünün hemen ağzında yer alıyor. Bağların diğer bir özelliği de, yaz aylarında eksik olmayan, çam, çınar ve çiçek kokularını Konya'nın güneybatısına taşıyan Gedabad rüzgarının kaynağı olması. Konya'nın içerisinde gezerken, şehirden farklı havası olan mahallelere rastlayabiliyorsunuz. Örneğin Selimiye Camii'nden beş dakikalık yürüyüşle ulaşılabilen Akçeşme Mahallesi'ndeki geleneksel Konya evleri, bir labirenti andıran dar ve kıvrımlı yollar boyunca, kalın duvarların ardında kalıyor. Tek kanatlı ahşap kapılarla dışa açılan evlerin, taş kemerli kalın kerpiç duvarları toprakla sıvanmış. Evlerdeki en dikkat çekici ayrıntı, pencerelerdeki oymalı demir kafesleri. Burası, çeşit çeşit dükkanları, lokantaları, antikacılarıyla sizi şaşırtabiliyor. Taş konaklarının büyük bölümünün içi hat, çini, ebru ve tezhip kursları yapılarak restore edilmiş. Tarihte İslam süsleme sanatlarının merkezi olan Konya'da, bu tarz kurslar oldukça yaygın. Konya'nın sokaklarını iftar sonrası dolaşmanızı ayrıca öneriyoruz. Akşam saatlerinde parkları, bahçeleri, fuar alanını, çay evlerini dolduran kadınlar, çoluk çocukla karşılaşmak mümkün. Konya Büyükşehir Belediyesi'nin eski salaş haline müdahale edip tam bir sanat merkezine dönüştürdüğü fuar alanı görülmeye değer.

KUBBE-İ HADRE'DEN ARŞA YAYILAN BİR İNANÇ

Mevlana bir tarikat kurmadı ama bunun temellerini attı. Oğlu Sultan Veled, postnişin (şeyh) olduktan sonra bir tekke inşa edildi. Bu tekkede Kur'an ve Mesnevi okunuyor, sema yapılıyordu. Zamanla tarikat diğer illere, hatta komşu İslam ülkelerine de yayıldı. Böylece Mevlevilik en yaygın sufi tarikatlardan biri haline geldi. Mevlana'nın, yakınları ve dostlarının defnedilmiş olduğu Konya'daki Yeşil Kubbe (Kubbe- i Hadre), tarikatın manevi merkezi halini aldı. Mevleviliğin başlangıcında sema ayini, dervişlerin vecde gelmesiyle başlıyordu. Ulu Arif Çelebi zamanında semadan önce Kur'an ve gazeller okunmaya başladı. Sema ayini 'mukabele' denilen günümüzdeki şeklini 15. yüzyılda Pir Adil Çelebi zamanında aldı. Konya'da yapılacak en önemli şeye geldi sıra; "Hamdım, piştim, yandım," diyen Mevlana'nın Yeşil Türbe'si. Mevlana Müzesi'ne dönüştürülen Yeşil Türbe, kentin ruhunun odak noktası ve müzede Mevlana'nın sandukası ve Mevleviliğe ait çeşitli eserler sergileniyor. Topkapı Müzesi'nden sonra en çok ziyaret edilen ikinci müze olan türbe, dünyanın dört bir yanından ziyaretçi akınına uğruyor. Mevlana'yı ziyaret edip, Şems'i ziyaret etmemek olmaz. Şems'in makamı, Şems Parkı'nın içindeki bir camide bulunuyor. Günümüze gelene dek, ölüm şekline dair hiçbir bilgi bulunmayan Şems'in vefatından önce bir gün "Kaybolacağım, izimi bulamayacaksınız," dediği kayda geçmiştir. Şems'in tekrar Şam'a gittiği de rivayet edilir. Genel kanı ise Konya'da öldürülüp bir kuyuya atıldığı yönündedir. Bir rivayete göre Mevlana'nın büyük oğlu cesedi çıkarıp gömmüş; Mevlana'nın hepten harap olmasını engellemek için de Mevlana'ya Şems'in kaybolduğunu söylemişler. İşte bugün Konya'da bulunan, Şems'e ait bu makam, orada yazılana göre bu kuyunun hemen üstünde.

KONYA'DA NE YENİR?

Konya'da etli ekmek yemeden olmaz... Bıçak kıyması, domates ve maydanozdan oluşturulan harcın pideyle buluşturulmasıyla ortaya çıkan bu eşsiz lezzet başta bilindik kıymalı pideye benzese de, hamurun inceliği ve uzunluğu, apayrı lezzetiyle farkını hemen hissettiriyor. Konyalıların fırın kebabı da meşhur. İftar sofrasında Köşk Konya Mutfağı'ndaydık. Yaprak sarması meşhur... Konya'nın yerel tatlarından biri de 'sac arası'... Baklavaya benziyor ama oldukça hafif. Kente gelenlerin demirhindi şerbetini de mutlaka denemeleri gerekiyor.

BİSİKLET YA DA TRAMVAY

Konya'da bisiklet ve motosikletiniz yoksa tramvayla her yere ulaşabilmeniz olası. Uzun Bedesten ve Kadınlar Pazarı da Konya'yı farklı kılan yerlerden... Aziziye Camii'nin yakınlarındaki pazarda, eskiden bağ bahçe sahibi hanımlar kendi ürettikleri sebze ve meyveleri satarlarmış. Bundan dolayı Kadınlar Pazarı olarak anılıyor. Şimdi satıcılar kadın olmasa da, avlunun ortasındaki bölümde yine taze sebze ve meyve satılıyor. Avlunun kenarlarına sıralanmış dükkanlarda ise Anadolu'nun dört bir yanında üretilen peynirleri bulmak mümkün. Konya'nın ünlü küflü peynirinin en lezzetlisini burada bulabilirsiniz.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.