Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Yeni başlayanlar için Venedik

Giriş Tarihi: 19.11.2014
Yeni başlayanlar için Venedik

Günaydın yazarı, top model Özge Ulusoy, ilk kez gittiği Venedik'i Tatil SABAH için yazdı. Kanallar Şehri'nde iki gün geçiren ve doğum gününü orada kutlayan Ulusoy'un şehirde en sevdiği yer Peggy Guggenheim Müzesi olmuş

Mesleğim dolayısıyla dünyada gitmediğim kıta kalmadı. Ülkelerde de geniş bir listem var. Bunu düşününce Venedik'e ilk kez bu yıl gitmiş olduğuma ben de inanamıyorum. Hem doğum günüm hem Cumhuriyet Bayramı tatili aynı günlere denk gelince Venedik'e iki günlük bir seyahat planladık. Venedik, Kuzeydoğu İtalya'da birbirinden kanallarla ayrışmış ve köprülerle bağlanan 118 adanın üzerine kurulu. Havaalanından inip sizi Venedik'in merkezine götürecek olan ufak tekneye bindiğiniz an başka hiçbir şehirde yaşayamayacağınız bir deneyimle karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz. Şehrin ismi MÖ 10. yüzyılda burada yaşayan Veneti insanlarından geliyor. 'Kanallar Şehri', 'Sular Şehri', 'Maskeler Şehri' olarak da anılan Venedik, aynı zamanda Avrupa'nın en romantik şehirlerinden biri kabul ediliyor. Şehir özellikle 13. ve 17. yüzyıllar arasında sanatın ve ticaretin merkeziymiş. Senfonik müzik ve orkestranın gelişiminde büyük rol oynayan Antonio Vivaldi de burada doğmuş. Zaten şehri gezerken sürekli kulağınıza gelen klasik müzik size kendinizi sanki bir filmin içindeymişsiniz de müziği eşliğinde geziyormuşsunuz hissi yaşatıyor.

KÖPRÜLERLE BAĞLI
Şehir başta San Marco Meydanı olmak üzere irili ufaklı meydanlarıyla çoğu İtalya hatta Avrupa kentiyle benzerlik gösteriyor. Ama tabii ki en büyük fark suyun üzerindeki şehirde meydanlara ulaşmak için köprülerden geçmeniz gerekmesi. Venedik'teki en büyük kanal olan Grand Kanal (Canal Grande) yaklaşık 4 kilometre uzunluğunda. Günümüzde üzerinde dört tane köprü bulunmakta. Bunlardan en eskisi Rialto Köprüsü. Ama bana göre en güzeli ve sosyal medya fotoğrafları için en uygun olanı ise Accademia Köprüsü. Güneşli havalarda eşsiz bir manzaraya sahip olan köprünün etrafındaki kafe ve restoranlarda dinlenerek köprü üzerindeki kalabalığı seyretmek bile çok keyifli. Köprünün üzerinden geçerek ulaştığımız Peggy Guggenheim Müzesi ise şehirde en sevdiğim mekanlardan biri oldu. Max Ernst'ün eski eşi ve Jackson Pollock'u keşfeden kişi olan varlıklı ve sanata düşkün Guggenheim ailesinin bir ferdi olan Peggy Guggenheim'ın özel koleksiyonundan modern sanat parçalarının sergilendiği müzede, Dali, Picasso, Joan Miro, Jackson Pollock, Piet Mondrian, Paul Klee, Rene, Magritte gibi çok önemli sanatçıların eserlerini görebilirsiniz. Müzenin ön bahçesi ve içindeki eserler zaten yeterince etkileyiciyken arka kapısından çıkınca karşılaştığınız kanal manzarası da sizi kendisine bir kez daha hayran bıraktırıyor. Benim Venedik'teki ikinci sanat durağım ise Dükler Sarayı (Palazzo Ducale) oldu. San Marco meydanındaki saray günümüzde birçok sergiye ev sahipliği yapıyor. Dükler Sarayı 1603 yapımı taş bir köprüyle hapishaneye bağlanıyor. Bu barok tarzı süslü ve pencereli köprü 'Son Nefes Köprüsü', 'Ah'lar Köprüsü' gibi isimlere sahip. Çünkü zamanında idam mahkumlarının pencereden son kez gördükleri yermiş.

BELLINI VE CARPACCIO

Gelelim iyi yemek ve eğlence için neler yapılabileceğine. Ben size en beğendiğim yerden, Harry's Bar'dan yani Cipriani efsanesinin yaratıcısı Giuseppe Cipriani'nin ilk restoranından bahsetmek istiyorum. Restoranın en enteresan taraflarından biri kuruluş hikayesi zaten. Bostonlu varlıklı bir genç olan Harry Pickering, 1920'lerin sonunda sık sık Cipriani'nin barmen olarak çalıştığı Venedik'teki Hotel Europa'ya gelmektedir. Bir süre sonra bu ziyaretler kesilir. Giuseppe Cipriani neden artık gelmediğini sorunca Harry'nin cevabı ailesinin artık kendisinin gece hayatında para harcamasını istemedikleri için finansmanını kestikleri olur. Bunun üzerine Cipriani parası olmayan Pickering'e on bin liret borç verir. Harry Pickering bu olaydan iki sene sonra borcunu elli bin liret olarak geri öder. Cipriani'nin web sitesinde yazıldığına göre Pickering bu parayı verirken Cipriani'ye şöyle der; "Cipriani sana borcumu veriyorum. Minnettarlığımı göstermek için de kırk bin liret daha veriyorum. Bu parayla kendine bir restoran açabilirsin. Yalnız adını Harry's Bar koymanı isterim." 1931 yılında kurulan ve daha sonra Cipriani restoranları olarak zincir haline gelen mekanın adı hep aynı kalmış. Gerçek İtalyan lezzetleri için en doğru yer olan Harry's Bar'ın bir özelliği de İtalyan mutfağının artık klasikleşmişlerinden olan Bellini kokteylinin ve carpaccio'nun burada bizzat Giuseppe Cipriani tarafından yaratılmış olması. Her iki lezzet de adlarını ünlü Venedikli ressamlardan almış. Bu arada San Marco meydanında bulunan ve belli saatlerde canlı klasik müzik dinleyebileceğiniz kafelerde kahve içerek yada gelato yiyerek gelen geçeni seyretmek de benim keyif aldığım aktivitelerden oldu. Gondol sefasını ise sona bıraktım. Seyahatimiz boyunca iki ayrı gondol gezisi yaptm. İlkinde rehber eşliğinde onun anlatımlarıyla süzüldük kanallarda. Diğerinde ise hava karardıktan sonra bir akordiyoncu ve şarkıcı eşliğinde müzikle yapılan romantik gezi oldu. İkisinin de keyfi ayrı ayrı güzeldi bence. Uyarmadan geçemeyeceğim bu gondol gezileri beklediğimden çok daha pahalıydı.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Yeni başlayanlar için Venedik
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz